***
Kadın futbol yazarlarını satırlarıma konuk ettiğim yazı dizisinde, Feryal Pere?ye ulaşmak en zor olanıydı.
Yo yo, sakın yanlış anlamayın, kapris ya da başka bir sebep değil kast ettiğim.
Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle bir türlü kendisini toparlayamadı Feryal Hanım.
Konuşmakta dahi güçlük çektiği bir dönemde röportaj yapmak mümkün değildi.
Hal böyle olunca kendisine en zor ulaştığım kişi Feryal Pere oldu.
Fakat sohbetimiz için bir araya geldiğimizde Feryal Pere?ye, Fenerbahçelilerin neden bu kadar sıkı ve sevgiyle ?Feryal Abla? dediklerini çok daha iyi anladım.
O kadar içten ve o kadar sevgi dolu bir insan ki?
?Fenerbahçe aşkını kaleme alan bir yürekten de başkası beklenemezdi? diyebilirsiniz ama belki de etrafımızda bu tür insanların sayısının azaldığından mıdır nedir, ben yine de kısa bir şaşkınlık dönemi yaşadığımı itiraf edeceğim.
Ama karşımda bu kadar içten bir insan görünce, aynı dili konuşuyor olmanın rahatlığıyla öylesine tatlı bir sohbet oldu ki, eminim röportajı okumak için siz de sabırsızlanıyorsunuz...
Üstelik, TRT?ye bir dublaj için yetişmesi gereken Feryal Hanım?ın kısıtlı zamanına rağmen biz sohbetimize ve sıcaklığına doyamadık.
Umarım röportajdan sizler de aynı tadı alırsınız?
Star TV Kurumsal İletişim Direktörü görevini yürüten, Fenerbahçe TV?de Yüksek Kramponlar programını hazırlayan ve sunan, Fenerbahçelilerin Feryal Ablası, Feryal Pere?
Star TV katında şirin kutu gibi ama şirin detaylarla döşediği odasında kabul ediyor beni.
Oda içinde ilk etapta gözüme çarpan Fenerbahçe ile ilgili detayları oluyor.
Fenerbahçe takım posteri, takım arması ve minik minik sarı-lacivert renkler taşıyan detaylar?
Kısıtlı zamanımıza rağmen, bunu en iyi şekilde değerlendirebilmek acelesiyle sorularımı hızlı bir şekilde sıralamaya başlıyorum.
Türk basını içinde futbol kaleme alan birkaç kadın yazardan biri olarak bu futbol sevdasının temelinin nereden geldiğini soruyorum.
?İÇİNDEN SARI-LACİVERT GEÇEN SEVGİ?
Feryal Pere?den gelen yanıt, "Futbol değil, önce Fenerbahçe" diyerek ekliyor? "Bu Fenerbahçe ile ilgili bir şey. Önce Fenerbahçe, sonra Fenerbahçe'nin futbolu"
Hikâyesinin çok sıra dışı bir hikâye olmadığından dem vuruyor Feryal Pere...
"Çok Fenerli için baba aşkıdır bu. Bende de böyle oldu. Önce Fenerbahçe, sonra da en fiyakalı faslı olduğu için özellikle futbol. Ama içinde sarı-lacivert geçen her dala da ilgi duyduğumu itiraf ediyorum."
Feryal Pere?nin biricik aşkı futbolu ve Fenerbahçe sevgisini yazması ise Mine Kırıkkanat ve İsmet Berkan'ın "Fenerbahçe'yi bu kadar seviyorsun, gel bunu bize haftada 1 gün yaz!" sözleriyle başlamış. ?O dönem Yiğiter Uluğ şimdi ise Uğur Vardan maçların bitiminde benden yazı istedikleri için sahici spor yazarları gibi kendimden geçmiş bir halde yazılarımı yazarken buluyorum kendimi.?
?BİR ŞEY SÖYLEMEYİN SEVDİCEĞİME!..?
