Dünya Kupası İspanya'nın şampiyonluğuyla sona erdi. Aslında hak eden kazandı.
Abone Ol
Dünya Kupası İspanya'nın şampiyonluğuyla sona erdi. İspanyollar tarihlerinde ilk kez kupayı kaldırırken Fransa'nın 1998 ve 2000'de yaptığı dubleyi yani Avrupa Şampiyonluğu ve Dünya Kupasını almayı başardı. Aslında hak eden kazandı demek yanlış olmaz. Futbolu en doğru ve göze hoş gelen biçimde oynayan ve takım olarak birbirleriyle en uyumlu olan takım zafere ulaştı. Bu Dünya Kupası bize gösterdi ki büyük futbolcu veya yıldız olmak değil, takım olmak ve yıldızların takım oyunu içinde görevlerini eksiksiz yapması ve yeri geldiğinde yaratıcılıklarını takım için sahaya yansıtmaları daha önemli.
İspanya'nın daha ilk maçta İsviçre'ye yenilmesi "acaba" dedirtse de bunun bir futbol kazası olduğu sonraki maçlarda görüldü İspanya'nın hatta dünyanın en büyük takımlarından Barcelona ve Real Madrid'in temelini oluşturduğu milli takımda kilit futbolcuların bütün sezon beraber oynamaları ve uyumu da önemliydi. Savunmanın göbeğinde Pique-Puyol, orta sahada Xavi-İniesta bunun en güzel örneği. İtalya'nın ilk turda sonuncu olarak elenmesi, İngiltere'nin başarısız olması ve Fransa'nın dökülmesi örnekleri yabancı futbolcu cenneti ülkelerin başarısız olduğu anlamına geliyor ama İspanya farklı. Barcelona dünyanın en iyi takımı kabul edilirken altyapısından gelen 7-8 futbolcuyu ilk 11'de oynatıyor. Real Madrid transfere dünyanın parasını harcarken kadrosunda 4-5 tane milli takım futbolcusu ilk 11'e giriyor. Yani İspanya aslında yıldızlarını kendi liginde oynatmanın avantajını yaşıyor. İnter Şampiyonlar Ligini kazansa da kadrosunda İtalyan olmaması aradaki farkı bize gösteriyor.
İspanya'nın diğer takımlara göre farkı bence yarı final ve final maçlarında ortaya çıktı. Turnuvanın en iyi iki takımı olarak gösterilen Almanya ve Hollanda'yı yenmeleri hatta yenerken aciz duruma düşürmeleri şampiyonluğu ne kadar hak ettiklerini gösteriyor. Almanya gibi Arjantin'e 4 gol atan bir takımı pas organizasyonlarıyla sahadan silerek kaleye bile yaklaştırmamaları takdir edilmeli. Almanya'nın düştüğü durumu gören Hollanda'nın final maçında kendi oyun stiline ihanet ederek savunmayı düşünmesi ve sertlikle yıldırmak istemesi ise eminim Hollanda vatandaşlarını bile utandırdı. Sadece tekme atarak ve kapanarak kupayı alamazlardı ve alamadılar da zaten. Robben ile yakalanan pozisyonları örnek vermeyin çünkü İspanya her maçta 1-2 gol pozisyonu zaten veriyor ve Casillas denen adam bunun için takımda…
Böyle bir orta saha her teknik adamın rüyasını süsleri Ön liberoda Busquets-Xavi Alonso hem kesici hem de topu oyuna sokarken ve kısa pas yaparken başarılı. Xavi ve İniesta ise kelimelerle anlatılamaz. Bu uyumu sağlamak ve pas trafiğini bu kadar akıllıca yönetmek kolay iş değil. Bu futbolcuların önünde ise golü koklayan ve doğru zamanda doğru yerde olan David Villa var. Torres istemediği pozisyonda yani sağda pek başarılı olamadı ama bence dünyanın en iyi 3 santraforundan biri. Pedro ve Jesus Navas ile sağ kanadı daha etkin kullanan Del Bosque ise takımını iyi tanımasının ödülünü aldı.
Finalde özellikle 2. yarıda İspanya'nın golü atacağı belli oldu. Skor kimseyi yanıltmasın İspanya ablukaya aldığı Hollanda kalesini şansı yaver gitse ve son vuruşlarda becerikli olsa daha önce düşürebilirdi.
Dünya Kupasının 11'i bence şu şekilde olmalı:
Kalede Casillas, savunmada sağda Maicon ortada Puyol ve Lugano solda Lahm, orta sahada Schwensteiger, Xavi, İniesta, Sneijder; forvette ise Forlan ve David Villa.
Vuvuzela sesi ve kötü maç anlatımları ise Güney Afrika'dan aklımızda kalan kötü anılar oldu. Vuvuzela umarım stadlarımızda boy göstermez. Diğer konuda ise ne yazık ki bu şartlarda yapacak bir şey yok.
Kupanın en güzel anı ise bence final maçı sonrasında yaşandı. İspanya kaptanı Casillas kendisiyle röportaj yapan sevgilisini öperek bütün dünya kadınlarının gönlünü fethetti. En azından benim romantik eşimin...