Güneşi yakan yılan
Sporx.com yazarlarından Enis Okşan, Los Angeles Lakers'ın yıldızı Kobe Bryant'ı ve NBA'de yeni sezonu sizler için kaleme aldı.
Sporx.com yazarlarından Enis Okşan, Los Angeles Lakers'ın yıldızı Kobe Bryant'ı ve NBA'de yeni sezonu sizler için kaleme aldı.
Kobe’nin 48 sayı attığı Lakers-Suns maçını izledikten sonra kendi kendime “artık klavyenin başına oturma zamanı geldi” dedim. Sahi lokavt bitip sezon başlayalı neredeyse 1 ay oldu ve neredeydim ben? Kimileri hayatlarında belli rutinleri sever. O rutin bozuldu mu, yeni ugraşılar bulur rutin değişir, kafasında eskisi kadar yer yoktur önceki rutine. Ben öyleyim biraz. Normalde NBA sezonu bitince yazın zaman geçmek bilmezdi. Takas ve transfer haberleriyle Ekim sonunu zor ederdim. Hazırlık maçlarını bile izleyip notlar almaktı Ekim öncesi benim için. Sonra sezon başında tahminler yapıp sezon ilerledikçe tahminlerin ne kadar uzağında kaldığımı anlamaktı. Ama bir lokavtla 20 kusur yıldır takip ettiğim, ki son 10 yılında saat farkı ve maçlara erişim problemim olmadığı için hayat stilim haline gelmiş önemli bir rutinime geri dönmekte çok zorlandım. Daha da önemlisi, 2008 Kasim’ından beri bu köşede ortalama iki haftada bir sizlere fikirlerimi yazmak şeklinde çok daha yaratıcı ve zihnimi zenginleştirici rutinim bozulmuştu. Heyecanımı yitirmeme rağmen alıcı gözüyle olmasa da maçları izlemeyi ihmal etmiyordum ama elim klavyeye bir türlü gitmiyordu. Sanki bir ilham bekliyordum kendi kendime ve Kara Mamba’nın Phoenix Güneş’ini yaktığı maçla ilhamım geri geldi. Bu “sözde” sezonun ilk yazısını da O’na adıyorum.
”Bir ihtiyar için hiç de fena değil”
Öyle dedi muhterem, Suns potasına 48 sayı bıraktığı maçtan sonra. Farkında olmamız gereken bir şey var ki 33.5 yaşındaki Kobe Bryant’ı izlemek için önümüzde artık bir elin parmaklarından az sayıda sezon kaldı. Günümüzde 40’ına merdiven dayamış oyuncuları arada bir izliyor olsak da Kobe’nin 38-39 yaşına kadar NBA’de top koşturacağını düşünmüyorum. Çünkü o 17 yaşında parkelere attı adımını ve 16 sezondur da ter dokuyor. NBA gibi bir ligde 10 sezonun üstü oynayan alelade bir oyuncuya basketbol yaşı olarak yaşlı oyuncu denir. Kobe kalibresinde bir nesiller ötesi yıldız içinse 16 çok çok yaşlı bir oyuncu demek. Son 10 yıldır oynadığı maçların %90’ını izlediysem, bundan sonraki maçlarının hiçbirini kaçırmak istemiyorum. Çünkü O “özel oyuncu” statüsünde.
İki özel oyuncu
70lerin basketbolunu bilmem. ESPN veya NBA TV o antika devrin maçlarını verdiğinde izlerim sadece. 80lerin ortalarında NBA’le tanışmama rağmen o dönemlerin basketbolunu bu kadar yakından takip edecek imkanlarımız da yoktu. Şimdi tarih hakkında çok fazla araştırma yapacak şartlar olsa da, canlı şahit olabilmek başka bir olay. Eskilerin özel oyuncularını bir çırpıda Bird, Magic, Kareem, Dr J, Wilt, Big O ve diğerleri şeklinde uzun bir liste yapıp saysak da biz o adamların çoğunun birçok maçını sabahın 3’unde 4’unde kalkıp canlı izleme şansına sahip değildik. Amerika’da da NBA League Pass diye bir şey mevcut değildi. NBA’in globalleşmeye başlamasından, yani 90’ların başlarından sonra benim için 2 tane “özel oyuncu” oldu. Biri Michael Jordan, öteki Kobe Bryant (Magic Johnson’un da yeri bambaşkadır bu mereti izlemeye sayesinde başladığım için ama o ayrı). Jordan’in her maçını izleyemedim. Hem internet yoktu 90larin başlarında, hem de her güzel şeyin muhakkak bir sonu olduğu gerçeğini anlayacak yaşta değildim. Kafamda kavak yelleri eserken ekselanslarının bir gün bırakacağı gerçeğiyle yüzleşmeye cesaret edebilseydim, sıcak yatağımın daha çekici geldiği birkaç sabah alarmı kapatmayıp O’nun birkaç maçını daha fazladan canlı izleyebilirdim. O bıraktıktan sonra bir daha öylesi gelmedi. Bugün keşke daha fazla izleseymişim diyorum kendi kendime.