Fenerbahçe TV?nin sevilen programı Yüksek Kramponlar?da gülen yüzüyle Fenerbahçe renklerini ve Fenerbahçe aşkını ekrana taşıyan Pere, program isminin mantığını ise bakın nasıl açıklıyor. "Yüksek ökçelerle geliyorum, yüksek şekilde ses çıkartarak!.. Aleyhinde bir şey söylemeyin sevdiceğimin!?
Türk spor camiasındaki kadın futbol yazarları iki elin parmakları kadar değilken, içinde bulunduğunuz grubun gazetelerinden ismiyle müstesna Radikal bir adım öne çıkıyor?
Çünkü, o bir Radikal!..
?TEKNİK ANALİZİ ANCAK JÜBİLEMDE YAZARIM!..?
- Futbolu kaleme alırken, bir kadın gözüyle bu satırların yazıldığını bilinmesini istiyor musunuz, yoksa ?Her şeyiyle futbol budur? diyerek mi yazıyorsunuz?
?Bu, bilinçli olarak tercih ettiğim bir şey değil doğrusu. Bu memlekette o kadar çok
- Basın içerisinde kadın futbol yazarı sayısının belirli bir çizgide tutuluyor izlenimi sezinleniyor. Kadın futbol yazarlarının sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
?Doğrusu bu açıdan hiç düşünmedim. Belki çok istekli yoktu. Şunu da kabul etmek lazım ki, televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte erkeklerin sevdiği bir şey olmaktan kurtuldu futbol. Kadınlar da fark ettiler ki, ?Burada çok hoş bir şeyler oluyor. Müthiş bir şov var. İnanılmaz delikanlılar koşturuyorlar.? Bu heyecanın bir parçası olmanın iyi bir şey olacağını düşünmeye başladılar. Tribüne gelen kadın sayısın çoğalması birbirini besleyen şeyler. ?İlle de kadın yazmasın? diye bir şey zannetmiyorum. Belki isteklisi pek yok. Biz hepimiz pek hevesliydik. Sayımız çok az demeyeceğim. Fena değiliz!..?
?ERKEKLER JARGON FAŞİZMİ UYGULUYOR?
- Futbol anlaşılması mümkün olmayan zor bir şey değil. Fakat erkekler kadınlara karşı "Bu çok zor bir şey" görüntüsü veriyor sanki. Futbolu erkekler mi zorlaştırıyor dersiniz?
?Kesinlikle. Bu bir sindirme politikasıdır ve biz artık yut-mu-yo-ruz! Çok da basit. ?Bu yeri ben tutacağım ve en önemli şeyleri ben söyleyeceğim? derseniz, kuralları çok az değişen bir branşta, her Allah'ın günü ne yazacak, ekranda ne konuşacaksınız? 40 yılın liberosuna yeni bir ad çıkartılıyor. Her sene bir şey moda oluyor, 'Nokta santrfor' ya da 'Pivot santrfor' gibi... Kardeşim 2 yıl önce yok muydu bu ihtiyaç? Ama ismi bu değildi... Vardır ya jargon faşizmi, bunu yapıyor yaramazlar bize. Biz de, ?Tabii ağabey, siz daha iyi bilirsiniz? deyip, yine bildiğimizi okuyoruz!..?
?EKRANDA GÖRÜŞÜMÜZÜN SAĞLAMASINI ARIYORUZ?
- Televizyondaki spor programlarını izliyor musunuz?
?Evet, izliyorum.?
- Peki, nasıl buluyorsunuz?
