Bu maçı iki kelimeyle özetlemek gerekseydi, herhalde "Savaşarak kazandık," derdim
Abone Ol
Avrupa Şampiyonası öncesi değerlendirme yazısı yazmak gelmemişti hiç içimden. İlk maçı izleyip ona göre bir şeyler karalayacaktım. Hatta sırf bu yüzden Türkiye'deki hazırlık maçlarını bile izlemedim. Nitekim alınan neticelerden sonra çok önemsemediğimiz belli olan bu maçları izleyip de sıkıntıya girmediğim için kendi kendimi tebrik ettim. Ayrıca milli takıma dair ne zaman yüksek bir beklentiye girsem sonu hep hüsranla neticelendiği için bu sefer ilk maçı beklemeye karar verdim.
Her turnuvada karşılaşmamız adetten olan Litvanya'yı ilk maçta hem de genelde güzel bir oyundan sonra yenmemiz doğal olarak mutlu etti hemen hepimizi. Bu maçı iki kelimeyle özetlemek gerekseydi, herhalde "Savaşarak kazandık," derdim. Bilhassa son Avrupa Şampiyonası'nda yine ilk maçımız olan Litvanya karşısında sergilediğimiz o inançsız oyundan sonra, savaşçı ve oyun disiplininden kopmayan Litvanya'ya karşı bu denli bir mücadele göstermek, onları kendi silahlarıyla vuracağımız anlamına geliyordu. İsterseniz takım olarak eksi ve artılarımıza bakalım bu maçtaki. Eksilerle başlayalım ki devamı iyi gelsin.
Eksiler - Farkı biraz artırdığımız zamanlarda sebebi bilinmez bir rehavet ve dikkatsizlik neticesinde çok çabuk erimesine izin verdik. Bilhassa maçın son dakikalarında 10 sayı öndeyken farkın çok basit hatalarla beş sayıya kadar düşmesi karşısında seyirci kaldık. Buna benzer eksi yönde momentumlarımız vardı ilk ve üçüncü çeyreklerde.
- Genel olarak iyi hücum etsek de, durağan kaldığımız bazı anlarda çok zorlama atışlar neticesinde elimiz boş döndük. Ayrıca en az iki-üç kere 24 saniye kuralına takıldık.
- Semih çok kötü bir günündeydi. Takımın mücadele gayretine çok negatif tesiri oldu. Yine de moralini bozmaması lazım. Kötüydü; ama kötü niyetli değildi.
Artılar - Serbest atış yüzdemiz olağanüstü iyiydi. Yüzde 90'lara yakın bir isabet yüzdesiyle oynadık. Litvanya'dan 10 tane daha fazla isabet kaydettik. Zaten maçı da sekiz sayı ile kazandık dikkat edilirse. Bu her maç böyle olmayacaktır (keşke olsa) ama maç kaybettirecek derecede düşük olmasın yeter.
- Üst düzey mücadele... Her ribaunta ve adresini şaşıran her topa atladık. Öyle bir an oldu ki kendi kendime, "Bu takıma Roland Koch kondüsyon yüklemiş galiba," dedim. Zaten bu azimle kaybetsek bile sonraki maçlar için ümidimi muhafaza edecektim.
- Futbolda son günlerin moda tabiri rotasyonun esas anlamını bulduğu yer olan basketboldaki kullanımına güzel bir örnek verdi Tanjevic. Maçı 9-10 adamla oynadık ve herkesin az-çok katkısı oldu. Açıkçası turnuva öncesinde performansını en çok merak ettiğim kişi herhangi bir oyuncumuz değil bizzat Tanjevic idi. Ilk macinda cok ciddi bir "coaching hatası" yapmadı bence. Yalnız, ikinci periyotta Hidayet'i kenarda biraz fazla tuttu. Bence burada ideal süre beş dakikayı aşmamalı. Neticede 48 dakikalık bir NBA maçında yeri geldiğinde 40-42 dakika oynayabilen Hidayet, 40 dakikalık bir şampiyona maçında, hele de böyle önemli bir maçta, 34-35 dakika oyayabilmeli. Elbette daha başka maçlar da var önümüzde; fakat daha kolay geçeceğini düşündüğüm (aynı ciddiyetle oynarsak) Bulgaristan maçında dinlenmesi daha iyi olacaktır Hidayet'in.
