Geri
İleri  

Büyük Selçuklu ne zaman kuruldu, ne zaman yıkıldı

Uyanış Büyük Selçuklu dizisini izleyenler Büyük Selçuklu Devleti'nin tarihini, kuruluşunu, yıkılışını merak ediyor. İşte Büyük Selçuklu ile ilgili bilmeniz gerekenler...

Selçuklu Hanedaný, Orta Asya kökenli Oðuz Türklerinin bir kolu olan Kýnýk boyuna mensup bir aile. Dukak'ýn soyundan gelen ve Selçuk'un kurduðu Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu ile bir hanedan halini alan Selçuklular 11. ve 14. yüzyýllar arasýnda Orta Asya'nýn bir bölümünü ve Orta Doðu'yu yönetti.

Selçuklular, Orta Doðu'da devletler kurarak 300 yýl boyunca egemen olmuþ, Oðuzlarýn Kýnýk boyundan bir Türk hanedanýdýr. Adý, hanedanýn kurucusu Selçuk Bey'den gelir. Göçebe Türklerde bozkýrdaki ýrmaklarý geçiþ büyük önem arzediyordu. Oðuznamede salý keþfeden kiþi boyun önemli bir atasý sayýlmaktadýr. Selçuklularýn kurduðu devletlerin ilki, Büyük Selçuklu Devletidir. Bu devlet daha sonra Anadolu Selçuklularý, Kirman Selçuklularý, Horasan Selçuklularý, Suriye Selçuklularý ve Irak Selçuklularý devletleri olarak beþe ayrýlmýþtýr.

--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Türklerin tarih boyunca kurduklarý devletlerden en önemlilerinden birisi Büyük Selçuklu Devleti'dir. Selçuklular 24 Oðuz kabilesinden Kýnýk boyuna mensupturlar. Oðuzlar 10. yüzyýlda Sir-i Derya (Seyhun) ile Hazar Denizi'nin doðusu ve Aral Gölü arasýndaki bölgede yaþarken Kýnýk boyu da bunlarýn arasýnda Sir-i Derya suyunun aðzýna yakýn oturmakta idi. 10. yüzyýlýn baþýnda Oðuz Yabgu Devleti'ni "Yabgu" unvaný taþýyan bir hükümdar idare etmekte idi. Selçuklu ailesinin atasý olan Temir-Yalýg (Demir yaylý) lakablý Dukak (veya Dokak)'ýn Müslüman olduðu rivayeti de vardýr. Dandanakan Muharebesi ile Horasan'ý Gaznelilerden alacak olan Tuðrul ile Çaðrý Beyler ise Mikail'in oðullarýdýr..

BÜYÜK SELÇUKLU SULTANLARI



Ordu


Devletin temeli olan ordu, Hassa ordusu ve týmarlý sipahilerden meydana geliyordu. sarayda özel olarak yetiþtirilip, doðrudan sultana baðlý olan Gulaman-ý Saray askerleri çeþitli milletlerden seçilirdi. Bunlar senede dört defa maaþ alýrlardý. Selçuklular, askeri iktalar sayesinde, maaþ ödemeden bir orduyu beslemiþ, mühim bir Türkmen nüfusunu topraða ve devlete baðlayarak iskan etmiþti. Bu sayede üretimin artmasýný, halk ile hükümet arasýnda yeni askeri ve idari bir kadronun kurulmasýný temin etmiþti. Bin süvariden fazla asker besleyen ikta sahipleri vardý. Büyük Selçuklularda ordu mevcudu, 400.000'e kadar çýktý. Bunun 46.000'i merkezde, geri kalaný devletin diðer bölgelerine daðýlmýþ durumdaydý. Ýkta sistemiyle, ülke menfaatlerini ahenkleþtirip, kudretli askeri ve idari teþkilata sahip oldular. Ayný sistem, Osmanlýlarý da etkiledi. Halk arasýndan Haþer denilen ücretli askerler de alýnýrdý. Ayrýca gönüllü Gaziyan ve çeþitli askeri sýnýflar da vardý.

Hassa ordusu
Hassa ordusu melik, vali, vezir ve diðer yüksek rütbeli devlet memurlarýnýn emri altýnda, her an harekete hazýr askerler olup maaþ alan Ordu mensuplarý.

Sipahiler
Týmarlý Sipahiler Süvari kuvvetlerinden oluþan Sipahi ordusu mensuplarýndan her biri, ülkenin çeþitli bölgelerinde kendilerine tahsis edilen topraklarýn (ikta=dirlik) gelirlerinden geçimlerini saðlýyordu.

Tarihi

Dandanakan'ýn muzaffer baþkumanlardan Çaðrý Bey, zafer sonrasýnda verilen toy yani büyük ziyafette üstün idarecilik vasfý ve keskin siyasi zekasýný takdir ettiði kardeþi Tuðrul Bey'i Büyük Selçuklu Devleti Sultaný ilan etti. Merv baþþehir yapýldý. Toplanan kurultayda feth edilecek yerlerle idareciler tespit edildi. Ceyhun ile Gazne arasýndaki bölge Çaðrý Bey'e, Bust-Sistan havalisi Musa Yabgu'ya, Niþabur'dan itibaren bütün batý bölgeleri Tuðrul Bey'e verildi. Çaðrý Bey'in oðlu Yakuti ile Ýbrahim Yýnal, batý cephesinde vazife aldýlar. Hanedandan Arslan Yabgu'nun oðlu Kutalmýþ, Gürcan ve Damgan'a, Çaðrý Bey'in oðlu Kara Arslan Kavurd ise, Kirman havalisine tayin olundular. Vazife taksiminin ardýndan kýsa zamanda; kuzeyde Harezm dahil, Maveraünnehr, Sistan, Mekran bölgesi, Kirman ve civarý, Hürmüz Emirliði hatta Arabistan Yarýmadasý'nda Umman ve dolaylarý ile Gürcan, Badgis, Huttalan tamamen zabt edildi. Tuðrul Bey, Taberistan, Kazvin, Dehistan, Ýsfehan, Nihavend, Rey ve Þehrezur'u alarak devletin sýnýrlarýný geniþletti. 1046'da Gence, 1048'de Erzen, Karaz, Hasankale, Erzurum ve havalisindeki Gürcü, Ermeni ve Bizans ordularý maðlubiyete uðratýldý.

Henüz yeni kurulan devlet kýsa zamanda, Büveyhilerin iþgalindeki Baðdad hariç, bölgedeki bütün Ýslam topraklarýna hakim oldu. Sultan Tuðrul, Büveyhilerin iþgalindeki halifelik merkezi olan Baðdad'ý kurtarmak için Abbasi halifesi el-Kaim bi-Emrillah'ýn daveti ile 17 Ocak 1055'te Baðdat'a girdi. Halifenin, alimlerin ve sünni müslümanlarýn büyük hüsn-i kabulüyle karþýlanan Tuðrul Bey, Büveyhi hükümdarlýðýný yýkarak Abbasi halifeliðini yeniden ihya etti. Ýslam aleminin takdirini kazanýp, büyük iltifatlara kavuþtu. Halifeliðe karþý yapýlan Fatými saldýrýlarýný bertaraf etti. Halifelik makamýna ve Baðdad þehrine hizmetinden dolayý 25 Ocak 1058'de Tuðrul Bey'e iki altýn kýlýç kuþatan halife, onu; doðunun ve batýnýn hükümdarý ilan etti. Selçuklu sultanýnýn, halife tarafýndan "Dünya hakaný" ilan edilmesi, Türklere büyük itibar kazandýrdýðý gibi, Alplik ruhunu okþayarak islam dininin cihad emrine daha fazla sarýlmalarýna yol açtý. Ayný sene Tuðrul Bey, tahrikler sebebiyle isyan eden üvey kardeþi Ýbrahim Yýnal'ý cezalandýrdý. Çaðrý Bey, yetmiþ yaþlarýnda 1060'ta, Tuðrul Bey ise, 1063'de yetmiþ yaþýnda vefat etti. Tuðrul Bey, devletini saðlam temeller üzeri ne oturtarak, sýnýrlarýný Ceyhun'dan Fýrat'a kadar geniþletti. Anadolu üzerine yaptýrdýðý akýnlarla, Bizans idaresinde bulunan bölgenin Türk yurdu olmasý için ilk harcý koydu

UYANIÞ BÜYÜK SELÇUKLU FRAGMANI ÝZLE



Tuðrul Bey'in oðlu olmadýðýndan, Çaðrý Bey'in oðlu Alp Arslan Selçuklu Devleti sultaný oldu. Baþa geçer geçmez amcasýnýn veziri Amid-ül-mülk'ü görevden alarak, yerine Nizam-ül-mülk'ü tayin etti. Sultan Alp Arslan, tahta geçmek iddiasýnda bulunan diðer rakiplerini bertaraf ettikten sonra, batýya yönelerek fetihlere baþladý. Kafkaslardan dolaþýp mahalli küçük krallýklarý itaati altýna aldi. Doðu Anadolu'nun Kuzeydoðu ucundaki meþhur Ani kalesini 1064'te feth ederek, 16 Aðustos 1064'te Kars'a girdi. Ani, hýristiyan aleminin kutsal yerlerinden biri idi. Bu fetihler Ýslam aleminde büyük sevinç kaynaðý oldu ve Halife Kaim bil-Emrillah, Sultan'a, fetihler babasý yani çok feth eden manasýna gelen Ebü'l-Feth lakabýný verdi. Sultan, 1065 senesi sonlarýnda doðuya yönelerek Üstyurd ve Mangýþlak taraflarýna yürüdü. Baþarý ile biten seferin sonunda; ticaret yollarýný vuran Kýpçak ve Türkmenler itaat altýna alýndý.

