Ders niteliğinde bir final
Amerikan medyası yiğidin hakkını fazlasıyla verdi ve yiğidimiz Hidayet, bu final serisinin tarihçesinde bir şekilde yer aldı.
Amerikan medyası yiğidin hakkını fazlasıyla verdi ve yiğidimiz Hidayet, bu final serisinin tarihçesinde bir şekilde yer aldı.
İçinden çok dersler çıkarılacak bir NBA Finali izledik. Final serisinin analizini yaparken Lakers’ın yanında olduğunu ifade ettiğimiz ekstra faktörler finalin kaderini belirleyen unsur oldu. Öte yandan bazı seriler nazara alındığında gelmiş geçmiş en iyi playoff’lardan birini yaşadığımızı söylemek hayalcilik olmaz herhalde. Bilhassa Celtics-Bulls, Cavaliers-Magic ve Lakers-Rockets serileri tek tek incelendiğinde her birisine dair sayfalarca yazı yazacak malzeme çıktığını müşahede ediyoruz.
Lakers-Magic serisine (bilhassa bu yazıda seri isimlerini yazarken seride saha avantajını elinde barındıran, yani playoff’a daha üst sıradan girmiş takımların ismini önce yazdım herhangi bir yanlış anlamaya mahal vermemek için) baktığımızda ise gönlüm(üz)den geçenin tahakkuk etmediğini, buna karşılık mantığım(ız)ın bize fısıldadığının eninde sonunda zafere ulaştığını görüyorum. Yazı boyunca kısa kısa notlardan oluşan düşüncelerimi farklı paragraflar halinde ifade etmeye çalışacağım. Böylelikle, zahirde birbirinden bağımsız gibi görünen paragraflar konunun bütünlüğüne destek olacak bir kubbede birbirine destek olan taşlar misali.
Bunun milliyetçilikle bir miktar alakası mutlaka vardır; ama Amerikan medyası da yiğidin hakkını fazlasıyla verdi ve yiğidimiz Hidayet, bu final serisinin tarihçesinde bir şekilde yer aldı. Aslında Hidayet’ten hep daha fazla bahsetmemiz gerektiğinden dem vurup, onun hakkını yeterince vermiyoruz; ama kendisine şu ana kadar hak ettiği ilgiyi “yeterince” göstermeyen Amerikan ve Türk medyasının “günahının” yanında bizimki herhalde önemsiz kalır. Baksanıza Marcin Gortat isimli Polonyalı yedek Orlando pivotun her maçını 6 (yazıyla altı) gazeteci takip ederken, Hidayet’i bu kadar yakından takip eden gazeteci sayısı en az 16 olmalıydı.
Hidayet demişken, kendisine yüklenen başka bir görev var mıydı açıkçası bilmiyorum bu seri boyunca. Hücumda çoğunlukla takımın skor yükünü çekmek, oyun kurarak adeta bir “point forward” gibi oynamak, herkesin elinin titrediği o efsunlu son dakikalarda kritik atışlarda bulunmak ve savunmada gerektiğinde Kobe’yi savunmaya çalışmak benim aklıma ilk gelen görevler. Seriyi olmasa bile Hidayet’i özetleyen en güzel resmi aşağıda görüyoruz. Kobe’nin yediği bu blok, adeta bir önceki seride LeBron’un, Hidayet’in üzerinden attığı son saniye üçlüğünün intikamının başka bir yıldızdan çıkarılışıydı adeta. Hidayet şu andan itibaren, 50 milyon dolarlık kontrata imza atan Corey Maggette’den daha fazlasını bile kazanmayı hak etti; fakat Hidayet’in görevi henüz bitmiş değil. Sırada ne olursa olsun bir şampiyonluk kazanmak ve bazılarına belki önemsiz gelse de All-Star olmak var.