?Tabii ki, çok iyi bulmuyorum. Ama ben de sürüden ayrı bir rol biçemeyeceğim kendime. Tam tersini en iyi bulmadıklarımı neden ille de izliyorum? Bu bir bağımlılık, bu işin içinde olmasam da izlerdim. Çünkü, bunlar izleniyor. Yoksa, en çok satan gazete Radikal, en çok izlenen belgeseller olurdu... Hani bir de yalanlarımız vardır ya, ?Hayır, hayır. Ben o programı izlemiyorum? gibi... İzliyorum. Bu programlar hakkında şöyle bir şeyi tespitim var ki o da, bu programlardaki yorumlar tarafları keskinleştiriyor. Bir hafta Erman Toroğlu'nun yorumu, ?Bak ne kadar akıllı? hissini uyandırıyorsa, ertesi hafta hiç inandırıcı bulunmuyor. Çünkü, kafamdaki ne ise, nasıl bakıyorsam, ekranda onların sağlamasını bekliyorum. ?Ben? derken, tüm toplumumuzdan bahsediyorum. Eğer o sağlama yapılmaz ve yorumcu 'Ben' gibi düşünmüyorsa, onun yorumculuğu da hak getire!...?
- Bu tür TV programlarının seyirciye bir şey verdiğine inanıyor musunuz, yoksa bir şeyler devamlı olarak kaşınıyor mu?
?Mutlaka kaşınıyor. Benim asıl mesleğim televizyonculuk. Bir reyting canavarı denen şeye teslim olmuş durumdayız maalesef. Benim de en beğendiğim diziler, 2 bölüm sonra yayından kalkıyor. ?Bu çok iyi program? dediğim programlar ne yazık ki yaşamıyor. Spor programlarını da çok ayıramayız. Bu da onların bir parçası. Baktığımızda görüyoruz ki, 40 cümle etrafında dolaşılıyor tüm spor programları. Onların telaffuzundan çok, telaffuz şekli insanları kızdırıyor ve galeyana getiriyor. Galeyana gelmeye de pek bayılırız zaten, genlerimizde mevcuttur. O programlardaki kaşların kalkması, tepeden bakıp konuşmalar, hırslandırmalar pek bir şey kazandırmıyor bize doğrusu. Bir iki program hariç.?
- İsim vermek ister misiniz?
?I-ıh!.. Şımarmasınlar!..?
ASİ VE MAVİ
Tam bu noktada konuştuklarımıza şahit olmanızı inanın çok isterdim...
Şöyle ki...
Feryal Hanım ile sohbetimiz sürer, bendeniz ise sorularımı sıralarken, yeni bir soruya hazırlanıyorum.
Futbola ve ligimize dönüş yapacak bir soruyla... ?Romantik bir futbolsever olarak, bu konuda sizin düşüncelerinizi özellikle merak ediyorum. Sivasspor'un çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz??
İşte sorum bu...
Ama Feryal Hanım'ın soruma tepkisini görmelisiniz...
İki elini çenesi altında birleştirerek, bir 'Ayyy!' deyişi var, görmelisiniz...
Tam küçük bir kız çocuğu gibi.
O kadar içten ve sıcak ki?
İşin ilginç tarafı ne biliyor musunuz?
Feryal Hanım, meğer bu günlerde bambaşka bir romantizm yaşıyormuş...
Nedir diyorsunuz değil mi?
Adana Demirspor...
Evet, evet!.. Yanlış okumadınız, Adana Demirspor...
Romantizm bunun neresinde mi?..
Bakın Feryal Hanım bunu nasıl anlatıyor?..
?Bugünlerde bir başka romantizm kanalım daha var. Adana Demirspor... Adana Demirspor iyi oynuyor. O kocaman bölgede bir tane şehir takımı yok, Süper Lig maçlarını izleyemiyorlar. Bütün derdim, Adana Demirspor'un da bir şekilde ligde olmasını istiyorum. Bir de sloganları var, muhteşem? Ben sloganlarına vurulurum kimi takımların... ?Asi ve mavi?. Nasıl?.. Nefis değil mi? Çünkü, Mavi Şimşek onlar!..?
?SİVAS, FENERBAHÇE GİBİ??
- Sivasspor için neler söyleyeceksiniz?