Alp Arslan, 1067 senesinde Kirman meliki olan kardeþi Kavurd'un isyaný ile karþýlaþtý. Bu isyaný kýsa sürede bastýrdý (Bkz. Kirman Selçuklularý). Öncelikle müslümanlar arasýnda birliðin te'minini arzu eden Sultan Alp Arslan, Bahreyn taraflarýndaki Karmati sapýklarý ve önasya'daki Þii-Fatými kalýntýlarýný temizlemek için harekete geçti. Þii-Fatými sultasýnýn Ýslam ülkeleri üzerinden kalkmakta olduðunu gören Mekke þerifi, Alp Arslan'a itaatini arz ederek, hutbeyi Abbasi halifesi ve Sultan Alp Arslan adýna okumaya baþladý. Doðu ve Batýda sistemli bir þekilde yapýlan fetih hareketleri; 1067 senesinde Anadolu'da baþlatýlan yýpratma ve yýldýrma akýnlarý, 26 Aðustos 1071'deki Malazgirt muharebesine kadar devam etti. Malazgirt zaferiyle Büyük Selçuklulara kapýlarý açýlan Anadolu, Türkiye Türklerinin istikbaldeki yurdu durumuna girdi. Malazgirt Zaferi sonrasýnda, Bizans imparatoru Diogenes ile yapýlan andlaþma, tahttan indirildiði için tatbik edilemedi. Sultan Alp Arslan, andlaþmanýn silah zoruyla tatbikini kumandan ve beylerine emrederek, bütün Anadolu'nun fethini istedi. Selçuklu emrindeki Türkmen boylarý, Orta Asya'dan batýya sevk edilerek, Doðu Anadolu'daki Bizans hududuna gönderildi. Selçuklularýn gaza akýnlarýna mukavemet edemiyen Bizans kale ve garnizonlarý Türklerin eline geçti. Türk akýnlarý Marmara Denizi sahillerine kadar uzandý ve fethedilen Anadolu, iskan edildi. Anadolu'nun Türkleþip, Ýslamlaþmasý için gerekli bütün tedbirler alýndý. Sultan Alb Arslan, çýktýðý Maveraünnehr seferinde, esir alýnan bir kale kumandaný tarafýndan þehid edildi. Türk tarihinin büyük sultanlarýndan olan Alp Arslan, enerjisi, disiplini, yiðitliði ve adaleti ile temayüz etmiþti (Bkz. Alb Arslan).

Sultan Alp Arslan vefat ettiðinde, devlet topraklarý, doðuda Yaþgar'dan, batýda Ege kýyýlarý ve Ýstanbul boðazýna, kuzeyde Hazar-Aral arasýndan, güneyde Yemen'e kadar olan bir bölgeye yayýlmýþtý.

Alp Arslan'ýn yerine oðlu ve veliahdý Melikþah, Büyük Selçuklu Devleti sultaný oldu. Sultanlýðýný tanýmayan amcasý Kavurd ile Kerez'de yapýlan savaþý kazanan Melikþah birkaç gün sonra Kavurd'un ölümü ile devet içinda asayiþi kýsa sürede saðladý. Ýç iþlerini halleden Melikþah, taht mücadelesinden faydalanarak Selçuklu hududlarýna hücum eden Gazneliler ile Karahanlýlara karþý sefere çýktý. Bu sýrada Karahanlý Þemsülmülk Nasýr'ýn mektubunu aldý ve elçisini kabul etti ise de, hareketinden vazgeçmedi. Tirmiz'i muhasaraya baþladý. Emir Savtiðin'in ikmal yollarýný kesmesi, þehrin düþerek Sultan'ýn baþarýya ulaþmasýna ve Þemsülmülk'ün sulhu kabul etmesine sebeb oldu. Gaznelilere karþý, Emir Gümüþtiðin ve Anuþtiðin'i gönderdi. Gazneli hükümdarý Ýbrahim bin Mes'ud, Melikþah'ýn baþarýlarýnýn artmasý üzerine itaate mecbur oldu. Gönderdiði elçilik hey'eti ve hediyelerle iyi münasebetler te'sis edildi. Sultan'ýn kýzý Gevher Hatun'un, Gazneli veliahdý Mes'ud bin Ýbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasýnda çýkmasý muhtemel anlaþmazlýðý önledi.

Doðu sýnýrlarýný garantiye alan Sultan Melikþah, babasýnýn veziri ve kendisinin de hocasý olan sapýk ve batýni akýmlara karþý Sünniliðin müdafaasý için Nizamiyye medreselerini kurart Tuþlu Nizam-ül-mülk Hasen'derr vezirliðe devam etmesini istedi. Bu sayede Selçuklu Devletine ve Ýslam dinine çok hizmet etmesine þebeb oldu. Sultan Melikþah çok halim-selim, affedici, fakat devlet ve millet iþlerinde ciddi, müstesna bir þahsiyetti. Devrinde bozkýrlardaki Türk boylarýný, bütün Ýran'ý, Arabistan'ý, Suriye ve Filistin'i, idaresi altýna aldý. Anadolu'nun fethi üzerinde hassasiyetle durup, babasýnýn vazifelendirdiði amcazadesi Kutalmýþoðlu Süleyman Þah ve Türkmen beylerinden Alb Ýlig, Artuk Bey, Mansur, Dolat gibi komutanlarla fütuhatý sürdürdü. Selçuklu kumandanlarý, Bizans'ýn Türklere karþý kurduðu ölmezler adlý askeri birlikleri maðlub etti. Artuk Bey, Bizans kuvvetlerini 1074'te Sapanca çevresinde maðlub ederek, yüz binden fazla Türk, Ýzmit'ten Üsküdar'a kadar olan sahaya yerleþti. Kutalmýþoðlu Süleyman Þah, güneydoðu harekatýyla, Adana dolaylarýný feth etmekle meþguldü. Fýrat'ý geçerek Çukurova, Maraþ, Tarsus, Antep ve Urfa'ya daðýlan Ermeni ve ücretli frank askerlerini Antakya'da, Gümüþtiðin de Nizip, amid ve Urfa civarýnda Bizans kuvvetlerini maðlub ettiler. Artuk Bey, Sultan Melikþah'ýn emriyle Doðu harekatýný idare etti. 1074-1077 seneleri arasýnda Sivas, Tokat, Çorum havalisini, Yeþilýrmak ve Kelkit havzalarýný ele geçirdi. Artuk Bey'den sonra yerine Daniþmend Gazi geçerek, Amasya ve civarýný Karadeniz'e kadar aldý. Mengücük Gazi, Þarki Karahisar, Erzincan ve Divriði havalisini; Ebü'l-Kasým da, Erzurum ve Çoruh bölgesini fethetti. Orta, Kuzeybatý ve Batý harekatýný Süleyman Þah idare edip, Bizanslýlar ile mücadele ve onlarýn asi kumandanlarý ile ittifak yaptý. Bizanslýlar, Balkanlar'daki iktidar mücadelesi ve iç hadiseler üzerine Selçuklulardan yardým istediler. Yardým talebleri Selçuklularýn menfaatleri doðrultusunda karþýlandý. Süleyman Þah, Ýznik'e yerleþerek, bu þehri Türkiye Selçuklularý Devleti'nin merkezi yaptý. Selçuklular, Anadolu'da sahil þehirleri dýþýnda Toroslar ve Çukurova'dan Üsküdar'a kadar bütün bölgeye yerleþtiler. Bu durum karþýsýnda Avrupalýlar Çin'e elçilik hey'eti göndererek, Selçuklularýn doðudan tazyik edilmesini istediler. Ancak müracaatlarý neticesiz kaldý. Süleyman Þah, 1082-1083 senelerinde Bizanslýlarýn elinde olan Adana ile Tarsus, Misis, Anazarba ve bölgedeki diðer yerleri zabtetti. 1085'te Suriye'nin kilit þehri Antakya'yý bir baskýnla fethetti. Antakya'nýn en büyük kilisesini camiye çevirip, fetih þükranesi olarak yüz yirmi müezzinin okuduðu ezandan sonra Cum'a namazýný burada kýldý. Diyarbekir bölgesinin fethi için Selçuklu seferleri, Fahrüddevle Cüheyr'in Ýsfehan'a gelmesiyle baþladý. Fahrüddevle, buradaki þii itikadlý Karmatilerin yola sokulmasý için hareket eden Artuk Bey ve baðlý kuvvetlerle beraber Diyarbekir'e doðru yola çýktý. Þehrin muhasarasý sýrasýnda Selçuklu ordusundaki Arab unsurlarýn þehrin müdafilerinin içindeki Arablarla savaþmaya yanaþmamalarý, ordudaki Türkmen beylerini güç durumda býraktý ise de, Arablardan müteþekkil kýsým, bölgede bulunan diðer þehirlerin fethine me'mur edildi. Fahrüddevle'nin kumandanlýðýndaki birlikler, çevredeki Mardin, Hasankeyf, Cizre ve daha otuz kadar kaleyi ele geçirdi. Diyarbekir, Fahrüddevle'nin oðlu Zaimüddevle ve emrindeki kuvvetlerin 4 Mayýs 1085'te þehre girmesiyle düþtü ve Mervaniler Devleti ortadan kalktý.

