Geri
İleri  

Draft'ın kazananları ve kaybedenleri

2011 NBA Draftı sonrası takımlarda yaşanan değişimleri Mustafa Burak Malçok kaleme aldı.

NBA'de draft heyecanı sona erdikten sonra yapılan seçimler ve takaslarla özellikle çıkış arayan takımların kadroları ve yeni sezona dair stratejileri de bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı. Dilerseniz geçtiğimiz perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılan 2011 NBA Draftı neticesinde, başta "lottery takımları" olmak üzere tüm takımları mercek altına alalım.

1- CLEVELAND CAVALIERS


Ohio temsilcisi, draft gecesinden önce gerek seçim sıraları gerekse bu drafta çok bel bağlaması nedeniyle adı en çok zikredilen takım oldu. Takımın amacının, en azından bir nebze de olsa düzlüğe çıkarak “dalga geçilen takım” pozisyonundan kurtulmak olduğu düşünüldüğünde yapılan hamleler genel anlamda faydalı olarak değerlendirilebilir. Takım draft gecesi Kyrie Irving, Tristan Thomphson ve Milan Macvan'ı kadrosuna dahil etti. Yüzeysel olarak bakıldığında bu üç isim de belli bir seviyenin üstündeki isimler.



Guard rotasyonuyla başlayacak olursak, geçen sezon takasların bitimine çok az bir süre kala Mo Williams karşılığında kadroya dahil edilen Baron Davis'ten kurtulmaya çalışan Cleveland, ilk sıradan Irving'i seçerek 1 numaralı pozisyonu sağlama aldı diyebiliriz. Eğer Irving potansiyelini sahaya yansıtabilirse en azından elit guardlar arasında yerini alacaktır. Takımı oynatma isteği göz önüne alındığında yeniden yapılanma için iyi bir başlangıç noktası diyebiliriz. Guard pozisyonu için bir küçük nokta da Ramon Sessions için açmakta fayda var. Bir ara kulislerde Sessions'un takas edileceğine dair dedikodular yüksek sesle anılıyordu. Kendi adıma bu hamlenin takıma fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Yanlış tercihleri nedeniyle eleştirilse de mental olarak toparlanmış bir Sessions ile Irving ikilisi takımı oynatma niyetleri nedeniyle önemli fayda sağlayacaklardır. Sessions'un Nash, Kidd, Paul ve Williams'lı ligde iki sene öncesinin bir maçta en çok asist yapan oyuncusu olduğunun da altını çizelim.

Gelelim dört numaradan seçilen Tristan Thompson'a... Thompson, Enes'i alamayan idarecilerin teselli aradığı bir isim. Pota altında size olarak eksikleri olsa da mücadeleci yapısıyla ün salmış biri. Uzun kolları ve ikinci sıçramasındaki çabukluk kendisine ve takımına fayda sağlayacaktır. Fakat pota altında Semih ve Varejao gibi iki ağır işçi varken bu hamle ne kadar doğru oldu bu tartışmaya açık bir durum. Takımdaki oyuncu rotasyonuna bakıldığında iyi bir pota altı bitiricisi takıma daha çok fayda sağlayabilirdi. Byron Scott'ın ne düşündüğünü bilmesek de post up oynayabilecek ve ileride kendi pozisyonunu üretebilecek bir Jonas Valanciunas benim dördüncü sıradaki tercihim olurdu.

Takımın bir diğer kadrosuna kattığı isim Milan Macvan oldu. 1989 doğumlu Sırp oyuncuyu geçtiğimiz yıl Sırbistan milli takımının yanısıra Iverson'lu Beşiktaş Cola Turka'nın Avrupa'daki rakibi Hemofarm'da ve daha sonrasında Maccabi Tel-Aviv'de izleme fırsatı bulmuştuk. Macvan, bu takımda temel özellikleri gereği fark yaratacak bir isim. Avrupalı oyuncu fundamentali ile ürettiği skorlar takımın eksiğini giderecektir. Takıma uzun yıllar hizmet eden "Big Z"nin yerini tutamayacak olsa da Macvan birçok otoritenin gizli favorileri arasında bulunuyor.