?Sivasspor'da biraz da Fenerbahçe uzantısı var. Teknik Direktörü Fenerbahçeli futbolcuydu, askerimizdi!.. Ama şimdi komutan oldu.?
- Komutan oldu ama, ilk olarak da Fenerbahçe'nin karşısındaydı...
?Oyuncularının yanı sıra şehrin de Fenerbahçe'yi seven havası var. Kayseri gibi değil. Çok hoşlandım. Ankara - İstanbul hattında gidip gelen bir şey bana çok keyif vermiyor. Son zamanlarda benim en büyük üzüntüm, Şanlıurfaspor maçı keşke kurada Urfa'da oynanacak şekilde çıksaydı, ne kadar hoş olurdu. Sivasspor umarım toparlanır.?
- Dünya basını dahi bu maçın peşindeydi.
?Elbette, çünkü bizimkilerin eline bulunmaz bir fırsat geçmişti. Aylardır Sivas ile ilgilenen yoktu, Fenerbahçe maçı öncesinde ciddi bir şekilde şehir coşturuldu.?
- Sanırım Sivasspor?a da en büyük kötülük de bu oldu?
?Evet, tüm konsantrasyonları bozuldu. Bence de iyi olmadı. O sırada Fenerbahçe uslu uslu maça hazırlandı. Ve sonucu da gördük zaten...?
?HAKİKATİN ZEMİNİ HAYALDİR!..?
- Bütün konuklarıma sorduğum soruyu size de yönelteceğim... Bir Anadolu takımının şampiyon olması hayal mi?..
?Hoş olur.. Profesör Alex de Souza'nın dediği gibi, 'Hayal ederek başarabilirsin'... Sıra dışı bir gol attığında sorulan sorulara bu yanıtı vermişti. Ama hayal olmayınca olur mu? Hakikatin zemini hayaldir, elbette...?
- Bunu bir dönem Gençlerbirliği uzun bir müddet yaptı, Kayserispor yaptı, Vestel Manisa yaptı, Denizlispor yaptı, bir noktada tıkandı. Bir dönem Anadolu'dan çıkan şampiyon Trabzonspor'un başarıları ciddi kesintilere uğradı. Şimdi sorunlarla boğuşuyorlar, siz ne dersiniz?
?Ben Trabzon?u seven Fenerbahçelilerdenim. Çünkü, o koca bölgeye Trabzonspor?un ne ifade ettiğini biliyorum. Daima Trabzon'un asli rakibi de Fenerbahçe'dir. Trabzonlu arkadaşlarım da hep derler, ?Biz sizi denk görüyoruz, ne kızıyorsunuz? diye... Her iki takımda da oyun tarzı, göze hoş gelen şeylere ağırlık vermek, yaratıcı oyuncuları önemsemek Trabzon'da da vardır. Ben üzülüyorum Trabzonspor'un bu durumuna. Toparlanmasını isterim.?
- Neden böyle oldu sizce?
?Sihirli cümle yönetim. Öyle maalesef...?
?ŞAMPİYONLUKTA EN KUVVETLİ ADAYIM FENERBAHÇE?
Bu kadar Fenerbahçe sevdalısı bir futbol yazarına şampiyonluktaki hedefinin kim olduğunu soracağım ama, yanıtı belli.
O halde, şöyle yöneltsem diyorum sorumu. "Fenerbahçe şampiyonluğu gönül rahatlığıyla kucaklar diyebiliyor musunuz?"
?Gönül rahatlığıyla demiyorum. Ama en kuvvetli aday gibi geliyor bana. Çünkü, Zico bu memleketin ne olduğunu çok güzel anladı. İyi bir kadro var. Kötü yönetilmiyor Fenerbahçe. Diğerlerinden ayıran en önemli unsurlardan biri bu. Böyle bir kafa huzuru olduğunu zannediyorum. Bu da takıma pozitif yansıyor. Öyle değil midir Allah aşkına?.. Evliliklerde de böyledir.. Alışkanlık haline geldikçe, tanışıklık arttıkça daha iyi olur hayat. Fenerbahçe'de de öyle olacaktır.?