Musul'un fethine me'mur edilen Aksungur ve diðer Türkmen emirleri þehre harpsiz girdiler. Fethi müteakip Musul'a gelen Melikþah, büyük bir merasimle karþýlandý. Musul emirliðine Þerefüddevle'yi tayin etti.

Sultan Alp Arslan zamanýndan beri Suriye ve daha güneye yürüyen meþhur Selçuklu kumandanlarýndan Atsýz, seferlerini Melikþah zamanýnda da sürdürdü. Uzun süre muhasara ettiði Dýmaþk'ý 1076 Mart'ýnda Selçuklu topraklarýna kattý. Dýmaþk'ýn alýnmasýndan sonra camilerde okunan Þii-Fatými ezanýný yasaklayarak Cum'a hutbesini Halife Muktedi ve Sultan Melikþah adýna okuttu. Daha sonra Selçuklu Devleti'nin "Fatými Devleti'nin ortadan kaldýrýlmasý" politikasýna uygun olarak, Mýsýr'a doðru sefere devam etti. Fakat muvaffak olamadý ve baþarýsýzlýðý Suriye emirlrðinden alýnmasýna sebeb oldu. Yerine Melikþah'ýn kardeþi Tacüddevle Tutuþ getirildi.

Sultan Melikþah, Kutalmýþoðlu Süleyman Þah ile kardeþi Tutuþ'un Suriye'deki mücadelesi üzerine 1086'da Ýsfehan'dan bölgeye hareket ederek bölgede asayiþi yeniden te'sis etti. Haleb valiliðini Aksungur'a, Urfa'yý Bozan'a, Antakya'yý da Yaðýsýyan'a verdi. 1087 senesinde Sultan Melikþah, Süveydiye kýyýlarýndan Akdeniz'e ulaþtý. Böylece Uzakdoðudan Ortadoðuya kadar hakimiyet kurdu. Dönüþte hilafet merkezi olan Baðdad'ý ziyaret etti. Halife Müktedi tarafýndan iki kýlýç kuþatýldý ve 25 Nisan 1087'de "Dünya hükümdarý" ilan edildi.

Selçuklularýn Ýslam'a ve insanlýða hizmeti sayesinde kýsa zamanda geniþlemesi, düþmanlarýný hýzlý bir faaliyet içine soktu. Bizanslýlar ve sapýk fýrkalara karþý mücadele eden alim ve kumandanlar suikastla öldürülüyordu. 1092 senesinde, önce Selçuklularýn meþhur veziri Nizam-ül-mülk, Hasen Sabbah'ýn fedailerinden bir batýni tarafýndan; arkasýndan Sultan Melikþah Baðdad'da zehirlenerek þehid edildiler.

Melikþah'ýn ölümü ile baþlayan saltanat mücadelesinde Þam Meliki Tutuþ, derhal sultanlýðýný ilan etti. Bu arada Melikþah'ýn hanýmý Terken Hatunda küçük oðlu Mahmud'u sultan ve torunu Ca'fer'i halifenin veliahdý yapmak için bütün kuvvetiyle uðraþtý ve 1092'de Mahmud'un saltanatýný ilan ederek, namýna hutbe okutmaya muvaffak oldu. Yine bu arada tarafdarlarýyla Rey'e çekilen Berkyaruk da sultanlýðýný ilan etti ve Terken Hatun'un üzerine gönderdiði orduyu Burucerd'de bozguna uðrattý. Terken Hatun'un Gence meliki Ýsmail'i tarafýna çekmesi de bir fayda saðlamadý.

Terken Hatun'un bir suikast neticesinde öldürülmesiyle saltanat mücadelesi Tutuþ'la Berkyaruk arasýnda kaldý. Tutuþ, Rey üzerine yürüdü ise de 1093 yýlýnda vuku bulan uzun mücadeleler esnasýnda birçok emir Berkyaruk tarafýna geçti. Bu sayede Berkyaruk karþýsýndaki orduyu bozguna uðrattý. Ayrýca Tutuþ'un ölümü ile bütün rakiplerini bertaraf ederek adýna Baðdad'da hutbe okundu.

Sultan Berkyaruk zamanýnda Selçuklu Devleti; a-Irak ve Horasan, b-Suriye, c-Kirman, d-Türkiye Selçuklularý olmak üzere dörde bölündü. Ayrýca Doðu Anadolu'nun çeþitli yerlerinde Türkmen beylikleri ve Atabeglikler ortaya çýktý. Berkyaruk, parçalanan Selçuklu Ýmparatorluðu'nu toplamaya baþladýðý bir sýrada haçlý ordularý da Suriye'ye geldiler. Berkyaruk, haçlýlara ve onlarýn Antakya muhasarasýna karþý Kürboða'yý ve Artuklu beylerini sefere me'mur etti. Anadolu'dan geçen haçlýlar, Suriye'ye vardýklarý zaman sayýlarý oldukça azalmýþtý. Ancak Ýslam davasýna ihanet eden Þii-Fatýmilerin, sünni müslümanlara karþý haçlýlarla ittifak etmeleri, ayrýca Suriye emirleri arasýndaki emniyetsizlik ve rekabetler, Tutuþ'un oðlu Dukak ile birlikte Suriye kuvvetlerinin haber vermeden çekilmesi, Frenklerin taarruza geçerek, Türkleri bozguna uðratmalarýna sebeb oldu. Neticede ilerlemeye devam eden haçlýlar, Antakya'dan bir sene sonra da Kudüs'ü iþgal edip þehirde meskun olan yetmiþ bin müslüman ve yahudiyi hunharca katlettiler.

Bu arada Gence meliki ve kardeþi Muhammed Tapar, Berkyaruk'a saltanat iddiasýyla isyan etti. Berkyaruk, 1100 senesinde Sefidrud'da maðlub olmasýna raðmen, Muhammed Tapar'ý arka arkaya dört defa bozguna uðrattý. Ahlat'a sýðýnan Muhammed Tapar, buranýn hükümdarý Sülemen'i ve Ani emiri Menuçehr'i hizmetine alarak yeniden savaþa hazýrlandý ise de, Sultan Berkyaruk çok kan aktýðýný, memleketin harap, emir ve askerlerin yorgun olduðunu, hazinenin boþ kaldýðýný, vergilerin tahsil edilemez bir hale geldiðini ve nihayet Ýslam düþmanlarýna fýrsat verildiðini beyan ederek, gönderdiði bir elçi ile, kardeþini barýþa ikna etti. Böylece 1104'te Azerbaycan'da Sefidrud hudud olmak üzere Kafkasya'dan Suriye'ye kadar bütün vilayetlerde Muhammed Tapar sultan tanýndý. Baðdad, Rey, Cibal, Taberistan, Fars, Huzistan, Azerbaycan, Mekke ve Medine'nin idaresi de Berkyaruk'da kaldý.

Selçuklu Ýmparatorluðu iki devlete ayrýlmak suretiyle Türkiye ile birlikte üç Selçuklu sultaný ortaya çýktý. Lakin bu durum çok sürmedi. Çünkü, Berkyaruk hastalýklý olduðu için 1104 senesinde yirmi altý yaþýnda iken vefat etti. Sultan Berkyaruk, ülkesini düþünen ve milletinin refahý için çalýþan bir kimse idi. Ancak kardeþ kavgalarýnýn, memleketin birlik ve beraberliðe en muhtaç olduðu bir döneme rastlamasý Berkyaruk'u çok üzdü. Buna raðmen fýrsat buldukça haçlý kuvvetleri üzerine asker sevk etmekten ve darbeler vurmaktan geri kalmadý.