Oyuncu performansları açısından şöyle bir kategori yaptım kendi çapımda:
Ekstra Performans Gösterenler - Ender Arslan: Sayı üretme noktasında her daim sıkıntı çektiğimiz oyun kurucu pozisyonunda 16 sayıyla ciddi bir katkı sağladı. Foulleri soğukkanlı bir şekilde kullandı.
- Ersan İlyasova: Foul problemine girmesine rağmen takımın en çok ribaunt alanı (6) ve ikinci en skoreri (17) oldu. Dört numarada oynadı ve farkını gösterdi.
- Sinan Güler: Üçüncü periyotta attığı iki üçlük çok kritikti gerçekten. Ayrıca canla başla savunma yaptı ve kendinen uzunların yanından önemli ribauntlar çeldi. Ömer Onan dönünce de oynamalı.
- Oğuz Savaş: Topu içeriye verimli indirdiğimiz anlarda cezayı kesti rakip savunmaya.
Beklenen (İyi) Performansı Gösterenler - Hidayet Türkoğlu: 19 sayıyla oynadı ve sayılarını doğru zamanda attı. Oyun kurdu, asist yaptı, gerektiğinde ribaunt aldı.
- Kerem Tunçeri: Hidayet'in liseden takım arkadaşı olan Kerem skora pek katkı yapmasa da savunmada çok iyiydi.
- Ömer Aşık: Aslında çok kötü başladı faul probleminden ötürü; ama son periyottaki oyunuyla kötü başlangıcını dengeledi. Faul problemine girmediği sürece çnemli bir kozumuz olacak pota altında.
Varlık Gösteremeyenler veya Az Süre Bulanlar
- Semih Erden: Açık ara takımın en kötüsüydü. Takımın ritmine ayak uydurması lazım. Pick and roll'larda çok aciz kaldı bazen. Petravicius'u maçın en skoreri yaptı. Yine de kendisine ihtiyacımız var. Bulgaristan maçında daha kötü oynayamayacaktır.
- Bekir Yarangüme – Engin Atsür – Barış Hersek: Çok süre bulamadılar; ama Bekir'in dört sayısı ve Engin'in üç sayı iki asistlik katkısı mühimdi.
Son Söz - Her ne kadar Jesikevicius, Siskauskas, Ilgauskas ve Macijauskas gibi yıldızları olmasa da Litvanya gibi ekol haline gelmiş bir takımı yenmek turnuvaya güzel başlamak açısından çok önemliydi. Grup liderliği için iyi bir adım atıldı.
- Hakem Radovic lehimize olması gereken bazı bariz faulleri bile çalmadı. Allah'tan sonuca tesir etmedi kararları.
- Rakip takım koçunun son dört saniye sekiz sayı gerideyken mola almasına şaşırmayın; zira olur da biz Polonya'ya yenilirsek (ev sahibi oldukları için mümkündür) ve Litvanya da Polonya'yı yenerse, grupta her şey üçlü averaja bakar (herkesin Bulgaristan'ı yeneceğini varsaydım) ve bu sekiz sayılık fark bizim için güzel bir avantaj olmuş olur. İşte Litvanya koçu bu dezavantajı asgariye indirmek istiyordu.
- Murat Murathanoğlu'nu özlemişim. Bazı anlarda adeta hakem gibi "Foul olması lazım", "Hatalı yürüme olması lazım" gibi tepkilerini doğal karşılamak "lazım". Stresi yüksek ve her şeyin saniyeler içerisinde değiştiği bir müsabakada, en az sahadaki hakemler kadar basketbol bilgisi bulunan Murathanoğlu'nun bu tepkilerini çok normal. Fenerbahçe, Galatasaray gibi takımların heyecan dozu yüksek Avrupa karşılaşmalarında spikerlerimizden az duymuyoruz "Ofsayt olması lazım" repliğini.
- Şu "12 Dev Adam" geyiğinden de kurtulmak "lazım". Bugünkü oyundan sonra SAVAŞÇI kelimesi daha çok yakıştı oyuncularımıza. Ayrıca "dev" fiziki bir hali bildiriyor her ne kadar mecaz manası bulunsa da. Bu durumda haltercilerimize "Birkaç Cüce Adam", güreşçilerimize de "Birkaç İrikıyım Adam" mı diyeceğiz'