Geri
İleri  

Galatasaray'ın 8 Sırrı

Sporx.com yazarlarından Kaan Tunçbilek, son yazısında Galatasaray'daki değişimi 8 maddede sıraladı...

Galatasaray'a perinin biri sihirli bir değnek mi dokundurdu? Yoksa bu kadar büyük bir değişimi yaratan nedenler çok daha anlaşılabilir şeyler mi?

Nasıl oldu da geçtiğimiz sezon rakipleri için alay konusu haline gelmiş bir takım şu anda ligin en dehşetengiz takımı?

8 maddede cevabı bulmaya çalışalım. Yalnız önceden uyarayım: Bu maddeler sıralı değil. Yani en büyük etkiyi hangisi yarattı sorusunun cevabını sıralamada aramayın.

1 - Sabri'nin tribünden desteği:

Bir başka deyişle Sabri'nin sahada olmayışı. Evet, bana da çok popülist bir yorum gibi geldi. Ancak adamakıllı bilimsel bir gerçek gibi duruyor.

Hem Hiddink'in hem de Terim'in Sabri ısrarında bir mana arayan bizler, onun yokluğunda takımın ve Emre'nin performansını görünce bir mana aramaktan vazgeçtik.

Her iki hoca da onun mücadelesinden ve pres gücünden etkilenmişti muhtemelen. Ya da aldanmıştı mı desek? Ancak oyununa akıl katamamasının yan etkilerini farkedememişlerdi. Özellikle de, savunmada yer tutma ve müdahale zamanlaması ile ilgili faciaları.

2- Servet ve Gökhan'ın kulübeden desteği:

Yer tutma ve müdahale zamanlamasında mı kalmıştık? Bir çırpıda söylenecek üç ismin diğer ikisi karşınızda.

Bu takımın orta sahasının, bugünkü gibi rakibe ileride basabilmesi için, arkasında güvendiği bir savunma olması gerekiyor.

Bir orta sahanın gözü arkada kaldı mı, ne ileriye ne geriye faydası olur ve başsız tavuk gibi dolaşır sahada. Size birşeyler hatırlatıyor mu?

Bu ikilinin yerinde yeni ikili daha üsturuplu duruyor. Önlerindeki çılgının katkısını da unutmamak lazım tabii.

3- Gençlere (zoraki) yatırım:

Emre ismindeki bu çocuk, Arda'nın ve öteki Emre'nin yolundan gideceği sinyallerini kaç yıldır veriyor zaten. Ama çocuğa ne güven veren var, ne de yol gösteren. İlla Ersun Yanal'ın yanına mı göndermek lazım bu tür oyuncuları?

Semih desen, verilen azıcık şansı değerlendiremese bugün hala altyapıdaydı.

Oysa sürekli yazıyoruz. Altyapılarda güçlenmeyi ve elinden tutulup yol gösterilmeyi bekleyen dolu çocuk var. 18 yaşına kadar geliştiren var da, o yaştan sonra bu çocukları doğru yönlendirebilen, sadece futbolunu değil kişiliğini de geliştirmeyi bilen bir avuç adam var ülkede.

Bakınız, bir yanda Batuhan, Aydın (Karabulut) gibi yanlış ellere düşen yetenekler, bir yanda Arda, Selçuk gibi doğru ellere (Yanal'ın elleri) düşen yetenekler.

Kulağımıza küpe olsun, altyapının en büyük faydası, seyircinin daha fazla müsamaha göstermesi ve bu oyuncuları bir farklı sevmesi. Bunlardan ileride iyi kaptan ve iyi ağabey de olur ayrıca.

4- İkizkenar üçgen:

Selçuk – Emre – Elmander.

Önceleri Elmander vardı ve çok yalnız bir adamdı.

Sonra Selçuk ile ikisi bir doğru oluşturdular. Ancak kolay kesilebilen bir doğruydu bu.