Berkyaruk'un vefatýyla oðlu Melikþah ile Muhammed Tapar saltanat mücadelesine baþladýlar. Muhammed Tapar, Baðdad üzerine yürüyerek fazla zorluk çekmeden 1105'te tek baþýna sultan oldu. Önce kendisine karþý isyan eden amcasýnýn oðlu Mengübars hadisesini bastýrdý. Daha sonra ülkede uzun zamandýr karýþýklýk çýkaran, anarþiyi tahrik eden batýnilere karþý mücadele etti. 1107'de batýnilerin merkezi olan Alamut kalesi kuþatýldý ve çok sayýda batýni öldürüldü. Selçuklular arasýndaki karýþýklýklardan istifade eden haçlýlar, Birinci Haçlý Seferi sonunda Suriye'de haçlý devletleri kurmaya baþladýlar. Sultan Muhammed Tapar, bunlarýn üzerine ordular gönderdi ise de, kumandanlar arasýnda tam anlaþma saðlanamadýðýndan kesin sonuca gidilemedi. Sefer kumandaný Emir Mevdud, Þam Emevi Camii'nde bir batýni tarafýndan öldürüldü. Sultan, haçlýlara karþý Aksungur'u kumandanlýða getirdi. Bu arada kardeþi Sencer'i Suriye ve Horasan'daki batýnilere karþý mücadele etmekle vazifelendirdi. Alamut üzerine de bir ordu gönderdi. Sultan Muhammed Tapar'ýn 1118'de vefatý sebebiyle bu fesad ocaðý ortadan kaldýrýlamadý. Sultan Muhammed Tapar, ilim ve imar iþleri ile de uðraþma fýrsatý buldu. Ýsfehan'da yaptýrdýðý medresenin bahçesine defn edildi. Ýleri gelen devlet adamlarý, Muhammed Tapar'ýn henüz küçük yaþtaki oðlu Mahmud'u tahta geçirdilerse de, Melikþah'ýn oðlu ve Horasan meliki olan Sencer, yeðeni Mahmud'un sultanlýðýný kabul etmeyerek, saltanat iddiasýnda bulundu. 14 Aðustos 1119 tarihinde yapýlan Save savaþýný kazanarak sultanlýðýný ilan eden Sencer, yeðenine evlad muamelesi yaptý ve kendi hakimiyetini tanýmak þartý ile Rey hariç, batý ülkelerinin hakimiyetini ona býraktý (Bkz. Irak Selçuklularý). Sultan Sencer, batý iþlerinden çok doðu ile uðraþtý. Gaznelilerle savaþtý. Karahanlýlarý kendisine baðladý. Zamaný, Selçuklularýn son parlak devri idi. Bu arada Selçuklu Devleti'ni iki büyük tehlike tehdid ediyordu. Bunlardan birisi batýdan Anadolu ve Suriye'ye saldýrmakta olan haçlýlar, diðeri doðudan gelen ve devletin doðu sýnýrlarýný zorlayan Karahitaylar idi. Sultan yalnýz bu ikinci tehlike ile uðraþtý. Doðu Karahanlýlar Devleti'ni yýkarak Seyhun boylarýný zorlayan Karahitaylarla çarpýþan Sencer, onlarla 10 Eylül 1141 senesinde yaptýðý Katvan meydan muharebesini kaybetti. Bu muharebeden sonra Seyhun nehrine kadar olan topraklar Karahitaylarýn eline geçti. Katvan meydan muharebesiyle Büyük Selçuklu Devleti tarihinde yeni bir devir baþladý ve Selçuklu ülkesi müslüman olmayan Türk ve Moðol birliklerinin istilasýna uðradý.

Sultan Sencer'in bu maðlubiyetinden istifade etmek istiyen Gur hükümdarý Alaeddin Hüseyn, yýllýk vergiyi vermemek, sultanlýk peþinde koþmak gibi davranýþlarla Sencer'e olan tabiliðinden kurtulmaya çalýþýyordu. Zaten sýnýrlarýný fazla geniþletmesi, bölgenin kuvvet dengesini bozmakta ve bu durum Sultan Sencer'i endiþeye düþürmekte idi. Büyük kuvvetlere sahib olan Gurlular üzerine yürüyen Sultan Sencer, Haziran 1152'de yaptýðý muharebede Gur ordusunu maðlub ederek Katvan'da kaybedilen itibarý yeniden saðladý.

Gerileme ve Daðýlma Dönemi

Melikþah'tan sonra sýrasýyla baþa geçen I. Mahmud (1092-1094), Berkyaruk (1094-1105), Müizzeddin Melikþah (1105-1105) ve Mehmed Tapar (1105-1118) dönemlerinde Büyük Selçuklu Devleti gücünü ve eyaletlerdeki merkezi denetimini giderek yitirdi. 1118'de tahta çýkan Ahmed Sencer'in ülke topraklarýný yeniden birleþtirme çabasý da baþarýlý olduysa da devlet hiçbir zaman Melikþah dönemindeki sýnýrlarýna ve otoritesine kavuþamadý. 1128 yýlýnda Doðudaki Doðu ve Batý Karahanlý Devletine boyun eðdiren Karahitaylar Büyük Selçuklu Devleti ile komþu oldular ve Selçuklulara baský yaratmaya baþladýlar. 1141 yýlýnda Karahitay ve Selçuklu ordularý arasýndaki Katvan Savaþý'nda yenilgiye uðrayan Büyük Selçuklu Devleti hýzlý bir daðýlma sürecine girdi. Karahitaylarýn devletin en verimli topraklarý olan Maveraünnehir'i iþgal etmeleri Büyük Selçuklu Devleti'nin ekonomisini ve ordusunu iyice sýkýntýya soktu. Sultan Sencer, giderek artan ekonomik buhran nedeniyle ayaklanan göçebe Oðuzlara 1153'te tutsak düþtü. Ýki yýl sonra kaçarak kurtulduysa da ülkede iktidarýný yeniden saðlayamadan 1157'de öldü. Büyük Selçuklu Devleti böylece sona erdi. Bu tarihten sonra Büyük Selçuklularýn topraklarý büyük ölçüde Harzemþahlarýn denetimi altýna girdi.

Hanedan üyeleri yönettikleri bölgelerde baðýmsýz davranmaya baþladýlar. Daha önce baðýmsýzlýklarýný ilan etmiþ olan Selçuklu hanedanýn kurduðu devletlerden yalnýzca Anadolu Selçuklu Devleti, yüz yýlý aþkýn bir süre daha ayakta kalabildi. Ayrýca devletin gerilemesinin sebepleri arasýnda Haçlý Seferleri, Fatýmiler ile olan çatýþmalar, Hasan Sabbah'ýn Batýnilik propogandalarý ve Oðuz boylarýnýn ayaklanmalarý sayýlabilir. Bunun sonucunda ise Abbasi halifeleri Selçuklu egemenliðinden kurtulmak için bir takým çalýþmalar yürütmüþtür. Bunlar Selçuklu Devleti'nin yýkýlmasýna neden olan etkenler ve nedenlerdir. Özet olarak Büyük Selçuklu Devleti'nin yýkýlma nedenleri olarak aþaðýdaki nedenler sayýlabilir:

Merkezi otoritenin zayýflamasý
Taht kavgalarý
Oðuz isyanlarý
Haçlý Seferlerinin baþlamasý
Atabeylerin baðýmsýz hareket etmesi
Abbasi Halifelerinin Selçuklu egemenliðinden kurtulmak için yürüttüðü bir takým çalýþmalar
Batýnilik hareketleri
Fatýmiler ve Þiilerin yýpratmalarý
Þehzade ayaklanmalarý
Katvan maðlubiyeti ve Karahitaylarýn istilasý
Kötü yönetim

Devlet Yapýsý ve Yönetimi

Büyük Selçuklu Devleti'nin örgütlenme biçimi, kendisinden önceki Ýslam devletlerine benziyordu. Hint-Ýran devlet anlayýþýný yansýtan bu örgütlenmede, eski Türk devlet geleneðinin de belirgin etkisi vardý. Eski Türk devlet geleneðinde olduðu gibi, Büyük Selçuklu Devleti'nde de ülke topraklarý hanedanýn ortak malý sayýlýyordu. Bundan dolayý Büyük Selçuklu topraklarý eyaletlere bölünmüþtü. Eyaletlerin yönetimi de Melik olarak adlandýrýlan hanedanýn erkek üyelerine býrakýlmýþtý. Tuðrul Bey'den önce boy baþkanýna Oðuz geleneðine göre Yabgu deniyordu. Ýslam dininin benimsenmesinden sonra, hükümdarlar Ýslam devletlerindeki geleneðe uyarak "sultan" unvaný ile anýldýlar. Suriye Selçuklularý ile Kirman Selçuklularý'na Irak Selçuklularý da katýldý. Büyük Selçuklu topraklarýna göçen yeni Oðuz boylarý da iç düzeni büyük ölçüde sarstýlar. Bu karýþýklýk döneminde Harzemþahlar, Büyük Selçuklu topraklarýn büyük bölümünü ele geçirdiler. Bir süre daha direnen Kirman Selçuklularý 1175'te, Irak Selçuklularý da 1194'te Oðuzlar ve Harzemþahlar tarafýndan yýkýldý.