Aynı hatayı Kobe’de yapmak istemiyorum. Artık biliyorum ki bugünler geçici ve o bıraktıktan sonra NBA aynı olmayacak. Bir Kobe daha gelmeyecek. Başkaları olacak ve onları izlemenin keyfine varacağız ki zaten hali hazırdaki genç süper yıldızlarla dolu bir liste yapmak mümkün. Ama bunların hiçbiri bir Kobe Bryant olmayacak. Onlar kendi isimlerini yaratacaklar sevaplarıyla günahlarıyla ama Kobe olmayacaklar, tıpkı Kobe’nin Jordan olmadığı gibi ki olması da gerekmiyordu. Mühim olan kendi ismini yaratmaksa o bunu fazlasıyla başardı.
Mükemmeliyetci Emekçi
Kobe’yi Kobe yapan en önemli özellik attığı sayılar, kazandıkları şampiyonluklar veya takım arkadaşlarını geliştirmekten öte birşey. Bunu istatistiklerle anlatması çok zor. Kendi capimda buna mükemmeliyetçi emekçilik diyorum ben (ki bu Ekselanslarinda da vardı). O bir mükemmeliyetçi. Ayağına giydiği pabucun kendini daha iyi ziplatmasi için topuktan 2 milimetre aldirirken Nike yetkililerini kalaylayabilen bir oyuncu O. Son 4-5 yıldır ortalama bir oyuncuyu aylarca surundurecek sakatlıklar yaşamasına rağmen, sakatlıklara yaklaşımı sayesinde zirveden inmemek için direnen bir emekçi. 2 senedir sağ dizinin altında doku çok incelmesine, kariyeri ve takımının başarısı incecik bir pamuk ipliğine bağlı olmasına rağmen kazanmaya, takımına, çok sevdiği mesleğine olan saygısı yüzünden o sakatlıklarla oynamaya alıştırdı kendini. Hep çalıştı. Hep antremanlara ilk o gitti, salondan son o çıktı. Son 2 yıldır yuvasında problemler yaşamasına ve sonunda eşi Vanessa’yla boşanmasına rağmen konu hakkında citi çıkmadı. Bu problemleri aşmak için geçen sene başlarında salonun yakınında bir binada daire satın aldı. Bu sayede daha çok çalıştı ve Los Angeles’in en az İstanbul kadar keşmekeş trafiğinde vakit de kaybetmedi (eski evinde yaşarken kimi zaman helikopterle gidiyordu Staples’a).
Lokavt sürecini dizindeki problemin tedavisi için fırsat bilip Almanya’ya uçtu. Tıp konjunkturune girmemiş, deney safhasindaki bir diz ameliyatının kobayi olarak kullandı kendini. Şimdi önceki 2 seneden çok daha iyi zıplıyor. Özellikle geçen sene dizine kötü darbe almamak için içeriye kat etmek yerine uzak mesafe atışlarına daha çok güvenmek durumunda kalmıştı. Bu sezonsa su ana kadar içeriden daha fazla sayı buluyor. Kırık işaret parmağındaki sorun kariyerinin sonuna kadar sürecek ama o bunu da aşmanın yolunu bulmuştu önceki sezon atış tekniğini gece gündüz çalışıp değiştirerek.
Hayat hepimizin karşısına zorluklar çıkarıyor. Bu zorluklara karşı duruşumuzu, dayanma ve kendimizi yenileme gücümüz, zamana ve duruma adapte etme isteğimiz belirliyor. Tam dizindeki sorunu çözdü derken sezon öncesi Clippers maçında bir pozisyonda süt attığı bilegin bağı koptu. Normalde bunun tedavisi kesin ameliyat ve 3 ay rehabilitasyon diyor doktorlar. Hayır arkadaş. Adam bunu da sallamadi. Maçlardan önce bileğine uyuşturucu iğne yaptırıyor. Bu olağanüstü yoğun fiksturde adam gibi antreman yapacak vakti olmamasına rağmen yine atış zamanlamasını topu tutuş şeklini değiştirdi ve bu zorluğa adapte etti kendini. Yedekler arasında çekik gözlü yaşlı bir teyze de var. Molalarda Kobe’nin bileğine masaj yapıyor. Bu nasıl bir kendini adamaktir inanamıyorum. Onca başarıdan, yüzükten sonra bu nasıl bir iş ahlakıdır, nasıl bir kazanma arzusudur, sevgidir gerçekten takdire sayan. Bakın iyi mi kötü mu yapıyor gerçekten bilmiyorum. Yoruma açık. Ama şüphe götürmeyen bir gerçek var ki adam bu oyuna aşık. Adam bu oyunun emekçisi. O mükemmeliyetçi bir emekçi ve 33.5 yaşında bir maçta 31 süt çekip 18’ini sokuyor, %58 atış yüzdesiyle 48 sayıyı bırakabiliyor potaya ve her maç 30 sayı ortalamayla oynuyor hala. Molalarda takım arkadaşlarına oyun planını anlatıyor. Sorumluluk aldığı kadar sorumluluk da veriyor. Bu oyunu o kadar seviyor ki, oynayamadığı lokavt süresince ağzını bıçak açmadı. Lokavt bittikten sonra da en iyi sözü o söyleyip milyonlarca NBA mudaviminin hislerine tercüman oldu “sonunda geldiğimiz yere bakılınca iki taraf da vakti ziyan etti çünkü bu rakamlara lokavta gitmeden de ulasabilirdik” diyerekten.
