Francesca Schiavone, gerçekten inanılmaz bir ilham, azim ile gönlümde taht kurdu.
Abone Ol
Roland Garros’u işten, güçten vakit bulduğumca izlemeye çalıştım bu sene. Neredeyse her izleyişimde denk geldim İtalyan tenisçiye. Evet, Francesca Schiavone, gerçekten inanılmaz bir ilham, azim ile gönlümde taht kurdu.
Son dönemde tenisi pek takip edemesem de, bu turnuvada, adını daha önceden büyük turnuvalar kazanmayan orta sıralarda bir tenisçi olarak bildiğim Schiavone’den bahsetmek gerek. 29 yaşındaki İtalyan tenisçi, daha önce 4 turnuvayı kazanmış, 10 turnuvada final oynamış, kazandığı turnuvalardan hiçbiri Grand Slam olmasa bile ses getirecek turnuvalar değil. İşin ilginç tarafı, Roland Garros’ta 2001 ylında çeyrek final oynamış ve bundan sonra da dereceleri giderek düşmüş bir tenisçi. Toprak kortta genel itibariyle çok başarılı değil.
Bütün bu verilere rağmen Roland Garros’ta müthiş bir Schiavone izledik. Hırslı, azimli, kariyerinin ilerlemiş noktasında bir büyük başarı gerçekleştirmek için motive olmuş bir İtalyan. İlk 3 turda kendisinden WTA sıralamasına göre daha düşük tenisçilerle karşılaştı. Bu maçlarda pek zorlanmadı. 4.turda rakipler ciddileşmeye başlamıştı, Kirilenko’yu geçti. Çeyrek finalde, en az kendisi kadar azimli Polonya Asıllı Danimarkalı rakibi Wozniacki vardı. 6-2 ve 6-3 lük skorlarla rakibini geçmeyi bildi. Bu maçtan itibaren finale gideceğini, Justine Henin, Sharapova, Serena Williams gibi tenisçilerin kötü olduğu bir turnuvada hissettirdi. Yarı finalde büyük şansı, Dementieva’nın turnuvadan çekilmesi oldu. Açıkçası Dementieva’nın herhangi bir tıbbi yardım istemeden çekilmesi de tuhaftı. Son yıllarda bu seviyede bir maçtan çekilme hatırlamıyoruz.
Schiavone, sadece ilk turda 1 set kaybetti. Twitter’da da belirttiğim gibi, Arantcha Sanchez Vicario’yu çok anımsattı, inatçı, saldırgan ve çok erkeksi bir tenisçi olarak hafızalara kazındı. Azmi ile bence bu yıl tenis camiasına damgasını vurdu. Kupayı kaldırırken de sanki bebeğine kavuşmakta gecikmiş bir anne gibiydi. Ace’leri ile rakiplerini zorladı, büyük bir tekniği olmasa da, pek çok vuruşunda bacak ve kol hareketlerini de vuruşun içine adeta adapte etti, momentumu güçlendirerek sayılar almayı bildi. İzlemekten büyük keyif aldım. Finaldeki rakibi Avustralyalı Stosur’un forehand vuruşları da zaman zaman Stefi Graff’ı anımsattı bizlere.
Bu arada, TRT 3’teki maçları zaman zaman Meclis yayınları nedeniyle seyredemedim. Denk geldiğim anlarda ise Fahri İkiler üstadın sesini duymak yine keyifliydi. Kurum, 2 spikerle yayını gerçekleştirdi, bu nedenle üstadın sesini, o çocukluğumuzdan alıştığımız anlatımını daha az dinlemek zorunda kaldık.