Geri
İleri  

Hüdai Budanur kimdir? Kim Milyoner Olmak İster'de Beşiktaş 110 sayı atan basketbolcu sorusu

Hüdai Budanur kimdir? Kim Milyoner Olmak İster'de Beşiktaş 110 sayı atan basketbolcu soruldu. İşte yanıtı..

Cumartesi akþam (27 Mayýs) ATV'de yayýnlanan Kim Milyoner Olmak Ýster? programýnda Beþiktaþ Basketbol takýmý ile ilgili sorulan sorunun yanýtý merak edildi. Beþiktaþ'ýn bir maçýnda 110 sayý atan isim kimdir?

ATV'de Kim Milyoner Olmak Ýster? isimli bilgi yarýþmasýnda "1957'de Beþiktaþ formasý ile Beþiktaþ Karagücü Basketbol maçýnda 110 sayýnýn tamamýný atan basketbolcu kimdir?" diye soruldu. Bu sorunun cevabý büyük merak uyandýrdý.

--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Ýþte yarýþmada sorulan sorunun cevabý; Beþiktaþ Takým kaptaný Hüdai Budanur 1957'de Beþiktaþ formasý ile Beþiktaþ- Karagücü Basketbol maçýnda 110 sayýnýn tamamýný atmýþtýr.

Beþiktaþ Basketbol Takýmý 16 Mart 1957 tarihinde Karagücü ile yaptýðý Ýstanbul Basketbol Ligi müsabakasýný 110-56 kazanýrken Beþiktaþ'ýn bütün sayýlarýný Hüdai Budanur atmýþtýr ve bu olay tarihe geçmitir.

TARÝHTEN BÝR NOT; HÜDAÝ BUDANUR


Kim Milyoner Olmak Ýster? yarýþmasý
Dünyanýn en çok seyredilen ve kazandýran yarýþma programý Atv ekranlarýnda devam ediyor! Yarýþmada toplam 12 soru yer alýyor. Bu on iki soruyu yanýtlamak için size 4 joker hakký sunuluyor. Ayrýca 2 barajýnýz var. Baraj sorularýný doðru yanýtladýðýnýzda o ana kadar kazandýðýnýz ödül her halukarda sizin oluyor. 12. soruyu da doðru yanýtlarsanýz kazanacaðýnýz ödül tam 1 Milyon TL.

Hüdai Budanur bir maçta 110, Erman Kunter 153 sayý atmýþtýr

 



HÜDAÝ BUDANUR KÝMDÝR? KENDÝ AÐIZINDAN...

10 Þubat 1936 doðumluyum. Baba evi Fatih Camii medreselerinin arkasýndaydý. Kökenimiz Bulgaristan'a dayanýyor. Üçüncü sýnýfa kadar evin bitiþiðindeki 62. Ýlkokulda okudum. Üç katlý, kafesli ve cumbalý bir evimiz vardý. Babam Kapalýçarþý'da antikacýydý. Yedi sekiz yaþýndayken babamý kaybettim. Biz dört kardeþtik, en küçükleri bendim. Babam vefat ettikten sonra annem mahalledeki komþulara dikiþ dikerdi. Hatta hiç unutmam, bana teyel söktürürdü. Büyük aðabeyim hukuk fakültesinde okuyordu, babam ölünce yarým býraktý fakülteyi. Küçük aðabeyimin Malta çarþýsýnda manav dükk,ný vardý.

Çocukluðum Fatih Camisi civarýnda geçti. Medreselerin yanýnda büyük çitlembik aðaçlarý vardý. Aðaçlarýn dibinde bir kör kuyu vardý. Daha birinci veya ikinci sýnýftaydým. Mahalle arkadaþlarýmla hep o kör kuyunun yanýnda bir adam görürdük. Kývýr kývýr ak saçý vardý. Heybesini kuyunun yanýna koyup otururdu. Yanýnda içki þiþesi olurdu. Oraya oturup ney çalardý. Biz onunla, "Sarhoþ! Sarhoþ!" diye alay edip kaçardýk. Fatih medreselerinde kalýrdý o adam. Yýllar sonra orada öldüðünü duyduk. Sonra öðrendik ki, o adam meþhur Neyzen Tevfik'miþ.