İnadından ve yaşlandiğinin farkına varmak istememesinden dolayı maçlar da kaybetti, kaybediyor ve daha da kaybedecek. Bundan sonra bir şampiyonluk yaşaması da çok zor ama sizlere tavsiyem bu adam hala basketbol oynayabiliyorken izleme imkânınız olan hiçbir maçını kaçırmamanız. Diğerlerini izleyecek daha uzun yıllarımız var ama Kara Mamba elden ayaktan iyice düşene kadar kafaca ondan iyisi yok. Özel hayatı olmasa da kariyeri, işine olan bakış acısı çocuklarımıza örnek olarak anlatılabilecek bir sporcu.
Peki Lakers nereye gidiyor?
Dedik ya her güzel şeyin bir sonu var diye, Lakers büyük bir camia olsa da, bu kadro görevini yerine getirdi iyisiyle kötüsüyle. Hayır elbette Bulls’in son şampiyonluğundan sonraki gibi keskin bir dağılma olmayacak ama bu kadrodan Batı yarı finalinin ötesini beklememiz artık çok zor ki bir turu da belki sıralamada dişlerine uygun bir takım gelirse geçebilirler. Mavs’in yüzük muradına erip Tyson Chandler gibi şampiyonluğun X faktörü adamı sepetleyip zayıflamasıyla Bati’da Oklahoma ve Portland haricinde diri bir takım kalmadı.
Clippers’sa yeni bir takım olduğu için bu sene şampiyonluk beklememek lazım. Ayrıca Clippers lanetli olduğu için bu saçma sapan yoğun fiksturde sakatlık illetinden paylarını alacaklardır. Açıkçası Kevin Durant’in MVP olması gereken sezonda Oklahoma’nin bu kadar zayıf bir Batı Konferansi’ndan NBA Finali’ne çıkamaması sürpriz olur.
Lakers’in handikapını bilmeyen yok. Kısa rotasyonu şaka gibiydi zaten, hala da öyle. David Stern’un takım sahiplerinin gazıyla, Hornets’in sahibi pozlarinda yaptığı bariz eyyam yüzünden Chris Paul de gelemeyince ihale yine yaşlı Fisher’a ve Steve Blake’e kaldı. Üstüne üstlük takım sahibi Jerry Buss’in Dwight Howard’i alabilmek için Lamar’i, bordro yükünden kurtulma pahasına elden çıkarması, Lamar’i bitirdiği kadar takımın rotasyonunu da bozdu. Jerry Buss iyi bir Texas Hold’emci diye bilinir. Ben poker oynamam. Bazen masadaki diğer oyuncuları yanıltmak için eldeki iyi kâğıtlara rağmen pas geçmek veya blöfünü yemeyeceklerini bildiğin halde blöf yapıp ciplerini oyunun başlarında masaya dağıtmak bir strateji. Ama ben hala idrak edemedim Lamar hamlesinin ne derece akıllı bir hamle olduğunu. Zaman gösterecek. Dwight’i alabilirse “helal olsun adam işi biliyor, ne de olsa yılların kurdu” diyeceğiz ki o da karşılığında kimleri vereceğine bağlı, alamazsa “bunaklik etti” diyeceğiz.