Orlando koçu Stan Van Gundy bu seride tecrübenin çok da mühim olmadığı yönünde bazı talihsiz açıklamalarda bulunmuştu; ama 4-2’lik sonuçla evinin yolunu tutarken acaba bu sözleri hatırına getirdi mi' Serinin ikinci maçında Lee’nin kaçırdığı o son saniye atışı, dördüncü maçta Hidayet’in ve Howard’ın kaçırdığı serbest atışlar ve bazı maçlarda alınan yanlış inisiyatifler, gelecek sene umarım tecrübe olarak hanelerine kaydolur. Seneler evvel bir Yugoslavya-SSCB finalinde 17-18 yaşlarındaki Vlade Divac son saniyelerde Yugoslavya adına bir hatalı yürüme yapıyor ve Yugoslavya finali kaybediyor; ama belki de Divac’ı kazanıyordu. Tabii ki bu her zaman geçerli bir kural olmamakla birlikte işe yaradığı vakidir. Eddie Johnson’ın da dediği gibi tecrübe çok önemli bir faktördü bu seride.
Kobe’den bahsetmeden olmaz. Gerçi serinin ilk ve son maçı haricinde (bir de ikinci maçın ilk çeyreği dışında) çok üst düzey oynadığını düşünmüyorum; ama bu durum emeklerini çalacağımız anlamına gelmiyor. Ancak Kobe’yle alakalı şöyle anlamadığım bir durum var: İlk maçta 40 sayı atmışken ve Lakers açık farkla öndeyken Kobe neden acaba son 7-8 dakikada yeniden oyuna girdi' 50’yi geçmek için mi, yoksa başka bir gayeye matuf bir amaç için mi' Zaten playoff’larda yeterince yorulan bir Kobe’yi o son dakikalarda hem de sakatlanma riskini göze alarak oynatmak kötü bir tercih. Hele ki bu tercih Kobe’den geldiyse daha da kötü. Tam da Kobe’nin son iki-üç senedir o eski iticiliğinden uzak durmaya çalıştığı aşikarken. Nitekim Kobe yanlış hatırlamıyorsam maçı 41-42 sayıyla tamamladı ve üst üste 3-4 atışı girmedi. Ayrıca giren her atışından sonra Jordan’dan apardığı o hırslı yüz ifadesini takınmanın olumlu tepki doğurmadığı ortada. Buna rağmen Kobe’nin iş disiplini, hırsı ve sene başından bu yana koyduğu hedefe takımını taşıması takdir edilecek bir şey.
Kobe’nin en çok yardımı bu seride Ariza ve Odom’dan gördüğünü söyleyebilirim. Gasol ve Fisher da zaman zaman ekstra işler yapsa da, Ariza Hidayet’e yer yer çok sorun çıkardı. Odom ise hem dışarıdan hem içeriden ciddi tahribatta bulundu Lakers adına. Zaten Bynum ve Gasol’u olan bir takım pota altında iki tane 7-footer’la başlıyor maça. Odom’un kısa forvette oynaması ise bu takımı gerçekten “size” açısından “hallice” bir kıvama getiriyor. Bu arada Ariza-Odom ikilisi seneye serbest kalıyor. Bence Lakers en az birisini tutmak zorunda.
Orlando cephesinde ise Lewis bende hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Bilhassa dördüncü maçta saç baş yoldurdu. Dwight Howard ise şu an için bana 11-12 sene evvelki Lakers takımını hatırlatıyor: Kabiliyetli; ama kazanmasını bilmeyen... Hatırlanacak olursa genç bir Shaq ve Kobe’ye, Eddie Jones, Nick Van Exel’e sahip o Lakers takımı da bir türlü son noktayı koyamıyordu. Dwight’ın ise Shaq seviyesine çıkabilmek için hücumda bir tehdit haline gelmesi lazım. Gerçekten çok ama çok ham bir hücum repertuarı var Howard’ın. Ewing’in en az iki yazını ayırması lazım Howard’a. Zaten bu durumun farkında olan Lakers, Howard’a mümkün mertebe dikkatli bir şekilde “double team” yapmaya çalıştı; zira Orlando’da ceza kesmeye hazır üçlükçü çoktu.
Neticede Lakers favori çıktığı bir seriyi, yetenek, tecrübe ve istek fazlalığıyla kazanmaya muvaffak oldu. Seneye zirveyi korumak için daha çok çalışmaları gerekecek; zira hedefe eşit “yakınlıktaki” takım sayısı çoğalacak.