Darüþþafaka'ya 1945-46 ders yýlýnda, ilkokul dördüncü sýnýfta imtihaný kazanarak girdim. Her Çarþamba velilerin ziyaret günüydü. Annem meyve getirirdi bana. Rýfký Bey her gece yatakhanede kalýrdý. Çok disiplinliydi. Herkesin ayaklarýný uzatarak ve saðýna yatmasýný isterdi. Bek,r ütüsü yapardýk, pantolonlarý yataðýn altýna koyup ütülerdik. On üç adým diye bir yer vardý, sevgilisi olanlarýn okuldan kaçma yeriydi. Duvarýn en alçak yerini bulmak için on üç adým atardýk. O yüzden oranýn adý on üç adým kalmýþtý. Okula girdiðimiz sýrada Ýkinci Dünya Savaþýnýn yarattýðý kýtlýk vardý. Ekmek, þeker karneyle daðýtýlýrdý. Eski nüfus cüzdanýmda 'Makara fiþi verildi', 'Ekmek karnesi verildi' yazýyor. Öyle bir yokluk içindeydik. Yemekhanede büyük bir sepet vardý. Akþamüzeri onun içine artan ekmekleri koyarlardý. O ekmekleri alýp yerdik karnýmýzý doyurmak için.

Sporu çok seviyordum ve hepsinde yer alýyordum. Okulda tabii herkes gibi biz de kendi aramýzda futbol oynayarak baþladýk spora. Sedat Erberk çok güzel bez top yapardý. Çarþafý enlemesine yýrtar, ortasýna gazete k,ðýdý sýkýþtýrýrdý. Etrafýný iyice sarardý. Ortaokuldan itibaren futbol, voleybol, basketbol takýmlarýnda oynadým. O zaman Kabataþ, Haydarpaþa ve Galatasaray liseleri bizim rakibimizdi. Futbolda bir gün Eyüp Stadýnda maçýmýz vardý. Öyle bir çamur ki, ayakkabýlar çamurun içinde kalacak gibiydi. Bir ara kulübün futbol takýmýnda bile oynadým. Maçlarý Beylerbeyi Stadýnda oynardýk. Fakat bir noktadan itibaren kendimi tamamen basketbola verdim. Yaþýmýz ilerleyince hafta sonlarý da okulda kalmaya baþladýk. Bizim Darüþþafaka'da basketboldan baþka bir hayatýmýz yoktu. Sabah girerdik salona, öðlen yemeðine çýkana kadar oynardýk. Batur benim sýnýf arkadaþýmdý.

Bizim sýnýflarýn basketbola yönelmesinde Yalçýn Abinin büyük etkisi vardý. Bütün hayatý basketbolla geçiyordu. Koridorlarda filan tavandan geçen kalorifer borularý vardý. Hep k,ðýtlarla o borulara kendi kendine þut atardý. Yalçýn Abiye tapardýk biz, hepimizin idolüydü. Jeoloji okumamda bile bunun payý vardýr. Ýlk kez biz üniversiteye gireceðimiz zaman giriþ imtihaný kondu. Yalçýn Abi bizim önderimiz ya, bizde ayný fakülteye girdik. Ýmtihana girerken ben birinci sýraya jeolojiyi yazdým.

