Barusso, Carrusca, Inamota ve nicelerinin Florya'da gezdiği günleri geride bıraktık.
Abone Ol
Barusso, Carrusca, Inamota ve nicelerinin Florya kıyılarında gezdiği günleri geride bıraktık. Galatasaray, artık transfer mentalitesindeki çıtasını yükseltti.
Baros ve Kewell ile başlayan Keita, Elano ve bedelsiz transfer sinsileleriyle gelişen, olgunlaşan transfer politikasına bakış açısı G.Saray'ı içten içte kıskandıran bir konuma sürükledi.
G.Saray artık, Premier Lig'den futbolcu transfer eder duruma geldi. Elano, Kewell, Baros... Açın bakın hepsinin kariyerlerine, neler yazıyor. ÖNCE TAKIM SAVUNMASI SONRA NEILL
Savunmaya yapılan son hamle Lucas Neill. Kalitesi, bir savunma oyuncusuna göre yüksek teknik kapasitesi, Popescu edasındaki oyun kurma zekası, hava toplarındaki hakimiyeti, tecrübesinin verdiği müthiş sezgisi savruk Galatasaray savunma kurgusunu tabii ki çekip çevirecektir.
Ancak, sezonun ilk yarısında yazdığımız yazılarda da sürekli altını çizdiğimiz üzere; G.Sray'ın asıl problemi geri dörtlüde değil, takım savunmasında.
Neill transferinin, G.Saray takım halinde savunma yapmayı beceremedikten sonra ve kanat oyuncuları toplu savunma - toplu hücum prensibini benimseyip kendi aralarında koordine olamadıktan sonra hiçbir anlamı yok! MEIRA, NEILL VE YİNE AYNI SORUN (!)
G.Saray, ilk yarıdaki oyun karakteri ile mücadele ederse Neill, Gökhan ya da Emre isimleri bir şeyi değiştirmez. Galatasaray taraftarı tıpkı Fernando Meira transferinde olduğu gibi "Neill geldi, dertler bitti" düşüncesinden de kendini arındırmalı ve bu doğrultuda büyük bir beklenti içerisine girmemeli.
Galatasaray önce takım savunmasını geliştirecek ve Frank Rijkaard, Kewell, Arda ve Keita'ya orta sahanın diğer yarı diliminde de bir yaşam mücadelesi olduğunu anlatacak, öğretecek. İşte o zaman Neill transferi anlamlanır, işte o zaman beklenen, arzulanan Galatasaray takımı ortaya çıkar.
RIJKAARD'IN YARATTIĞI OYUNCU MODELİ
Frank Rijkaard, çok pas yapan, önde basan, organize olan, zaman zaman ısıran, zaman zaman duran, bekleyen, her zaman kontrolü elinde bulunduran ve kadroda olan her oyuncunun farklı mevkiilerde de görev yaptığı bir takım yaratmaya çalışıyor.
Elindeki malzemenin kafasındaki sisteme ve oyun anlayışına bire bir uyması ise Hollandalı teknik adamın en büyük avantajı... Arda, Kewell, Elano, Mehmet Topal, Hakan Balta ve Barış gibi oyuncular sistemin her yerinde önemli bir parça olabiliyor.
Sol bek Hakan Balta ve orta saha Mehmet Topal stoperde de oynuyor, sol açık Arda; sağ açıkta, santrfor arkasında ya da santrfor bölgesinde de rahatlıkla forma giyebiliyor. Aynı şekilde Elano da öyle... Bir bakıyorsunuz sol tarafta bir bakıyorsunuz ikili arkasında, bir bakıyorsunuz ön liberonun hemen önünde. Ya Barış ve Kewell. Barış'a bakın... Sağ bekte, sağ açıkta ve ön libero da oynuyor. Peki ya Kewell.. Stoper de oynadı, ikili arkasında da, sol açıkta da, santrfor da...
NEILL DA RIJKAARD'A UYGUN
Şimdi bu oyunculara bir de Lucas Neill eklendi. Neill'in futbol kariyerine baktığımız zaman, forma giydiği takımlarda sağ bek, stoper ve ön libero mevkiilerinde hiç de yabana atılmayacak kadar başarılı bir performans sergilediğini görüyoruz. G.Saray'ın statik olmayan, çok yönlü ve en önemlisi müthiş kaliteli bir kadrosu var.
G.Saray yönetimi, Frank Rijkaard ve Johan Neskeens ikilisine göz kamaştıran bir kadro emanet etti, artık iş bu ikilide. Şampiyonluk haricinde elde edilecek her sonuç başarısızlıktır. Olası bir başarısızlık, Rijkaard ve Neskeens'in biletini de keser mi' Alışık değilizdir ama KESMEMELİ!