Sonra Emre'de katıldı ve bir üçgen oluşturdular. Bu üçgen rakip savunmaların açılması konusunda iyi iş çıkarıyor. Diğer oyunculara rahat alanlar sağlıyor. Gollerde hep bir organizasyonları, hep bir payları var.

5- Yenilecek golleri yiyen bir kaleci:

Geçen sezon, hatta 2 sezondur, Galatasaray'ı, Galatasaraylıları moral olarak bitiren şeylerden biri, tam işler yolunda giderken, yenmeyecek golü yiyen kalecileriydi. Hatta yenecek golleri kurtardıkları halde.

Bu sorunu bu sezon çözmeyi başardılar. Artık herşeyi sıralı yapan bir kalecileri var. “Ya bu da yenir mi kardeşim” veya “Nedir bu kalecilerden çektiğimiz” cümleleri pek duyulmuyor tribünlerde. Ben olsam uzattıkça uzatırım bu çocuğun sözleşmesini.

6- Fenerbahçe Psikolojisi

Galatasaray için Fenerbahçe karşılaşmaları hep birşeylerin dönüm noktası oluyor. Son zamanlarda yenilmekten bunaldığı için hiçbir Fenerbahçe beraberliği veya hiçbir şampiyonluk tam içine sinmiyor camianın.

Bu ruh halini aşmak için sıradan bir galibiyet değil, müthiş bir oyun oynayarak kazanılacak bir galibiyet gerekiyordu. O gece Galatasaray bunu nihayet başardı. 5-1'lik kupa galibiyetinde bile bu kadar üstün oynamamışlardı.

Böyle bir maç da kendinize güvenmenizi sağlamayacaksa, başka ne sağlayacak ki?

7- Hücuuuummm!

Futbolun en basit kurallarından biri. Ceza sahasına ne kadar çok adamla girersen gol atma olasılığın o kadar artar. Bunu anlamak için olasılık teorilerini bilmenize de gerek yok.

Terim bazı maçlarda Elmander'i o kadar yalnız bıraktı ki, adama top geçmedi. Hem de Arena'da.

Birçok maçta, ceza sahasında Galatasaray forması giymiş kimse olmayınca, diğerleri topu nereye atacağını bilemeden dolandı.

Derken, Fenerbahçe maçında yapılan deneme tuttu. Kazım ve Baros, Elmander'e katılınca, hatta seken toplar için de Emre ve Selçuk ceza sahasına yakın durunca, gol atamamak minicik bir olasılık haline geldi.

8- 8 yeni oyuncu:

İlk 11'de 8 yeni oyuncu, bir takımın başarısızlığı için gösterilecek bahanelerden biridir normalde. Ancak bir önceki sezonu “bitsin artık bu işkence” dualarıyla tamamlayan bir takım için, 8 yeni oyuncu başarısızlığın değil başarının bahanesi olabilir.

Tabii bunun için transferlerin ve değişikliklerin isabetli olması lazım. Bir de teknik direktörün kafasıyla uyumlu olmaları, onunla birbirlerini iyi anlamaları gerekir.

Galatasaray'ın şu anki oyuncu kalitesi geçen sezonun çok üstünde. Deneyim, oyun zekası, yetenek daha fazla olunca takım oyununa yatkınlık da artıyor.

Rijkaard böyle bir kadroya sahip olmak için neler vermezdi ki?

………

Dipnot: Tabii ki bunları okuyup da gaza gelmemek lazım. Daha bir dolu eksik varken, kendine güvenin aşırısı, motivasyonun abartısı bir anda herşeyi tepetaklak edebilir. Aşırılıkların ülkesinde yaşadığımızı unutmayalım.



✍ AVRUPA'DA GERÇEKLEŞEN O BOMBA TRANSFER! HERKES ŞU ANDA BUNU KONUŞUYOR! 🫵 👉 BURADA
amp-next-page separator