O zamanlar basketbol topu nerede. Parçalý, iple baðlanan toplarla oynuyorduk. Ayrýca eski spor salonundaki döþemelerin bir kýsmý kýrýktý. Topu vurdukça yerinden oynardý o döþemeler. Bizde Ýsmail Kafesçioðlu vardý, TPAO genel müdürlüðü yapmýþtý; iki sene önce vefat etti. Biz okurken okulda daha kolej sistemi yoktu. Fakat onun Ýngilizcesi çok iyiydi, Amerikan gemileri geldiði zaman hep onlarla maç alýrdý bize. ÝTÜ spor salonunda Amerikalý gemicilerle maç yapardýk. Biz, 'hadi Ýsmail Amerikalýlardan top istesene, keds istesene,' derdik. O zaman Türkiye'de keds denen basketbol ayakkabýsý yoktu. Bir yaz tatilinde pasaport çýkarttým. Daha on sekiz yaþýndayým. Önce Ýzmir'e gittim. Oradan da Uludað vapuruna binip Pire'ye gittim. Gemide giderken güvertede yatmýþtým. Pire'den Atina'ya geçtim ve oradan basketbol ayakkabýsý alýp döndüm. Orasý spor malzemeleri bakýmýndan daha ileriydi o zamanlar. Spalding toplar orada bulunuyordu. Þimdi öyle mi, geçenlerde torunuma top alacaktým. Baktým markette Spalding, Voit marka toplar 20-30 liraya satýlýyor.

Biz daha lisede okurken kulüp takýmýnda oynamaya baþladýk. Ben Darüþþafaka takýmýnda üç sezon oynadým. Bende iz býrakan bir Fener maçý vardýr. Bitime on saniye vardý. Bir sayý gerideydik. Faul çizgisinin oradan cemþata kalktým. Top girdi ve oyun bitti, bir sayýyla galip geldik. Darüþþafaka olarak Fener'i ilk defa o zaman yendik. O takýmda Sedat, Haþim, Dursun, Nedret, Güray Kýlýç, Doley diye bir Yahudi oyuncu vardý. Kulüp takýmýnda bizi çalýþtýranlar Niyazi Turan, Yalçýn Granit ve Atilla Erten'di. O zamanlar açýk hava sahalarý vardý. Yazýn Kadýköyspor sahasýnda, Bakýrköy'deki sahada gece maçlarý olurdu. Kýzlar seyretmeye gelirdi bizi. Öylece moral depolardýk.

Takýmda oynarken Darüþþafaka genç takýmý antrenörüydüm ayný zamanda. Genç takýmda Dursun ve Nedret'i çalýþtýrdým. Bir de Güray Kýlýç vardý. O zamanlar hook shot atmak çok meþhurdu. Nedret'e onu atmayý öðrettim. O da çok iyi hook shot atmaya baþladý. Ayak hareketlerini filan hep gösterirdim. Baþlarda utangaç bir çocuktu. Fatih'te Reþadiye kýraathanesi vardý. Güray, Nedret oraya gelirler, orada tavla filan oynarlardý. Ara sýra oradan geçerken onlarý görürdüm. Nedret fevri hareketler yapar, boþu boþuna teknik faul alýrdý. Þevket Taþlýca dünyanýn en tatlý insanýydý. Gayet güzel eli vardý. Ders çalýþmayý sevmezdi.

Okul bitip dýþarý çýkýnca þaþýrdým, topluma adapte olmakta zorlandým. Kulüp takýmýnda oynadýðým sýrada, 1955'te Darüþþafaka'dan mezun oldum. Aslýnda bizim 1954'te mezun olmamýz lazýmdý fakat biz lisede okuduðumuz sýrada lise eðitimi dört yýla çýkarýlmýþtý. O yüzden 12. sýnýftan mezun olduk. Darüþþafaka'nýn bize verdiði istikamet doðruluk ve dürüstlüktü. Okul bitip dýþarý çýkýnca þaþýrdým, topluma adapte olmakta zorlandým. Fen Fakültesini kazanýp jeoloji okumaya baþladým. Bir yandan da spora devam ediyordum. Üniversitede masa tenisi þampiyonu oldum.