Baþkentte oturan sultan, devletin mutlak egemeniydi. Bütün atamalar ve toprak daðýtýmý sultanýn buyruðuyla yapýlýyordu. Ayrýca sultan yüksek yargý kurullarýna da baþkanlýk ediyordu. Hükümdarlarýn "danýþman"ý konumundaki kiþiler yönetimde önemli rol oynuyorlardý. Alp Arslan döneminde bu göreve getirilen Nizamülmülk, Ýslam geleneði uyarýnca vezir unvaný aldý ve devlet yönetiminde köklü deðiþiklikler yaptý. Nizamülmülk, devlet yönetimine iliþkin anlayýþýný Siyasetname adlý kitabýnda da anlatmýþtýr. Büyük Selçuklu Devleti'nde devlet iþleri "Divan-ý ala" adý verilen bir kurulda görüþülür ve karara baðlanýrdý. Ayrýca maliye, askerlik ve adalet iþleriyle uðraþan baþka divanlar da vardý. Meliklerin yönetimindeki eyaletlerde de büyük ölçüde merkezdeki örgütlenme örnek alýnmýþtý.



Selçuklu Hanedanı, Orta Asya kökenli Oğuz Türklerinin bir kolu olan Kınık boyuna mensup bir aile. Dukak'ın soyundan gelen ve Selçuk'un kurduğu Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile bir hanedan halini alan Selçuklular 11. ve 14. yüzyıllar arasında Orta Asya'nın bir bölümünü ve Orta Doğu'yu yönetti.

Selçuklular, Orta Doğu'da devletler kurarak 300 yıl boyunca egemen olmuş, Oğuzların Kınık boyundan bir Türk hanedanıdır. Adı, hanedanın kurucusu Selçuk Bey'den gelir. Göçebe Türklerde bozkırdaki ırmakları geçiş büyük önem arzediyordu. Oğuznamede salı keşfeden kişi boyun önemli bir atası sayılmaktadır. Selçukluların kurduğu devletlerin ilki, Büyük Selçuklu Devletidir. Bu devlet daha sonra Anadolu Selçukluları, Kirman Selçukluları, Horasan Selçukluları, Suriye Selçukluları ve Irak Selçukluları devletleri olarak beşe ayrılmıştır.

Türklerin tarih boyunca kurdukları devletlerden en önemlilerinden birisi Büyük Selçuklu Devleti'dir. Selçuklular 24 Oğuz kabilesinden Kınık boyuna mensupturlar. Oğuzlar 10. yüzyılda Sir-i Derya (Seyhun) ile Hazar Denizi'nin doğusu ve Aral Gölü arasındaki bölgede yaşarken Kınık boyu da bunların arasında Sir-i Derya suyunun ağzına yakın oturmakta idi. 10. yüzyılın başında Oğuz Yabgu Devleti'ni "Yabgu" unvanı taşıyan bir hükümdar idare etmekte idi. Selçuklu ailesinin atası olan Temir-Yalıg (Demir yaylı) lakablı Dukak (veya Dokak)'ın Müslüman olduğu rivayeti de vardır. Dandanakan Muharebesi ile Horasan'ı Gaznelilerden alacak olan Tuğrul ile Çağrı Beyler ise Mikail'in oğullarıdır..

BÜYÜK SELÇUKLU SULTANLARI

Ordu

Devletin temeli olan ordu, Hassa ordusu ve tımarlı sipahilerden meydana geliyordu. sarayda özel olarak yetiştirilip, doğrudan sultana bağlı olan Gulaman-ı Saray askerleri çeşitli milletlerden seçilirdi. Bunlar senede dört defa maaş alırlardı. Selçuklular, askeri iktalar sayesinde, maaş ödemeden bir orduyu beslemiş, mühim bir Türkmen nüfusunu toprağa ve devlete bağlayarak iskan etmişti. Bu sayede üretimin artmasını, halk ile hükümet arasında yeni askeri ve idari bir kadronun kurulmasını temin etmişti. Bin süvariden fazla asker besleyen ikta sahipleri vardı. Büyük Selçuklularda ordu mevcudu, 400.000'e kadar çıktı. Bunun 46.000'i merkezde, geri kalanı devletin diğer bölgelerine dağılmış durumdaydı. İkta sistemiyle, ülke menfaatlerini ahenkleştirip, kudretli askeri ve idari teşkilata sahip oldular. Aynı sistem, Osmanlıları da etkiledi. Halk arasından Haşer denilen ücretli askerler de alınırdı. Ayrıca gönüllü Gaziyan ve çeşitli askeri sınıflar da vardı.

Hassa ordusu
Hassa ordusu melik, vali, vezir ve diğer yüksek rütbeli devlet memurlarının emri altında, her an harekete hazır askerler olup maaş alan Ordu mensupları.

Sipahiler
Tımarlı Sipahiler Süvari kuvvetlerinden oluşan Sipahi ordusu mensuplarından her biri, ülkenin çeşitli bölgelerinde kendilerine tahsis edilen toprakların (ikta=dirlik) gelirlerinden geçimlerini sağlıyordu.

Tarihi

Dandanakan'ın muzaffer başkumanlardan Çağrı Bey, zafer sonrasında verilen toy yani büyük ziyafette üstün idarecilik vasfı ve keskin siyasi zekasını takdir ettiği kardeşi Tuğrul Bey'i Büyük Selçuklu Devleti Sultanı ilan etti. Merv başşehir yapıldı. Toplanan kurultayda feth edilecek yerlerle idareciler tespit edildi. Ceyhun ile Gazne arasındaki bölge Çağrı Bey'e, Bust-Sistan havalisi Musa Yabgu'ya, Nişabur'dan itibaren bütün batı bölgeleri Tuğrul Bey'e verildi. Çağrı Bey'in oğlu Yakuti ile İbrahim Yınal, batı cephesinde vazife aldılar. Hanedandan Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış, Gürcan ve Damgan'a, Çağrı Bey'in oğlu Kara Arslan Kavurd ise, Kirman havalisine tayin olundular. Vazife taksiminin ardından kısa zamanda; kuzeyde Harezm dahil, Maveraünnehr, Sistan, Mekran bölgesi, Kirman ve civarı, Hürmüz Emirliği hatta Arabistan Yarımadası'nda Umman ve dolayları ile Gürcan, Badgis, Huttalan tamamen zabt edildi. Tuğrul Bey, Taberistan, Kazvin, Dehistan, İsfehan, Nihavend, Rey ve Şehrezur'u alarak devletin sınırlarını genişletti. 1046'da Gence, 1048'de Erzen, Karaz, Hasankale, Erzurum ve havalisindeki Gürcü, Ermeni ve Bizans orduları mağlubiyete uğratıldı.

Henüz yeni kurulan devlet kısa zamanda, Büveyhilerin işgalindeki Bağdad hariç, bölgedeki bütün İslam topraklarına hakim oldu. Sultan Tuğrul, Büveyhilerin işgalindeki halifelik merkezi olan Bağdad'ı kurtarmak için Abbasi halifesi el-Kaim bi-Emrillah'ın daveti ile 17 Ocak 1055'te Bağdat'a girdi. Halifenin, alimlerin ve sünni müslümanların büyük hüsn-i kabulüyle karşılanan Tuğrul Bey, Büveyhi hükümdarlığını yıkarak Abbasi halifeliğini yeniden ihya etti. İslam aleminin takdirini kazanıp, büyük iltifatlara kavuştu. Halifeliğe karşı yapılan Fatımi saldırılarını bertaraf etti. Halifelik makamına ve Bağdad şehrine hizmetinden dolayı 25 Ocak 1058'de Tuğrul Bey'e iki altın kılıç kuşatan halife, onu; doğunun ve batının hükümdarı ilan etti. Selçuklu sultanının, halife tarafından "Dünya hakanı" ilan edilmesi, Türklere büyük itibar kazandırdığı gibi, Alplik ruhunu okşayarak islam dininin cihad emrine daha fazla sarılmalarına yol açtı. Aynı sene Tuğrul Bey, tahrikler sebebiyle isyan eden üvey kardeşi İbrahim Yınal'ı cezalandırdı. Çağrı Bey, yetmiş yaşlarında 1060'ta, Tuğrul Bey ise, 1063'de yetmiş yaşında vefat etti. Tuğrul Bey, devletini sağlam temeller üzeri ne oturtarak, sınırlarını Ceyhun'dan Fırat'a kadar genişletti. Anadolu üzerine yaptırdığı akınlarla, Bizans idaresinde bulunan bölgenin Türk yurdu olması için ilk harcı koydu

UYANIŞ BÜYÜK SELÇUKLU FRAGMANI İZLE



Tuğrul Bey'in oğlu olmadığından, Çağrı Bey'in oğlu Alp Arslan Selçuklu Devleti sultanı oldu. Başa geçer geçmez amcasının veziri Amid-ül-mülk'ü görevden alarak, yerine Nizam-ül-mülk'ü tayin etti. Sultan Alp Arslan, tahta geçmek iddiasında bulunan diğer rakiplerini bertaraf ettikten sonra, batıya yönelerek fetihlere başladı. Kafkaslardan dolaşıp mahalli küçük krallıkları itaati altına aldi. Doğu Anadolu'nun Kuzeydoğu ucundaki meşhur Ani kalesini 1064'te feth ederek, 16 Ağustos 1064'te Kars'a girdi. Ani, hıristiyan aleminin kutsal yerlerinden biri idi. Bu fetihler İslam aleminde büyük sevinç kaynağı oldu ve Halife Kaim bil-Emrillah, Sultan'a, fetihler babası yani çok feth eden manasına gelen Ebü'l-Feth lakabını verdi. Sultan, 1065 senesi sonlarında doğuya yönelerek Üstyurd ve Mangışlak taraflarına yürüdü. Başarı ile biten seferin sonunda; ticaret yollarını vuran Kıpçak ve Türkmenler itaat altına alındı.