?BEŞİKTAŞ?IN BAŞKANI ÇOK DEMODE?
?Fenerbahçe diğerlerinden iyi yönetiliyor? derken, Beşiktaş'ı çağrıştırdı sanki bana. Haksız mıyım?
?Oradan gelen cümleleri sevmiyorum. Çok klasik bir cümle olacak ama, çok sevdiğim arkadaşlarım var. Günün sonunda omuzlarının çöktüğünü görüyorum. Kendileri adına konuşan, ama kendileri gibi konuşmayan, yakışmayan bir başkanları var. Sevmiyorum adamı, Türkçesi bu. Sevmiyorum... Beşiktaş'ın başkanını sevip sevmemekle değil işte... Ama, beceriksiz ve çok demode... Çok demode... Hani vardır ya, 30 sene öncesinin klişeleri... 'Ben Beşiktaş Başkanıyım', 'Ben muhatap olmam' filan... Bu tarz çok klasik ve geçmişte kalmış bir başkan söylemini benimsemiş. Olmadı, ısrarla da böyle gidiyor. Kulüp çok fena borçlandırıldı. 'Aday çıkmıyor' deniyor. Allah aşkına bu kadar borçlu kulübe nasıl aday çıksın?.. Herkes de delirmedi ki?!... Fena olmayan bir şeyin yönetimine heveslenirsiniz. Bu kadar caydırıcı rakamlar varsa kim, neden aday olsun ki?..?
?İÇİMDE ÖLDÜRÜLEMEZ BİR UMUT VAR?
İşte karşılıklı sohbetimiz sırasında bire bir size nakletmek istediğim anlardan biri daha geliyor.
Feryal Pere'ye Sevilla eşleşmesini soracağım. "Fenerbahçe, Sevilla engelini aşar mı?" diyorum, ama cümlem biter bitmez Feryal Hanım'dan bir ses yükseliyor.
'Off, offf!..'
Şöyle bir kelimelerin gidişatına bakıyorum... 'Yanlış bir kelam mı ettim', tereddütü yaşarken, Feryal Hanım'ın neden böylesine derin bir 'Of' çektiğinin açıklaması kelimeler önderliğinde geliyor...
?Off, off diyorum. Aslında hangisi çıksa iyiydi ki?.. En iyiler kaldı. Ama şöyle de bir şey var. 'Aman Sevilla çıkmasın da, kim çıkarsa çıksın' demiştim.?
- Öyle mi?
?Maalesef, ?off, off? onun için diyorum işte. Kızacağım ya da uzaklaşacağım hiçbir şeyi yok Sevilla'nın. Çok sempatik bir takım. İspanya'nın bir Anadolu takımı gibi. Fenerbahçe'nin yanına dahi yaklaşamaz sempati açısından ama? Biliyorsunuz pek çok araştırmada, 'Avrupa'nın en iyi takımı' olarak değerlendiriliyor Sevilla. Müthiş bir kadrosu var, inanmış hoş bir taraftarı var. Her şeyi iyi giden bir takım yani. Bize gelmesi de kötü oldu. Ama içimde de öldürülemez bir umut var. Kadıköy'de kazanacağımızı, orada da berabere kalacağımızı umuyorum, diliyorum, zannediyorum, dua ediyorum, her şeyden çok istiyorum. Olumlu ne kadar fiil varsa bu duruma ekleyebiliriz...?
?AVRUPA?DA HER ŞEY UMUT VERİCİ?
- Kulüp yönetimi, oyuncular, teknik heyeti,, takım ruhu olarak Fenerbahçe, Avrupa yolculuğuna hazır mı?