1957'de Beþiktaþ'a girdim. 2.000 lira transfer ücreti aldým. Yanlýþ hatýrlamýyorsam 500 lira da maaþ alýrdýk. O zaman Ýstanbul Ligi vardý. Sonra da Türkiye þampiyonasý yapýlýrdý. Karagücü ile bir lig maçý yapacaktýk. Antrenörümüz Yakovos Bilek maçtan önce, "Ben bir taktik düþündüm," dedi. "Bu Karagücü zayýf takým, biz onlarý nasýl olsa yeneriz, fakat çok orijinal bir þey yapacaðým. Bütün sayýlarý Hüdai yapacak," dedi. Milli takýma hep Galatasaray ve Fenerbahçe'den oyuncular alýnýyordu ve hocamýz buna karþý bir tavýr olarak bunu düþünmüþtü. O zamanlar bugünkü kurallar yoktu. Top dýþarý çýktýðý zaman þimdi saat duruyor, o zaman durmazdý. 30 saniyede hücum etme kuralý yoktu o yýllarda. 'Friz yapma' yani topu oyalama vardý. Galip takýmýn oyuncularý topu elinde istediði kadar tutardý vakit geçirmek için. Üçlük atýþ yoktu. Oyun baþladý, ben o kadar formdayým ki – ne zaman cemþata sýçrasam top hep içerde. Yüzde 70 hatta 80'in üzerinde bir atýþ yüzdesiyle oynadým. Birkaç faul kazandýk. Bizim oyuncular atamadý. Neticede 110-56 galip geldik. Normal oynasaydýk 100 sayý yapamazdýk çünkü zayýf takým diye herkes atacaktý, bir kýsmý sayý olmayacaktý. Bir karambol olacaktý. Böylece koçumuz Yakovos Bilek 'iþte görün milli takýma seçmediðiniz adamý' diye kendi görüþünü ispat etti.

Beþiktaþ'ta üç sezon oynadým. Üniversite tahsilinden sonra 1961 Þubat'ýnda Ankara'da DSÝ'ye girdim. Ýlk genel müdürüm Süleyman Demirel'di. Altý ay sonra siyasete girdi. DSÝ takýmýnda birkaç maç oynadým. Orada basketbol okulu kurduk gençleri yetiþtirmek için. O gençlerden biri Aydýn Örs'tü. Sonra askere gittim iki seneliðine. Önce Muhafýz Alayýna aldýracaklardý beni. O sýrada yedek subaylar kura çektikten sonra hiçbir þekilde tayin ve becayiþ yapamazlar diye bir yasa çýktý. Altý ay Tuzla'da temel eðitim almýþtým. Sonra kurada Amasya'yý çektim. Orada bir buçuk yýl kaldým. O zaman, yani 1962'de eþimle evlendik. Ýkinci taburda Hurþit Tolon vardý, Harp Okulunu yeni bitirmiþti. Futbolcu Ýsmail Kurt da askerliðini o sýrada Amasya'da yapmýþtý.





Cumartesi akşam (27 Mayıs) ATV'de yayınlanan Kim Milyoner Olmak İster? programında Beşiktaş Basketbol takımı ile ilgili sorulan sorunun yanıtı merak edildi. Beşiktaş'ın bir maçında 110 sayı atan isim kimdir?

ATV'de Kim Milyoner Olmak İster? isimli bilgi yarışmasında "1957'de Beşiktaş forması ile Beşiktaş Karagücü Basketbol maçında 110 sayının tamamını atan basketbolcu kimdir?" diye soruldu. Bu sorunun cevabı büyük merak uyandırdı.

İşte yarışmada sorulan sorunun cevabı; Beşiktaş Takım kaptanı Hüdai Budanur 1957'de Beşiktaş forması ile Beşiktaş- Karagücü Basketbol maçında 110 sayının tamamını atmıştır.

Beşiktaş Basketbol Takımı 16 Mart 1957 tarihinde Karagücü ile yaptığı İstanbul Basketbol Ligi müsabakasını 110-56 kazanırken Beşiktaş'ın bütün sayılarını Hüdai Budanur atmıştır ve bu olay tarihe geçmitir.

TARİHTEN BİR NOT; HÜDAİ BUDANUR

Kim Milyoner Olmak İster? yarışması
Dünyanın en çok seyredilen ve kazandıran yarışma programı Atv ekranlarında devam ediyor! Yarışmada toplam 12 soru yer alıyor. Bu on iki soruyu yanıtlamak için size 4 joker hakkı sunuluyor. Ayrıca 2 barajınız var. Baraj sorularını doğru yanıtladığınızda o ana kadar kazandığınız ödül her halukarda sizin oluyor. 12. soruyu da doğru yanıtlarsanız kazanacağınız ödül tam 1 Milyon TL.