Alp Arslan, 1067 senesinde Kirman meliki olan kardeşi Kavurd'un isyanı ile karşılaştı. Bu isyanı kısa sürede bastırdı (Bkz. Kirman Selçukluları). Öncelikle müslümanlar arasında birliğin te'minini arzu eden Sultan Alp Arslan, Bahreyn taraflarındaki Karmati sapıkları ve önasya'daki Şii-Fatımi kalıntılarını temizlemek için harekete geçti. Şii-Fatımi sultasının İslam ülkeleri üzerinden kalkmakta olduğunu gören Mekke şerifi, Alp Arslan'a itaatini arz ederek, hutbeyi Abbasi halifesi ve Sultan Alp Arslan adına okumaya başladı. Doğu ve Batıda sistemli bir şekilde yapılan fetih hareketleri; 1067 senesinde Anadolu'da başlatılan yıpratma ve yıldırma akınları, 26 Ağustos 1071'deki Malazgirt muharebesine kadar devam etti. Malazgirt zaferiyle Büyük Selçuklulara kapıları açılan Anadolu, Türkiye Türklerinin istikbaldeki yurdu durumuna girdi. Malazgirt Zaferi sonrasında, Bizans imparatoru Diogenes ile yapılan andlaşma, tahttan indirildiği için tatbik edilemedi. Sultan Alp Arslan, andlaşmanın silah zoruyla tatbikini kumandan ve beylerine emrederek, bütün Anadolu'nun fethini istedi. Selçuklu emrindeki Türkmen boyları, Orta Asya'dan batıya sevk edilerek, Doğu Anadolu'daki Bizans hududuna gönderildi. Selçukluların gaza akınlarına mukavemet edemiyen Bizans kale ve garnizonları Türklerin eline geçti. Türk akınları Marmara Denizi sahillerine kadar uzandı ve fethedilen Anadolu, iskan edildi. Anadolu'nun Türkleşip, İslamlaşması için gerekli bütün tedbirler alındı. Sultan Alb Arslan, çıktığı Maveraünnehr seferinde, esir alınan bir kale kumandanı tarafından şehid edildi. Türk tarihinin büyük sultanlarından olan Alp Arslan, enerjisi, disiplini, yiğitliği ve adaleti ile temayüz etmişti (Bkz. Alb Arslan).

Sultan Alp Arslan vefat ettiğinde, devlet toprakları, doğuda Yaşgar'dan, batıda Ege kıyıları ve İstanbul boğazına, kuzeyde Hazar-Aral arasından, güneyde Yemen'e kadar olan bir bölgeye yayılmıştı.

Alp Arslan'ın yerine oğlu ve veliahdı Melikşah, Büyük Selçuklu Devleti sultanı oldu. Sultanlığını tanımayan amcası Kavurd ile Kerez'de yapılan savaşı kazanan Melikşah birkaç gün sonra Kavurd'un ölümü ile devet içinda asayişi kısa sürede sağladı. İç işlerini halleden Melikşah, taht mücadelesinden faydalanarak Selçuklu hududlarına hücum eden Gazneliler ile Karahanlılara karşı sefere çıktı. Bu sırada Karahanlı Şemsülmülk Nasır'ın mektubunu aldı ve elçisini kabul etti ise de, hareketinden vazgeçmedi. Tirmiz'i muhasaraya başladı. Emir Savtiğin'in ikmal yollarını kesmesi, şehrin düşerek Sultan'ın başarıya ulaşmasına ve Şemsülmülk'ün sulhu kabul etmesine sebeb oldu. Gaznelilere karşı, Emir Gümüştiğin ve Anuştiğin'i gönderdi. Gazneli hükümdarı İbrahim bin Mes'ud, Melikşah'ın başarılarının artması üzerine itaate mecbur oldu. Gönderdiği elçilik hey'eti ve hediyelerle iyi münasebetler te'sis edildi. Sultan'ın kızı Gevher Hatun'un, Gazneli veliahdı Mes'ud bin İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önledi.

Doğu sınırlarını garantiye alan Sultan Melikşah, babasının veziri ve kendisinin de hocası olan sapık ve batıni akımlara karşı Sünniliğin müdafaası için Nizamiyye medreselerini kurart Tuşlu Nizam-ül-mülk Hasen'derr vezirliğe devam etmesini istedi. Bu sayede Selçuklu Devletine ve İslam dinine çok hizmet etmesine şebeb oldu. Sultan Melikşah çok halim-selim, affedici, fakat devlet ve millet işlerinde ciddi, müstesna bir şahsiyetti. Devrinde bozkırlardaki Türk boylarını, bütün İran'ı, Arabistan'ı, Suriye ve Filistin'i, idaresi altına aldı. Anadolu'nun fethi üzerinde hassasiyetle durup, babasının vazifelendirdiği amcazadesi Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Türkmen beylerinden Alb İlig, Artuk Bey, Mansur, Dolat gibi komutanlarla fütuhatı sürdürdü. Selçuklu kumandanları, Bizans'ın Türklere karşı kurduğu ölmezler adlı askeri birlikleri mağlub etti. Artuk Bey, Bizans kuvvetlerini 1074'te Sapanca çevresinde mağlub ederek, yüz binden fazla Türk, İzmit'ten Üsküdar'a kadar olan sahaya yerleşti. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, güneydoğu harekatıyla, Adana dolaylarını feth etmekle meşguldü. Fırat'ı geçerek Çukurova, Maraş, Tarsus, Antep ve Urfa'ya dağılan Ermeni ve ücretli frank askerlerini Antakya'da, Gümüştiğin de Nizip, amid ve Urfa civarında Bizans kuvvetlerini mağlub ettiler. Artuk Bey, Sultan Melikşah'ın emriyle Doğu harekatını idare etti. 1074-1077 seneleri arasında Sivas, Tokat, Çorum havalisini, Yeşilırmak ve Kelkit havzalarını ele geçirdi. Artuk Bey'den sonra yerine Danişmend Gazi geçerek, Amasya ve civarını Karadeniz'e kadar aldı. Mengücük Gazi, Şarki Karahisar, Erzincan ve Divriği havalisini; Ebü'l-Kasım da, Erzurum ve Çoruh bölgesini fethetti. Orta, Kuzeybatı ve Batı harekatını Süleyman Şah idare edip, Bizanslılar ile mücadele ve onların asi kumandanları ile ittifak yaptı. Bizanslılar, Balkanlar'daki iktidar mücadelesi ve iç hadiseler üzerine Selçuklulardan yardım istediler. Yardım talebleri Selçukluların menfaatleri doğrultusunda karşılandı. Süleyman Şah, İznik'e yerleşerek, bu şehri Türkiye Selçukluları Devleti'nin merkezi yaptı. Selçuklular, Anadolu'da sahil şehirleri dışında Toroslar ve Çukurova'dan Üsküdar'a kadar bütün bölgeye yerleştiler. Bu durum karşısında Avrupalılar Çin'e elçilik hey'eti göndererek, Selçukluların doğudan tazyik edilmesini istediler. Ancak müracaatları neticesiz kaldı. Süleyman Şah, 1082-1083 senelerinde Bizanslıların elinde olan Adana ile Tarsus, Misis, Anazarba ve bölgedeki diğer yerleri zabtetti. 1085'te Suriye'nin kilit şehri Antakya'yı bir baskınla fethetti. Antakya'nın en büyük kilisesini camiye çevirip, fetih şükranesi olarak yüz yirmi müezzinin okuduğu ezandan sonra Cum'a namazını burada kıldı. Diyarbekir bölgesinin fethi için Selçuklu seferleri, Fahrüddevle Cüheyr'in İsfehan'a gelmesiyle başladı. Fahrüddevle, buradaki şii itikadlı Karmatilerin yola sokulması için hareket eden Artuk Bey ve bağlı kuvvetlerle beraber Diyarbekir'e doğru yola çıktı. Şehrin muhasarası sırasında Selçuklu ordusundaki Arab unsurların şehrin müdafilerinin içindeki Arablarla savaşmaya yanaşmamaları, ordudaki Türkmen beylerini güç durumda bıraktı ise de, Arablardan müteşekkil kısım, bölgede bulunan diğer şehirlerin fethine me'mur edildi. Fahrüddevle'nin kumandanlığındaki birlikler, çevredeki Mardin, Hasankeyf, Cizre ve daha otuz kadar kaleyi ele geçirdi. Diyarbekir, Fahrüddevle'nin oğlu Zaimüddevle ve emrindeki kuvvetlerin 4 Mayıs 1085'te şehre girmesiyle düştü ve Mervaniler Devleti ortadan kalktı.