Takımın genel hedeflerine baktığımızda da, ilk sezonunda etkileyici performanslar gösteren Byron Scott önderliğinde playoff yarışının içinde bulunursa başarılı olarak sayılabilir. Fakat bir üst seviye için saha içinde bir lider oyuncu şart.

2- MINNESOTA TIMBERWOLVES

Minnesota Timberwolves hala çok bilinmeyenli bir denklem olmaktan kurtulamamış gibi duruyor. Kurt Rambis'in tercihleri bilinmez fakat yeni kadronun çekirdeğine bakıldığında bu takımın başarılı olması için çok koşması şart gibi gözüküyor. Draft neticesinde takıma yeni katılan isim iki numara seçimi Derrick Williams olurken, takıma dahil olan Ricky Rubio da en az Williams kadar ses getirdi. Takımın takasla veteran Brad Miller'ı da kadrosuna kattığını belirtmekte fayda var.



Son zamanlarda başarıdan çok uzak bir görüntü çizen Wolves, kimi yorumculara göre 2011 sınıfının en yetenekli oyuncusu olan Derrick Williams'ı kadrosuna kattı. Williams önemli bir skor potansiyeli olsa da tam bir pozisyonu olmaması kendisi ve takımı adına hala bir eksi durumunda. Bu noktada bilinmezliği çözmek adına ilk olarak oyun kurucudan yola çıkmakta fayda var. Gelişimini sürdüren guardlardan Flynn'i gönderen Wolves yönetimi haklarını elinde bulundurduğu Ricky Rubio'yu nihayet kadrosuna katabildi. Avrupa'daki son sezonunda düşüşe geçen İspanyol oyuncunun nasıl bir performans vereceğini henüz bilmesek de geniş sahada doğru kararlar verdiğini ve yeteneğini daha iyi yansıttığı hemen hemen herkesçe biliniyor. Bu noktada, eğer takım yüksek tempoda oyunu benimserse Derrick Williams - Michael Beasley - Kevin Love'dan oluşan bir üçlünün zaafları daha az göze batabilir. Takıma yapılan bir diğer takviye de Brad Miller. Daha çok veteran kimliğiyle öne çıkması beklenen Miller, geçen sezon büyük patlama yapan Kevin Love'a da büyük fayda sağlayacaktır.

Timberwolves hakkında yorum yapmak için bir iki maçını izlemek şart gibi gözüküyor. Eğer takım playoff yarışında tutunabilirse bu onlar için büyük bir başarı olacaktır.

3- UTAH JAZZ

Mehmet Okur sayesinde gönlümüzde ayrı bir yere koyduğumuz Utah Jazz, bir ikinci Türke daha ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bilindiği üzere Enes Kanter, en yüksek sıradan seçilen Türk oyuncu olarak Utah Jazz'ın yolunu tuttu. Takımın bir diğer hamlesi de 1991 doğumlu Colorado'lu guard Alec Burks oldu.

Utah Jazz'ı değerlendirirken geçen sezondan başlamak en doğrusu olacaktır. Mehmet Okur'dan neredeyse hiç fayda alınamayan bir sezonda, Boozer'ı da kaybetmişken kuşkusuz hedef düşüren takım sezon ortasında efsane koç Jerry Sloan'ın istifasıyla sarsılmıştı. Ardından olayların sorumlusu olarak gösterilen Deron Williams takımdan gönderilmiş ve zaten büyük sallantıdaki iskeletten tamamen vazgeçilmişti. Bu noktada Enes Kanter isminin şehre bir heyecan getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Takıma gereken taze kan genç oyuncumuz tarafından sağlanmış gibi. Fakat saha içine geldiğimizde biraz düşünmekte fayda var. Mehmet Okur, Al Jefferson, Paul Millsap ve hemen ardından Derrick Favors ile ana rotasyonda kendine yer bulmaya çalışacak olan Enes, takımın en güçlü olduğu pozisyonda yer alıyor.  Ana özellikler ve etkileyici fiziğiyle hemen hemen herkesle önemli ikililer kurabilecek olsa da herkesi mutlu edecek bir süre dağılımı söz konusu olduğunda, gitmesi muhtemel olan diğer takımlara oranla daha az süreler alacak olması kaçınılmaz. Fakat en azından koç Tyrone Corbin'in uzun rotasyonundaki derdini tatlı bir sıkıntı olarak değerlendirmek mümkün.