Hüdai Budanur bir maçta 110, Erman Kunter 153 sayı atmıştır

 

HÜDAİ BUDANUR KİMDİR? KENDİ AĞIZINDAN...

10 Şubat 1936 doğumluyum. Baba evi Fatih Camii medreselerinin arkasındaydı. Kökenimiz Bulgaristan'a dayanıyor. Üçüncü sınıfa kadar evin bitişiğindeki 62. İlkokulda okudum. Üç katlı, kafesli ve cumbalı bir evimiz vardı. Babam Kapalıçarşı'da antikacıydı. Yedi sekiz yaşındayken babamı kaybettim. Biz dört kardeştik, en küçükleri bendim. Babam vefat ettikten sonra annem mahalledeki komşulara dikiş dikerdi. Hatta hiç unutmam, bana teyel söktürürdü. Büyük ağabeyim hukuk fakültesinde okuyordu, babam ölünce yarım bıraktı fakülteyi. Küçük ağabeyimin Malta çarşısında manav dükk,nı vardı.

Çocukluğum Fatih Camisi civarında geçti. Medreselerin yanında büyük çitlembik ağaçları vardı. Ağaçların dibinde bir kör kuyu vardı. Daha birinci veya ikinci sınıftaydım. Mahalle arkadaşlarımla hep o kör kuyunun yanında bir adam görürdük. Kıvır kıvır ak saçı vardı. Heybesini kuyunun yanına koyup otururdu. Yanında içki şişesi olurdu. Oraya oturup ney çalardı. Biz onunla, "Sarhoş! Sarhoş!" diye alay edip kaçardık. Fatih medreselerinde kalırdı o adam. Yıllar sonra orada öldüğünü duyduk. Sonra öğrendik ki, o adam meşhur Neyzen Tevfik'miş.

Darüşşafaka'ya 1945-46 ders yılında, ilkokul dördüncü sınıfta imtihanı kazanarak girdim. Her Çarşamba velilerin ziyaret günüydü. Annem meyve getirirdi bana. Rıfkı Bey her gece yatakhanede kalırdı. Çok disiplinliydi. Herkesin ayaklarını uzatarak ve sağına yatmasını isterdi. Bek,r ütüsü yapardık, pantolonları yatağın altına koyup ütülerdik. On üç adım diye bir yer vardı, sevgilisi olanların okuldan kaçma yeriydi. Duvarın en alçak yerini bulmak için on üç adım atardık. O yüzden oranın adı on üç adım kalmıştı. Okula girdiğimiz sırada İkinci Dünya Savaşının yarattığı kıtlık vardı. Ekmek, şeker karneyle dağıtılırdı. Eski nüfus cüzdanımda 'Makara fişi verildi', 'Ekmek karnesi verildi' yazıyor. Öyle bir yokluk içindeydik. Yemekhanede büyük bir sepet vardı. Akşamüzeri onun içine artan ekmekleri koyarlardı. O ekmekleri alıp yerdik karnımızı doyurmak için.

Sporu çok seviyordum ve hepsinde yer alıyordum. Okulda tabii herkes gibi biz de kendi aramızda futbol oynayarak başladık spora. Sedat Erberk çok güzel bez top yapardı. Çarşafı enlemesine yırtar, ortasına gazete k,ğıdı sıkıştırırdı. Etrafını iyice sarardı. Ortaokuldan itibaren futbol, voleybol, basketbol takımlarında oynadım. O zaman Kabataş, Haydarpaşa ve Galatasaray liseleri bizim rakibimizdi. Futbolda bir gün Eyüp Stadında maçımız vardı. Öyle bir çamur ki, ayakkabılar çamurun içinde kalacak gibiydi. Bir ara kulübün futbol takımında bile oynadım. Maçları Beylerbeyi Stadında oynardık. Fakat bir noktadan itibaren kendimi tamamen basketbola verdim. Yaşımız ilerleyince hafta sonları da okulda kalmaya başladık. Bizim Darüşşafaka'da basketboldan başka bir hayatımız yoktu. Sabah girerdik salona, öğlen yemeğine çıkana kadar oynardık. Batur benim sınıf arkadaşımdı.