?Anderlecht'te bir kazaya uğramadığı için sonraki o dörtlü eşleşmede Fenerbahçe hakikaten, Inter'i bir kenara bırakırsak, (kaldı ki, Inter'i yenen tek takımdı, diğer 3 takım içinde) iyiydi. Başka maçların skorlarına göre değil, kendi kaderini kendisi çizdi ve yakıştı. Oynadığı oyun, inancı umut verdi. Ya da ben çok romantiğim bilmiyorum!.. Bir de şu Sevilla'yı geçersek daha da umutluyum.?
- Fenerbahçe'de ilk devrede gözünüzü alan oyuncu var mı?
?Bu sene herkesin geç kalmış gözdesi Alex oldu. Oysa geldiğinden bu yana ben Alex'i çok beğenen ve seven bir insanım zaten. Göz alan Gökhan Gönül tabii ki... Yeni heyecan olduğu için sürprizinden ötürü Gökhan Gönül'ü ayırabilirim. Bir, Türk. İkincisi, 2. Lig'den geldi, kademe kademe yükseldi. Onun hikâyesini çok seviyorum. Ve o hikâyeye çok yaraşan bir kahramanımız oldu. Kızmasın diğer yavrular ama onun için Gökhan Gönül'ü ayırıyorum.?
?AŞAĞIYA BAKINCA CARLOS?U GÖRECEĞİZ, SAKIN ŞAŞIRMAYIN!..?
- Peki Carlos? Tribünlere dalga dalga bir heyecan dalgası getirdi.
?Onun burada olmasından çok hoşlanıyorum. Carlos'un oynayacağı ilk maçtan önce arkadaşlarıma şunu söylemiştim: Aşağıya bakınca Carlos'u göreceğiz, sakın şaşırma!.. Hepimizin karakteri farklı, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş... Ama benim için babacandır Fenerbahçe'nin tarifi... Carlos?un bu yönleri Fenerbahçe ile olağanüstü örtüşüyor. Küçümsemeyen, kucaklayan, kendisinin ne kadar iyi olduğunun farkında ve komik bir adam. Benim Carlos'u bu kadar sevmemin nedenlerinden biri de bu, komik... Güldürüyor insanı, neşeli, eğlenceli. Zaten, Brezilyalıların hepsi oynadıkları oyunun ne kadar tatlı, komik ve eğlenceli olduğunun farkındalar. Onun için Fenerbahçe bünyesine böyle bir şey çok uydu...?
- Tribünde şiddete meyilli olan bir grup var. Bir de maç sonrası uzatılan mikrofonlara yöneticilerimizin verdiği beyanatlar. Kimi zaman fütursuz açıklamalar, şiddet olaylarının tetikleyicisi olmuyor mu?..
?Benim orada hep söylediğim bir şey var. 'Aman ne büyük laf ediyorum' zannetmeyin. Konuşmadan önce derin bir nefes al. 5 dakika sonra konuş, söz ağızdan çıktıktan sonra telafisi olmuyor. Büyüyor, büyüyor... Hakikaten işin tadını tuzunu kaçıran, tetikleyici şeyler oluyor. Öte yandan stattaki güvenlik güçlerinin çok ciddi bir eğitimden geçirilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Onlara şu söylenmeli, 'Arkadaşım, sen burada taraflar arasında bir tatsızlık çıkmamasından yükümlüsün'... Coplamak için değil. Bakın, birçok yerdeki tatsız hadiselerde anında copa başvurulması, anlamadan dinlemeden insanların itilip kakılması izleyenlerin ağırına gidiyor. İnsanlar oraya eğlenmeye geliyor. Ama, bu iki cümleyle çare bulunur mu? Keşke bulunsaydı. Azaltılmasını hedefleyelim hiç değilse...?
?EURO 2008?E GİDİŞ HİKÂYEMİZ DESTAN DEĞİL, BELKİ ORADA??