Takımın ligdeki konumunu belirleyecek en önemli etken kısa oyuncu rotasyonu olacak. Henüz Devin Harris'ten bir "All-Star" performansı alınamadığını da düşünürsek, bir çok otorite Jazz’ın bir oyun kurucu seçmesini bekliyordu. İyi bir oyun kurucu ve iki numarada skorer kimliğiyle oynayan delici Harris ile daha verimli bir takım olmaları çok muhtemel.

Alec Burks gibi bir şutör guard, rotasyona derinlik katacak olsa da biraz daha kaliteye ihtiyaç duydukları görünen bir gerçek. Bununla beraber yaz döneminde Jazz taraftarının aklındaki diğer soru işaretleri de Rus oyuncu Kirilenko’nun mental durumu ve saç kesimi…

4- TORONTO RAPTORS

Chris Bosh takımdayken bile isteneni veremeyen Toronto Raptors, geçtiğimiz sezon vasatın altında bir görünüm sergiledikten sonra bu draftla toparlanma sürecine girmek istiyordu. Takım 5. sıradan Litvanyalı uzun Jonas Valanciunas'ı seçerek pota altına önemli bir potansiyeli monte etmeyi başarmış olsa da kuvvetle muhtemel, genç oyuncu gelecek sezon Kanada’da olmayacak. Lietuvos Rytas ile kontrat problemi devam ederken böylesine bir seçim yapılmış olması Bryan Colengelo’ya eleştiri olarak geri dönmesine karşın eğer genç oyuncu gelişimini sürdürür ve güçlenirse dışarıdan oynayabilen Andre Bargnani ile iyi bir ikili olabilir.



Sezon hedeflerine baktığımızda önemli bir hamle yapılmadığı sürece gelecek sezonun da bu sezondan çok farklı olacağa benzemiyor. Takım adına yapılabilecek en iyi hamle yetenekli ancak sorunlu guard Jose Calderon'u kontrol altında tutup, DeMar DeRozan'ın oyununu bir seviye daha yükseltmesine yardımcı olmak.

5- WASHINGTON WIZARDS

Arenas-Jamison-Butler'lı dönem hariç çok uzun zamandır başarıdan uzak bir görüntü çizen Wizards, Arenas'ın silah mevzuundan sonra iyice sarsylmış ve tüm yapıyı, yeni saha içi komutanı John Wall üzerine kurmaya karar vermişti. Son draftta 6. sıradan Jan Vesely'i kadrosuna katan Wizards'ın çok yönlü bir oyuncuya kavuşması takım adyna artı olarak gözüküyor.

Flip Saunders'ın öğrencileri esasında kağıt üzerinde gayet iyi gözüküyor. Elit bir playmaker olan John Wall'un yanında (imkansıza yakın olsa da) iyi motive edilmesi durumunda etkili bir skorere dönüşebilecek Nick Young'a sahip olan başkent temsilcisi, forvet pozisyonu için yine motive olmaya ihtiyaç duyan Josh Howard ve Rashard Lewis'e sahip. Bu oyuncuların yanına eklenecek olan Jan Vesely de kadro derinliği adına önemli olacaktır.



Pota altında gelişmeye ihtiyaç duysalar da bu takımın tekrar Doğu'da söz sahibi olması için ya sorunlu oyunculardan kurtulması gerek ya da tüm bu sorunlu oyuncuları yola sokması... Vesely özelinde konuşacak olursak bu psikolojik ortamda sakin ve uyumlu kişiliği ve Avrupa’dan ithal basketbol aklıyla önemli bir parça olacaktır. Atletizm açısından ligin üstün takımlarından olan Washington potansiyel bir smaç yarışması şampiyonunu kadrosuna katarak bir başka üst düzey isme sahip oldu.