Musul'un fethine me'mur edilen Aksungur ve diğer Türkmen emirleri şehre harpsiz girdiler. Fethi müteakip Musul'a gelen Melikşah, büyük bir merasimle karşılandı. Musul emirliğine Şerefüddevle'yi tayin etti.

Sultan Alp Arslan zamanından beri Suriye ve daha güneye yürüyen meşhur Selçuklu kumandanlarından Atsız, seferlerini Melikşah zamanında da sürdürdü. Uzun süre muhasara ettiği Dımaşk'ı 1076 Mart'ında Selçuklu topraklarına kattı. Dımaşk'ın alınmasından sonra camilerde okunan Şii-Fatımi ezanını yasaklayarak Cum'a hutbesini Halife Muktedi ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Selçuklu Devleti'nin "Fatımi Devleti'nin ortadan kaldırılması" politikasına uygun olarak, Mısır'a doğru sefere devam etti. Fakat muvaffak olamadı ve başarısızlığı Suriye emirlrğinden alınmasına sebeb oldu. Yerine Melikşah'ın kardeşi Tacüddevle Tutuş getirildi.

Sultan Melikşah, Kutalmışoğlu Süleyman Şah ile kardeşi Tutuş'un Suriye'deki mücadelesi üzerine 1086'da İsfehan'dan bölgeye hareket ederek bölgede asayişi yeniden te'sis etti. Haleb valiliğini Aksungur'a, Urfa'yı Bozan'a, Antakya'yı da Yağısıyan'a verdi. 1087 senesinde Sultan Melikşah, Süveydiye kıyılarından Akdeniz'e ulaştı. Böylece Uzakdoğudan Ortadoğuya kadar hakimiyet kurdu. Dönüşte hilafet merkezi olan Bağdad'ı ziyaret etti. Halife Müktedi tarafından iki kılıç kuşatıldı ve 25 Nisan 1087'de "Dünya hükümdarı" ilan edildi.

Selçukluların İslam'a ve insanlığa hizmeti sayesinde kısa zamanda genişlemesi, düşmanlarını hızlı bir faaliyet içine soktu. Bizanslılar ve sapık fırkalara karşı mücadele eden alim ve kumandanlar suikastla öldürülüyordu. 1092 senesinde, önce Selçukluların meşhur veziri Nizam-ül-mülk, Hasen Sabbah'ın fedailerinden bir batıni tarafından; arkasından Sultan Melikşah Bağdad'da zehirlenerek şehid edildiler.

Melikşah'ın ölümü ile başlayan saltanat mücadelesinde Şam Meliki Tutuş, derhal sultanlığını ilan etti. Bu arada Melikşah'ın hanımı Terken Hatunda küçük oğlu Mahmud'u sultan ve torunu Ca'fer'i halifenin veliahdı yapmak için bütün kuvvetiyle uğraştı ve 1092'de Mahmud'un saltanatını ilan ederek, namına hutbe okutmaya muvaffak oldu. Yine bu arada tarafdarlarıyla Rey'e çekilen Berkyaruk da sultanlığını ilan etti ve Terken Hatun'un üzerine gönderdiği orduyu Burucerd'de bozguna uğrattı. Terken Hatun'un Gence meliki İsmail'i tarafına çekmesi de bir fayda sağlamadı.

Terken Hatun'un bir suikast neticesinde öldürülmesiyle saltanat mücadelesi Tutuş'la Berkyaruk arasında kaldı. Tutuş, Rey üzerine yürüdü ise de 1093 yılında vuku bulan uzun mücadeleler esnasında birçok emir Berkyaruk tarafına geçti. Bu sayede Berkyaruk karşısındaki orduyu bozguna uğrattı. Ayrıca Tutuş'un ölümü ile bütün rakiplerini bertaraf ederek adına Bağdad'da hutbe okundu.

Sultan Berkyaruk zamanında Selçuklu Devleti; a-Irak ve Horasan, b-Suriye, c-Kirman, d-Türkiye Selçukluları olmak üzere dörde bölündü. Ayrıca Doğu Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Türkmen beylikleri ve Atabeglikler ortaya çıktı. Berkyaruk, parçalanan Selçuklu İmparatorluğu'nu toplamaya başladığı bir sırada haçlı orduları da Suriye'ye geldiler. Berkyaruk, haçlılara ve onların Antakya muhasarasına karşı Kürboğa'yı ve Artuklu beylerini sefere me'mur etti. Anadolu'dan geçen haçlılar, Suriye'ye vardıkları zaman sayıları oldukça azalmıştı. Ancak İslam davasına ihanet eden Şii-Fatımilerin, sünni müslümanlara karşı haçlılarla ittifak etmeleri, ayrıca Suriye emirleri arasındaki emniyetsizlik ve rekabetler, Tutuş'un oğlu Dukak ile birlikte Suriye kuvvetlerinin haber vermeden çekilmesi, Frenklerin taarruza geçerek, Türkleri bozguna uğratmalarına sebeb oldu. Neticede ilerlemeye devam eden haçlılar, Antakya'dan bir sene sonra da Kudüs'ü işgal edip şehirde meskun olan yetmiş bin müslüman ve yahudiyi hunharca katlettiler.

Bu arada Gence meliki ve kardeşi Muhammed Tapar, Berkyaruk'a saltanat iddiasıyla isyan etti. Berkyaruk, 1100 senesinde Sefidrud'da mağlub olmasına rağmen, Muhammed Tapar'ı arka arkaya dört defa bozguna uğrattı. Ahlat'a sığınan Muhammed Tapar, buranın hükümdarı Sülemen'i ve Ani emiri Menuçehr'i hizmetine alarak yeniden savaşa hazırlandı ise de, Sultan Berkyaruk çok kan aktığını, memleketin harap, emir ve askerlerin yorgun olduğunu, hazinenin boş kaldığını, vergilerin tahsil edilemez bir hale geldiğini ve nihayet İslam düşmanlarına fırsat verildiğini beyan ederek, gönderdiği bir elçi ile, kardeşini barışa ikna etti. Böylece 1104'te Azerbaycan'da Sefidrud hudud olmak üzere Kafkasya'dan Suriye'ye kadar bütün vilayetlerde Muhammed Tapar sultan tanındı. Bağdad, Rey, Cibal, Taberistan, Fars, Huzistan, Azerbaycan, Mekke ve Medine'nin idaresi de Berkyaruk'da kaldı.

Selçuklu İmparatorluğu iki devlete ayrılmak suretiyle Türkiye ile birlikte üç Selçuklu sultanı ortaya çıktı. Lakin bu durum çok sürmedi. Çünkü, Berkyaruk hastalıklı olduğu için 1104 senesinde yirmi altı yaşında iken vefat etti. Sultan Berkyaruk, ülkesini düşünen ve milletinin refahı için çalışan bir kimse idi. Ancak kardeş kavgalarının, memleketin birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğu bir döneme rastlaması Berkyaruk'u çok üzdü. Buna rağmen fırsat buldukça haçlı kuvvetleri üzerine asker sevk etmekten ve darbeler vurmaktan geri kalmadı.