- EURO 2008 için Milli Takım'ımızın şansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
?Henüz o havayı yakaladığımızı göremiyorum. Biz Türk'üz hiç belli olmaz. Tatlı tarafı da o zaten. Gidişteki şeyler bir destan olmadığı için belki de ben biraz uzak duruyorum. Olmadık maçları kaybet, sonra çok hoş olmayan bir Bosna maçı filan? Ben bu hikâyeyi sevmedim. Gitme hikâyemiz güzel değil, ama inşallah orada güzel olur. O zaman affederim!..?
- Fenerbahçe taraftarıyla karşılaştığınızda nasıl bir hava yaşanıyor?
?Benim tuhaf bir ilişkim var taraftarla. Normal bir tanışma nasıl olur. İnsanlar yazımı okumuştur, TV'de programımı izlemiştir, elini uzatır, kendini tanıtır değil mi?.. Yok bizde öyle olmuyor, birbirimizin boynuna atlıyoruz!..?
?ORTA SAHAYA ADAM ALACAK MIYIZ FERYAL ABLA?!..?
- Sizde maşallah, bir sevgi yumağı durumu var...
?Evet, birbirimizi çok seviyoruz. Bazen abartıp, transfer gücüm olduğunu düşünenler de var. 'Orta sahaya adam alacak mıyız Feryal Abla?' en çok duyduğum cümleydi son bir ayda!.. Çok sıcak bir ilişkimiz var taraftarla ve çok seviyorum onları...?
- Sadece kadın olduğunuz için görüşlerinize değer verilmediğini hissettiğiniz oluyor mu?.. X bir erkek futbol yazarının söyledi diye ciddiye alınacak sözü sırf siz söylediğiniz için burun kıvrıldığını hissediyor musunuz?
?Kesinlikle. Ama çok da dert ettiğimizi (Ne benim, ne Ebru kızlarımın, ne Gülengül'ün, ne Banu'nun, ne Nilay'ın) zannetmiyorum. Çok oldu ben yazmaya başlayalı. Yıllar önce bu tür tavırlara üzülüyordum. Çok aman aman derdim değildi ama, ?Hay Allah? diyordum. O günlerden kalma çok komik bir huy edinmişim. Arkadaşlarımla konuşurken de başıma geldi. Bir cümle söylüyor muşum. 'Nasıl laf ama', 'Kim söylemiş bunu' diyormuşum. Arkadaşlarım, 'Akıllı, sen söyledin' diyorlar. Ben o çok beğendiğim cümlemi dahi başka biri söyledi galiba oluyorum. Durumu böylesine içselleştirmiştim bir ara. Ama müthiş bir boyutta değil. Ben de dahil kadın yazarların, ?kadın gibi yazalım? ya da ?bir erkeğe öykünerek yazalım? diye bir derdimiz olduğunu zannetmiyorum. Hayatımda neye benziyorsam öyle yazıyorum. Bunu anlayan takdir eden de var. İlle de, 'Aman, Hanım işte' diyen olursa da, "Çok üzgünüm, senden çok daha iyi anladığıma emin olabilirsin" demek geliyor içimden...?
- Eleştiri e-mailleri alıyor musunuz?
?Elbette. Ama şu son zamanlarda hakaretler enteresan bir şekilde azaldı. Erkek yazarlara daha çok hakaret geliyor, farkındayım artık. Bir stoper etkisi görülüyor. Tampon bir bölge oluştu yani. Hakaret içermeyen tüm e-maillere yanıt veriyorum, yetişebildiğim kadarıyla. Çünkü, ?önemseyip yazıyorsa, benim de önemseyip cevap vermem gerekir? diye düşünüyorum. Ama bazen o kadar yoğun oluyor ki, hakaret değil sevgilere dahi yetişemediğim oluyor.?
?JENERİK BAKIŞLARA DEĞİL, IŞILTIYA İHTİYACIMIZ VAR?
- Basın içinde,eski futbolculuktan yeni futbol yazarlığına terfi edenler için ne dersiniz?