6- CHARLOTTE BOBCATS

Michael Jordan'ın takımı Bobcats de draft gecesi aktif olan takımlardan biriydi. Bismach Biyombo ve Kemba Walker’ı kadrosuna dahil eden Charlotte, takasla veteran oyuncu Corey Maggette’i alırken Stephen Jackson ile yollar ayrıldı.

Koç Paul Silas ile yola devam eden takımın yavaş yavaş bir basketbol stratejisi oturmaya başlıyor diyebiliriz. Geleceğin Ben Wallece’ı olması beklenen Biyombo, DeSagana Diop, Joel Przybilla ve atletik oyuncu Tyrus Thomas ile pota altını sert tutmaya gayret edecek. Bir diğer genç yetenek Kemba Walker da Jackson’dan boşalan franchise oyuncu boşluğunu doldurmaya çalışacak. 1.80’lik boyuna karşın kendi deyimiyle kalbiyle oynayan Walker, combo guard özelliklerini bir oyun sistemine monte edebilirse ligin en gözde skorerlerinden biri olabilir.



7- DETROIT PISTONS

2000’lerin ilk yarısındaki parlak günlerini mumla arayan Pistons, gelecek sezon Brandon Knight, Vernon Macklin, Kyle Singler ve Terrico White gibi dört çaylak oyuncuyla sezona başlayacak.

Henüz bir koçları bulunmaması nedeniyle takımdan ne beklememiz gerektiğini bilmesek de Brandon Knight değerlendirilmesi gereken bir isim. 8. sıraya gerilemesi özellikle Amerikan basınında hiç beklenmeyen Knight, oyun kurucu olmasa da önemli bir guard. Kemba Walker ve Jimmer Fredette ile beraber 2011 sınıfının en kuvvetli dış skoreri olan 1991 doğumlu oyuncu adından sıkça söz ettirebilir. Fakat Knight’ın Pistons’ın yarasına ilaç olduğunu düşünmek hayalcilik olur. Rodney Stuckey gibi yatırım yapılan başka bir combo oyuncu varken gerçek anlamda bir oyun kurucu yerine seçilen Knight daha çok suları bulandirabilir.



8- SACRAMENTO KINGS


Yazın şimdiye kadar ki kısmında daha çok yeni sezonda nereye taşınacağı konuşulan Kings, Amerikan basınında en çok ses getiren isimlerden biri olan Jimmer Fredette’yi kadrosuna kattı.

Önemli genç isimlerle yeniden yapılanmaya giden Kings yönetimi böylelikle Tyreke Evans ile birlikte bir başka skorer oyuncuyle yeni sezona başlayacak. Özellikle şut yeteneğinin üzerinde durulan Fredette NCAA’in sayı kralı olması nedeniyle de ayrı bir yere konuluyor.

Takasla John Salmons’ı kadrosuna katarak guard rotasyonunu sağlama alan Batı temsilcisinin ligdeki kaderini ise savunma isteği çizecek gibi gözüküyor. Zira sayı kralının 10. sıradan seçilmesinin yegane nedeni savunmayı sevmeyişi…



9- GOLDEN STATE WARRIORS

Şutör takım olma geleneğine sahip olan Warriors, uzun zamandır konuşulan olası Monte Ellis takasından sonra zahmet çekmemek adına Klay Thompson’u kadrosuna kattı. Takımın yeni yöneticisi Jerry West’in çok beğendiği bir isim olan Thompson, 21.6 sayılık NCAA ortalamasıyla da göz dolduruyordu.