JO'KER' Mİ!
Transfer dönemi boyunca ortaya atılan 50'in üzerinde santrfor vardı, en son ortaya atılan isim Jo; tuttu! CSKA Moskova hariç, oynadığı tüm kulüplerde sorunlu bir yıldız edasında olan Brezilyalı futbolcu, 'Lincoln tokadının şokunu' henüz üzerinden atamayan Galatasaray için kısa vadede olsa riskli ama bir o kadar da büyük katkı sağlayabilecek bir transfer!
Öncelikle bu kiralama işleminin satın alma opsiyonu ile yapılıp yapılmadığının resmi bir şekilde açıklanması gerekir. Galatasaray, resmi internet sitesinden yaptığı açıklamada Jo'nun kiralık olarak kadroya katıldığını açıklıyor ancak en önemli olan satın alma opsiyonu konusunda herhangi bir açıklama yapmıyor. Yapması lazım. Burada önemli olan Jo'nun 6 ay kiralık olarak kadroya katılması değil, satın alma opsiyonu ile kiralık olarak transfer edilip edilmemesidir.
'Satın alma kaosun yanı sıra' Galatasaray'ın temel sorununun takım savunmasında olduğunu kalın kalın altını çizdik. Kewell, Keita, Arda ve Nonda ya da Baros'un hücum hattında sağladığı müthiş katkıyı savunma kurgusunda yeteri kadar yerine getirememesi zaten Galatasaray'ın en büyük problemi iken bu halkaya bir de Jo eklendi.
Jo, tıpkı Kewell, Arda, Elano, Mehmet Topal ya da Barış gibi sistemin her yerinde farklı kimlikler ile görev yapabilme özelliğine ve kalitesine sahip olsa da, savunma yönü en az Baros ve de Nonda kadar zayıf! Galatasaray, bu tek taraflı hücum hattıyla ya Mustafa Sarp ve Mehmet Topal ikilisinin yerine Lampard ve Essien'i (!) getirecek ya da oyun şablonunu yeniden gözden geçirecek.
ENFORMASYON KİRLİLİĞİ VE ARDA TURAN
Son yıllarda enformasyon kirliliğinin doruk noktasına spor basınında ulaştık. Sadece transfer dönemlerinde değil de haberin her alanında kendini gösteren 'kirlilik' son dönemde en fazla Arda Turan'ın canını yaktı! Türkiye'nın son yıllarda yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan Arda için spor basınında öyle haberler çıktı, öyle yazılar yazıldı ki; hepsi de ciddi bir emek ve ciddi bir hayal gücü ister.
'Yıldız yönetmesini' bilmediğimiz toplumda Arda, birden bire kendisini Messi ile karşı karşıya buldu. Saçmalık sınırlarını zorlayan karşılaştırmalar, açıklamalar, yorumlar ve haberler ile aylarca karşı karşıya kaldık.
"Arda mı daha büyük Messi mi'" tartışmalarında basında üzerine düşeni fazlasıyla yaptı aslında. Sabah Gazetesi, Messi'nin Arda ile ilgili olumlu açıklamalarını özel haber olarak verirken, aradan bir süre geçtikten sonra Hürriyet gazetesi, Messi'nin açıklamalarını şu şekilde verdi: "Arda'yı tanımıyorum". GİT ARDA, HEM DE HEMEN!
Hayal gücünü nirvanaya ulaştıran bu haberlerden sonra düşünün Arda üzerindeki baskıyı, insanların üzerine yüklediği misyonu! Bir yıldız yaratıyoruz, seviyoruz, değer veriyoruz sonra sonra sonra... Sonra kendi yarattığımız değeri kısa sürede tüketmek için elimizden geleni yapıyoruz. Hem de hepimiz. Yöneticisinden, spor basınına, taraftarına, en yakınlarına kadar herkes...
Arda, artık Türkiye'deki misyonunu tamamlamıştır. Kalitesini, kudretini ispat etmiştir. Galatasaray'ın ona yapacağı en büyük iyilik, Arda'yı en kısa sürede satmak olacaktır. Ben, Arda'nın yerinde olsam sezon sonu toplarım bavulumu tutarım, Ada'nın yolunu! İki yıl kulübede beklerim, atarım üzerimdeki adaptasyonu sorunu! 25 yaşından 35 yaşına kadar Ada'da oynar; kramponlarımı asarım.