?Ben televizyoncuyum ama hayatımın büyük bir kısmı reklamcılık alanında geçti. Ne kadar zengin ses varsa, birinin tecrübesi, birinin keskin bakışı, analiz kabiliyeti, bir cümle güzel şey söyleyene bile hürmet ederim. Ancak, bunu bir amaç olarak kullanana, zıplama - sıçrama tahtası olarak görene, şu memleketteki canım çocukları birbirine daha keskin hale getirenlere hiç bir saygım yok. Onları hiç sevmiyorum. Yok olsunlar hayatımızdan. Onun dışında, elbette geçmişinde futbolculuk ya da teknik direktörlük olan birilerinin de söyleyecek sözü vardır. Klasik çatışmadır ya; alaylı - mektepli haline getirdik bunu da. Hayatımda nefret ettiğim şey, jenerik bakışlardır. Hayır? Kim iyiyse, ışıltısı varsa, nereden gelirse gelsin hoş geldi!.. Kriter bu olmalı.?
?İNTERNET: DÖK İÇİNİ, RAHATLA!..?
- Ülke olarak da sevinirken de üzülürken de abartıyor ve gurur meselesi haline getiriyoruz. Bu sendromdan genç nesil sayesinde çıkacağız gibi görünüyor. Forumları takip ediyor musunuz?
?Evet, umutlanabiliriz. Ben iyi bir yolda olduğumuzu zannediyorum. İnternet ortamında tarafların birbirlerine içlerini dökecekleri forumlarda bir anlamda klavye kontları ve kontesleri var. Bazılarının kendi adları, fotoğrafları, kim olduklarına dair bilgi yok. Çok hoyrat şeyler yazıyorlar. Ama koca bir topluluk var ki, umut veriyor. Üslûplarına da bakıyorum. Alıp, pekâla çoğunun yazısını bir gazete köşesine koyabilirsiniz. Bu iç dökmeler biraz daha sükûneti sağlıyor. Bu nedenle interneti çok yararlı buluyorum.?
- Kadın spor yazarları olarak nedir sizin farkınız?
?Biz birbirimizi çok seviyoruz.?
- Birbirinizi rakip olarak gördüğünüz oluyor mu?
?Söz konusu dahi olamaz. Birbirimize iltifat etmeyi ayıp saymayız. Yazılarımızı okur, birbirimizi eleştiririz. Hepimiz bir araya zor geliyoruz. Ama zaman zaman birlikte oluyoruz. Derbi maçlarında birbirimizden uzak durmaya özen gösterdiğimizi söyleyebilirim. Onun dışında bir arada olmaktan çok keyif alan insanlarız.?
Sıcacık kalbiyle yeşil sahaları kucaklayan bir kadın elinin sıcaklığını hissettiniz mi?
Feryal Hanım ile sohbetimde bu sinerjinin sizlere de geçtiğini düşünüyorum.
Taraftarı olduğu takımın aşkıyla dolu bir yürekle sohbet, futbolun ne kadar farklı güzellikleri içinde barındırdığını bir kez daha gösterdi bana.
Futbolun sadece sahada var olan bir oyun değil, saha dışında tüm estetik haliyle de hayatımızda var olabileceğine olan inancım tazelendi.
Yeşil saha ambiansıyla tribünde takımına destek için gelen taraftarın nasıl hasretle kucaklaştığını, futbolun temelinde nasıl bir temaşa sanatı olduğunu bir kez daha fark ediyorum bu sohbetimizle?
Dilerim, meşin yuvarlağın peşinden koşan tüm futbol dostları karşılaşmaları izlerken bu detayları göz önünde bulundururlar.
Ama şu bir gerçek ki, futbol tüm güzellikleriyle sevenlerine keyif veren temaşa olarak bizi uzun yıllar daha büyülemeye devam edecek...
Daha nice güzellikler yaşamak dileğiyle!..
Röportaj: Saadet ÖZCAN