Fakat başarıya ulaşmak adına kaybedilmesi muhtemel parçanın yerini doldurmaktansa, olan yapıyı daha sağlam hale getirmek gerektiğini düşünen otoriteler, savunmacı bir isim olan Kawhi Leonard’ı Oakland temsilcisine daha çok yakıştırıyorlardı. Andris Biedris’in de adı gidecekler listesinde geçerken bu hamle ne kadar akıllıca oldu bunu zaman gösterecek.



10- PHOENIX SUNS


Bir diğer inişteki takım olan Suns, giderek yaşlanan yıldız ismi Steve Nash’in ayrılacağına yönelik dedikoduların gölgesinde yaptığı seçimde  (sonradan bu haberler yalanlandı), sürpriz bir şekilde power forward Markieff Morris’i kadrosuna dahil etti.

Bu seçime sürpriz niteliği kazandıran etken de Markieff’in ikiz kardeşi Marcus’un önünde seçilmiş olması oldu. Boyalı alanda önemli işler yapması beklenen Morris’in çabuk ayakları eski Suns’ta daha çok etkili olabilirdi fakat 2.08 metre boyundaki oyuncu kısıtlı rotasyonda önemli yer bulacaktır.

Bu arada Vince Carter’in kendine yeni bir yuva aramaya başladığı da gelen haberler arasında.



11- HOUSTON ROCKETS

Rick Adelman’dan boşalan koçluk pozisyonuna Kevin McHale’i getiren Rockets yönetimi, drafta giren ikizlerden diğeri Marcus Morris’i ve Litvanyalı oyuncu Donatas Motiejunas’ı seçti.

Kardeşinden aşağıda seçilmesine morali bozulmuş olsa da Yao Ming’in yokluğu ve Hasheem Thabeet’in beklentilerin çok çok altında kalmasının da etkisiyle Marcus Morris, kendisini geliştirebileceği bir yere gidiyor.

Skor potansiyeline dikkat çekilen oyuncu Luis Scola ve Chase Buddinger ile pota altında tehdit yaratacak. Chuck Hayes gibi pis işleri büyük bir zevkle halleden, kısa bir pivota sahip Rockets, Motiejunas’ı da ribauntlardaki başarısı sebebiyle kadroya dahil etti.

Minnesota’dan takasla alınan genç oyuncu Johnny Flynn’in da kendini geliştirirse, takımı oynatma eğilimiyle adını daha çok duyurmasının beklentiler arasında olduğunun altını çizelim.



Son olarak da yaptıkları seçimlerden ziyade, yaptıkları hamlelerle geceye damga vuran takımlara bir parantez açmak gerek. Herkesi şaşırtarak çok uzun süre normal sezonu lider götüren San Antonio Spurs, yedek oyun kurucusu George Hill’i Indiana’ya gönderdi. Gelevekte takımı sırtlamasi beklenen oyuncuyu takas etmek ne derece akıllıca oldu, yine zaman gösterecek.

Bir diğer önemli hamle de Ersan İlyasova’nin takımı Milwaukee Bucks’tan geldi. Salmons’un yerine Stephen Jackson’u kadroya katan Bucks, aynı pozisyonda bir başka skorer ismi kadroya dahil etti. Geniş bir shooting guard rotasyonu olan takımın asıl önemli hamlesi ise Shaun Livingston ve Beno Udrih gibi birinci sınıf olmasa da playmaker oyuncuları takıma dahil etmek oldu. Bu karar sadece potayı düşünen guard Brandon Jennings’i dengelemesi açısından bir hayli yerinde oldu. Fakat takımın düzlüğe çıkması için bundan daha derin hamleler yapması şart.

Son şampiyon Dallas, Portland’da mutsuz olan İspanyol Rudy Fernandez’i alarak zaman zaman fiziksel dezavantaj yaşadığı iki numaralı pozisyona çok ses getirmese de yerinde bir yama yapmış oldu.


İNCELEME: Mustafa Burak Malçok

✍ AVRUPA'DA GERÇEKLEŞEN O BOMBA TRANSFER! HERKES ŞU ANDA BUNU KONUŞUYOR! 🫵 👉 BURADA
amp-next-page separator