Berkyaruk'un vefatıyla oğlu Melikşah ile Muhammed Tapar saltanat mücadelesine başladılar. Muhammed Tapar, Bağdad üzerine yürüyerek fazla zorluk çekmeden 1105'te tek başına sultan oldu. Önce kendisine karşı isyan eden amcasının oğlu Mengübars hadisesini bastırdı. Daha sonra ülkede uzun zamandır karışıklık çıkaran, anarşiyi tahrik eden batınilere karşı mücadele etti. 1107'de batınilerin merkezi olan Alamut kalesi kuşatıldı ve çok sayıda batıni öldürüldü. Selçuklular arasındaki karışıklıklardan istifade eden haçlılar, Birinci Haçlı Seferi sonunda Suriye'de haçlı devletleri kurmaya başladılar. Sultan Muhammed Tapar, bunların üzerine ordular gönderdi ise de, kumandanlar arasında tam anlaşma sağlanamadığından kesin sonuca gidilemedi. Sefer kumandanı Emir Mevdud, Şam Emevi Camii'nde bir batıni tarafından öldürüldü. Sultan, haçlılara karşı Aksungur'u kumandanlığa getirdi. Bu arada kardeşi Sencer'i Suriye ve Horasan'daki batınilere karşı mücadele etmekle vazifelendirdi. Alamut üzerine de bir ordu gönderdi. Sultan Muhammed Tapar'ın 1118'de vefatı sebebiyle bu fesad ocağı ortadan kaldırılamadı. Sultan Muhammed Tapar, ilim ve imar işleri ile de uğraşma fırsatı buldu. İsfehan'da yaptırdığı medresenin bahçesine defn edildi. İleri gelen devlet adamları, Muhammed Tapar'ın henüz küçük yaştaki oğlu Mahmud'u tahta geçirdilerse de, Melikşah'ın oğlu ve Horasan meliki olan Sencer, yeğeni Mahmud'un sultanlığını kabul etmeyerek, saltanat iddiasında bulundu. 14 Ağustos 1119 tarihinde yapılan Save savaşını kazanarak sultanlığını ilan eden Sencer, yeğenine evlad muamelesi yaptı ve kendi hakimiyetini tanımak şartı ile Rey hariç, batı ülkelerinin hakimiyetini ona bıraktı (Bkz. Irak Selçukluları). Sultan Sencer, batı işlerinden çok doğu ile uğraştı. Gaznelilerle savaştı. Karahanlıları kendisine bağladı. Zamanı, Selçukluların son parlak devri idi. Bu arada Selçuklu Devleti'ni iki büyük tehlike tehdid ediyordu. Bunlardan birisi batıdan Anadolu ve Suriye'ye saldırmakta olan haçlılar, diğeri doğudan gelen ve devletin doğu sınırlarını zorlayan Karahitaylar idi. Sultan yalnız bu ikinci tehlike ile uğraştı. Doğu Karahanlılar Devleti'ni yıkarak Seyhun boylarını zorlayan Karahitaylarla çarpışan Sencer, onlarla 10 Eylül 1141 senesinde yaptığı Katvan meydan muharebesini kaybetti. Bu muharebeden sonra Seyhun nehrine kadar olan topraklar Karahitayların eline geçti. Katvan meydan muharebesiyle Büyük Selçuklu Devleti tarihinde yeni bir devir başladı ve Selçuklu ülkesi müslüman olmayan Türk ve Moğol birliklerinin istilasına uğradı.

Sultan Sencer'in bu mağlubiyetinden istifade etmek istiyen Gur hükümdarı Alaeddin Hüseyn, yıllık vergiyi vermemek, sultanlık peşinde koşmak gibi davranışlarla Sencer'e olan tabiliğinden kurtulmaya çalışıyordu. Zaten sınırlarını fazla genişletmesi, bölgenin kuvvet dengesini bozmakta ve bu durum Sultan Sencer'i endişeye düşürmekte idi. Büyük kuvvetlere sahib olan Gurlular üzerine yürüyen Sultan Sencer, Haziran 1152'de yaptığı muharebede Gur ordusunu mağlub ederek Katvan'da kaybedilen itibarı yeniden sağladı.

Gerileme ve Dağılma Dönemi

Melikşah'tan sonra sırasıyla başa geçen I. Mahmud (1092-1094), Berkyaruk (1094-1105), Müizzeddin Melikşah (1105-1105) ve Mehmed Tapar (1105-1118) dönemlerinde Büyük Selçuklu Devleti gücünü ve eyaletlerdeki merkezi denetimini giderek yitirdi. 1118'de tahta çıkan Ahmed Sencer'in ülke topraklarını yeniden birleştirme çabası da başarılı olduysa da devlet hiçbir zaman Melikşah dönemindeki sınırlarına ve otoritesine kavuşamadı. 1128 yılında Doğudaki Doğu ve Batı Karahanlı Devletine boyun eğdiren Karahitaylar Büyük Selçuklu Devleti ile komşu oldular ve Selçuklulara baskı yaratmaya başladılar. 1141 yılında Karahitay ve Selçuklu orduları arasındaki Katvan Savaşı'nda yenilgiye uğrayan Büyük Selçuklu Devleti hızlı bir dağılma sürecine girdi. Karahitayların devletin en verimli toprakları olan Maveraünnehir'i işgal etmeleri Büyük Selçuklu Devleti'nin ekonomisini ve ordusunu iyice sıkıntıya soktu. Sultan Sencer, giderek artan ekonomik buhran nedeniyle ayaklanan göçebe Oğuzlara 1153'te tutsak düştü. İki yıl sonra kaçarak kurtulduysa da ülkede iktidarını yeniden sağlayamadan 1157'de öldü. Büyük Selçuklu Devleti böylece sona erdi. Bu tarihten sonra Büyük Selçukluların toprakları büyük ölçüde Harzemşahların denetimi altına girdi.

Hanedan üyeleri yönettikleri bölgelerde bağımsız davranmaya başladılar. Daha önce bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Selçuklu hanedanın kurduğu devletlerden yalnızca Anadolu Selçuklu Devleti, yüz yılı aşkın bir süre daha ayakta kalabildi. Ayrıca devletin gerilemesinin sebepleri arasında Haçlı Seferleri, Fatımiler ile olan çatışmalar, Hasan Sabbah'ın Batınilik propogandaları ve Oğuz boylarının ayaklanmaları sayılabilir. Bunun sonucunda ise Abbasi halifeleri Selçuklu egemenliğinden kurtulmak için bir takım çalışmalar yürütmüştür. Bunlar Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına neden olan etkenler ve nedenlerdir. Özet olarak Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılma nedenleri olarak aşağıdaki nedenler sayılabilir:

Merkezi otoritenin zayıflaması
Taht kavgaları
Oğuz isyanları
Haçlı Seferlerinin başlaması
Atabeylerin bağımsız hareket etmesi
Abbasi Halifelerinin Selçuklu egemenliğinden kurtulmak için yürüttüğü bir takım çalışmalar
Batınilik hareketleri
Fatımiler ve Şiilerin yıpratmaları
Şehzade ayaklanmaları
Katvan mağlubiyeti ve Karahitayların istilası
Kötü yönetim

Devlet Yapısı ve Yönetimi

Büyük Selçuklu Devleti'nin örgütlenme biçimi, kendisinden önceki İslam devletlerine benziyordu. Hint-İran devlet anlayışını yansıtan bu örgütlenmede, eski Türk devlet geleneğinin de belirgin etkisi vardı. Eski Türk devlet geleneğinde olduğu gibi, Büyük Selçuklu Devleti'nde de ülke toprakları hanedanın ortak malı sayılıyordu. Bundan dolayı Büyük Selçuklu toprakları eyaletlere bölünmüştü. Eyaletlerin yönetimi de Melik olarak adlandırılan hanedanın erkek üyelerine bırakılmıştı. Tuğrul Bey'den önce boy başkanına Oğuz geleneğine göre Yabgu deniyordu. İslam dininin benimsenmesinden sonra, hükümdarlar İslam devletlerindeki geleneğe uyarak "sultan" unvanı ile anıldılar. Suriye Selçukluları ile Kirman Selçukluları'na Irak Selçukluları da katıldı. Büyük Selçuklu topraklarına göçen yeni Oğuz boyları da iç düzeni büyük ölçüde sarstılar. Bu karışıklık döneminde Harzemşahlar, Büyük Selçuklu toprakların büyük bölümünü ele geçirdiler. Bir süre daha direnen Kirman Selçukluları 1175'te, Irak Selçukluları da 1194'te Oğuzlar ve Harzemşahlar tarafından yıkıldı.

Başkentte oturan sultan, devletin mutlak egemeniydi. Bütün atamalar ve toprak dağıtımı sultanın buyruğuyla yapılıyordu. Ayrıca sultan yüksek yargı kurullarına da başkanlık ediyordu. Hükümdarların "danışman"ı konumundaki kişiler yönetimde önemli rol oynuyorlardı. Alp Arslan döneminde bu göreve getirilen Nizamülmülk, İslam geleneği uyarınca vezir unvanı aldı ve devlet yönetiminde köklü değişiklikler yaptı. Nizamülmülk, devlet yönetimine ilişkin anlayışını Siyasetname adlı kitabında da anlatmıştır. Büyük Selçuklu Devleti'nde devlet işleri "Divan-ı ala" adı verilen bir kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Ayrıca maliye, askerlik ve adalet işleriyle uğraşan başka divanlar da vardı. Meliklerin yönetimindeki eyaletlerde de büyük ölçüde merkezdeki örgütlenme örnek alınmıştı.



✍ AVRUPA'DA GERÇEKLEÅžEN O BOMBA TRANSFER! HERKES ÅžU ANDA BUNU KONUÅžUYOR! 🫵 👉 BURADA
amp-next-page separator