Bizim sınıfların basketbola yönelmesinde Yalçın Abinin büyük etkisi vardı. Bütün hayatı basketbolla geçiyordu. Koridorlarda filan tavandan geçen kalorifer boruları vardı. Hep k,ğıtlarla o borulara kendi kendine şut atardı. Yalçın Abiye tapardık biz, hepimizin idolüydü. Jeoloji okumamda bile bunun payı vardır. İlk kez biz üniversiteye gireceğimiz zaman giriş imtihanı kondu. Yalçın Abi bizim önderimiz ya, bizde aynı fakülteye girdik. İmtihana girerken ben birinci sıraya jeolojiyi yazdım.

O zamanlar basketbol topu nerede. Parçalı, iple bağlanan toplarla oynuyorduk. Ayrıca eski spor salonundaki döşemelerin bir kısmı kırıktı. Topu vurdukça yerinden oynardı o döşemeler. Bizde İsmail Kafesçioğlu vardı, TPAO genel müdürlüğü yapmıştı; iki sene önce vefat etti. Biz okurken okulda daha kolej sistemi yoktu. Fakat onun İngilizcesi çok iyiydi, Amerikan gemileri geldiği zaman hep onlarla maç alırdı bize. İTÜ spor salonunda Amerikalı gemicilerle maç yapardık. Biz, 'hadi İsmail Amerikalılardan top istesene, keds istesene,' derdik. O zaman Türkiye'de keds denen basketbol ayakkabısı yoktu. Bir yaz tatilinde pasaport çıkarttım. Daha on sekiz yaşındayım. Önce İzmir'e gittim. Oradan da Uludağ vapuruna binip Pire'ye gittim. Gemide giderken güvertede yatmıştım. Pire'den Atina'ya geçtim ve oradan basketbol ayakkabısı alıp döndüm. Orası spor malzemeleri bakımından daha ileriydi o zamanlar. Spalding toplar orada bulunuyordu. Şimdi öyle mi, geçenlerde torunuma top alacaktım. Baktım markette Spalding, Voit marka toplar 20-30 liraya satılıyor.

Biz daha lisede okurken kulüp takımında oynamaya başladık. Ben Darüşşafaka takımında üç sezon oynadım. Bende iz bırakan bir Fener maçı vardır. Bitime on saniye vardı. Bir sayı gerideydik. Faul çizgisinin oradan cemşata kalktım. Top girdi ve oyun bitti, bir sayıyla galip geldik. Darüşşafaka olarak Fener'i ilk defa o zaman yendik. O takımda Sedat, Haşim, Dursun, Nedret, Güray Kılıç, Doley diye bir Yahudi oyuncu vardı. Kulüp takımında bizi çalıştıranlar Niyazi Turan, Yalçın Granit ve Atilla Erten'di. O zamanlar açık hava sahaları vardı. Yazın Kadıköyspor sahasında, Bakırköy'deki sahada gece maçları olurdu. Kızlar seyretmeye gelirdi bizi. Öylece moral depolardık.

Takımda oynarken Darüşşafaka genç takımı antrenörüydüm aynı zamanda. Genç takımda Dursun ve Nedret'i çalıştırdım. Bir de Güray Kılıç vardı. O zamanlar hook shot atmak çok meşhurdu. Nedret'e onu atmayı öğrettim. O da çok iyi hook shot atmaya başladı. Ayak hareketlerini filan hep gösterirdim. Başlarda utangaç bir çocuktu. Fatih'te Reşadiye kıraathanesi vardı. Güray, Nedret oraya gelirler, orada tavla filan oynarlardı. Ara sıra oradan geçerken onları görürdüm. Nedret fevri hareketler yapar, boşu boşuna teknik faul alırdı. Şevket Taşlıca dünyanın en tatlı insanıydı. Gayet güzel eli vardı. Ders çalışmayı sevmezdi.

Okul bitip dışarı çıkınca şaşırdım, topluma adapte olmakta zorlandım. Kulüp takımında oynadığım sırada, 1955'te Darüşşafaka'dan mezun oldum. Aslında bizim 1954'te mezun olmamız lazımdı fakat biz lisede okuduğumuz sırada lise eğitimi dört yıla çıkarılmıştı. O yüzden 12. sınıftan mezun olduk. Darüşşafaka'nın bize verdiği istikamet doğruluk ve dürüstlüktü. Okul bitip dışarı çıkınca şaşırdım, topluma adapte olmakta zorlandım. Fen Fakültesini kazanıp jeoloji okumaya başladım. Bir yandan da spora devam ediyordum. Üniversitede masa tenisi şampiyonu oldum.

1957'de BeÅŸiktaÅŸ'a girdim. 2.000 lira transfer ücreti aldım. Yanlış hatırlamıyorsam 500 lira da maaÅŸ alırdık. O zaman İstanbul Ligi vardı. Sonra da Türkiye ÅŸampiyonası yapılırdı. Karagücü ile bir lig maçı yapacaktık. Antrenörümüz Yakovos Bilek maçtan önce, "Ben bir taktik düşündüm," dedi. "Bu Karagücü zayıf takım, biz onları nasıl olsa yeneriz, fakat çok orijinal bir ÅŸey yapacağım. Bütün sayıları Hüdai yapacak," dedi. Milli takıma hep Galatasaray ve Fenerbahçe'den oyuncular alınıyordu ve hocamız buna karşı bir tavır olarak bunu düşünmüştü. O zamanlar bugünkü kurallar yoktu. Top dışarı çıktığı zaman ÅŸimdi saat duruyor, o zaman durmazdı. 30 saniyede hücum etme kuralı yoktu o yıllarda. 'Friz yapma' yani topu oyalama vardı. Galip takımın oyuncuları topu elinde istediÄŸi kadar tutardı vakit geçirmek için. Üçlük atış yoktu. Oyun baÅŸladı, ben o kadar formdayım ki – ne zaman cemÅŸata sıçrasam top hep içerde. Yüzde 70 hatta 80'in üzerinde bir atış yüzdesiyle oynadım. Birkaç faul kazandık. Bizim oyuncular atamadı. Neticede 110-56 galip geldik. Normal oynasaydık 100 sayı yapamazdık çünkü zayıf takım diye herkes atacaktı, bir kısmı sayı olmayacaktı. Bir karambol olacaktı. Böylece koçumuz Yakovos Bilek 'iÅŸte görün milli takıma seçmediÄŸiniz adamı' diye kendi görüşünü ispat etti.

Beşiktaş'ta üç sezon oynadım. Üniversite tahsilinden sonra 1961 Şubat'ında Ankara'da DSİ'ye girdim. İlk genel müdürüm Süleyman Demirel'di. Altı ay sonra siyasete girdi. DSİ takımında birkaç maç oynadım. Orada basketbol okulu kurduk gençleri yetiştirmek için. O gençlerden biri Aydın Örs'tü. Sonra askere gittim iki seneliğine. Önce Muhafız Alayına aldıracaklardı beni. O sırada yedek subaylar kura çektikten sonra hiçbir şekilde tayin ve becayiş yapamazlar diye bir yasa çıktı. Altı ay Tuzla'da temel eğitim almıştım. Sonra kurada Amasya'yı çektim. Orada bir buçuk yıl kaldım. O zaman, yani 1962'de eşimle evlendik. İkinci taburda Hurşit Tolon vardı, Harp Okulunu yeni bitirmişti. Futbolcu İsmail Kurt da askerliğini o sırada Amasya'da yapmıştı.



✍ AVRUPA'DA GERÇEKLEÅžEN O BOMBA TRANSFER! HERKES ÅžU ANDA BUNU KONUÅžUYOR! 🫵 👉 BURADA
amp-next-page separator