Bu sezonki Lakers bazı açılardan Gasol gelmeden önceki Lakers’i andirmiyor değil. Tamam Kobe var. Elbette Bynum da yazı boş geçirmemiş ve tank gibi başladı sezona. 20 sayı 15 ribaunt civarlarında geçiriyor maçları. Gasol de Chris Paul takasının bir parçasıyken Stern’un eyyami sonucunda takımda kalmasına rağmen çok bozulmuştu ama yavaştan ritmini buluyor. Diğer oyuncuların haliyse feci. Gasol öncesi Lakers’da Kwame Smush gibi atletik özelliği olan, iyi koşan ama süt atamayan, top kullanmaktan aciz keresteler çoğunluktaydı. Bu seferki Lakers’daysa tam tersi. Bomboş savunmalara karşı iyi kötü süt çekme cesareti olan (hoş takımın 3luk yüzdesi yerlerde), top kullanmayı az çok beceren ama atletik olmayan geriye koşamayan beyaz adamlar var. 80lerin Celtics’inden sonra herhangi bir kalburüstü takımda bu kadar beyaz adamı bir arada gördüğümü hatırlamıyorum. Amerika’da siyah-beyaz ayırımının yaşandığı yılların konu edildiği, siyahi oyuncuların oynatilmadigi bir kültürde, numunelik 2-3 tane siyahi oyuncuyu oynattı diye efsane olan hocaların hayatlarından bir kesiti konu eden filmlerdeki gibi Lakers’in kadrosu.
Tabi bir de “Cihanda Sulh” var. O başlı başına fenomen. Lamar yerine kenardan oyuna giren ilk oyuncu yeni ismiyle “Cihanda Sulh” eski savunmacı kimliğinden iyice uzaklaşmış durumda. Üstüne üstlük Philip Seymour Hoffman’in Ben Stiller’la oynadığı Along Came Polly filminde salladığı gibi abuk sabuk süt seçimleriyle Staples seyircisine “la havle” dedirtiyor. Hani olur da Lakers finale çıkarsa, rakibi de Heat olursa, Lebron’u dayak kötek savunma potansiyeli olan oyuncu statüsüyle oynuyor “Cihanda Sulh”. Ben senin Lebron’u savunabilme ihtimalini sevdim suni teneffüs saatinde olayı yani. Yeni toplu iş sözleşmesinde takımın toplam bordrosundan bir oyuncuyu muaf edebilme hakkı çıktı ya, sezon sonu Lakers Artest’i “muaf” oyuncu statüsüne koyup sepetler herhalde (gerçi Lakers’da “muaf” olacak başka oyuncular da var Luke gibi).
Zen Master Phil Jackson’dan hocalığı devralan Mike Brown konusunda kadro bu kadar zayifken diyeceğim pek fazla birşey yok. Phil Jackson ne kadar karmaya, takım içi armoniye inanan, oyuncuları oyun içindeki kararları konusunda özgür bırakan bir hocaydiysa, Mike Brown o derece mikro-yönetici. Kendi sistemini oturtmaya çalışıyor. Mesela son toplarda genelde mola alıyor. Üçgen sistemine ve Zen Master’in psikolojik rahatlamalarina, dolaylı eleştirileriyle mesaj almaya alışmış bir kültür vardı bu kadroda. Mike Brown’in daha direk bir iletişim üslubu var. Ama doğruya doğru adam tam bir işkolik. Kadro bu haldeyken Mike Brown’a “zaten çapsız bir hocaydi” yaftası yapıştırmak haksızlık olur.
Sözün özü Kobe’yi izlemeye doyamayacak olsak da Lakers’in play-offlara en iyi ihtimalle Bati’da 5-8 arası bir yerlerde gireceğini tahmin ediyorum, o da Kobe’nin vücudu bu anlamsız fikstür karşısında iflas etmezse.
Anlamsız Fikstür?
Hani NBA organizasyonu, takım sahipleri, oyuncular, salon çalışanları, yerel esnaf, yayıncı kuruluşların hepsi para kaybettiler ya lokavt süresince, takımlar daha fazla maç yapsınlar, salonlar daha fazla çalışsın diyerekten öyle bir fikstür yaptılar ki takımlardaki sakatlıklar listesi şimdiden kabarmış durumda. Takımların ne adam gibi kadrolarını revize edecek zamanları oldu, ne de bu kimi zaman 6 günde 5 maç veya 3 gün üstüste oynayacakları maçlara kafaca ve daha önemlisi fiziken hazırlanacak antreman süreleri. Maçlar arasında antreman yapacakları vakit de yok. Akşam maç yapıp eyaletlerarasi uçup ertesi akşam bir maç daha oynuyorlar, sonra bir maç daha. Beyzbol fikstürü mu basketbol fikstürü mu belli değil. Ayrıca bazı takım sahipleri “vaktimiz az” paniğinden acayip transfer kararları alıp hali hazırdaki kadrolarını bozuverdiler (bkz Lakers, Mavs). Oysa kısa sezon oturmuş kadrolar için biraz daha avantaj teşkil edecekti. 1999’daki lokavttan sonra sezon Ocak ortasında başlamıştı, tamam All-Star haftasonu oynanmamisti ama 50 maçla sezon bir şekilde geçiştirilmişti. 66 maç oynatirsiniz tabi ki. Ama play offlar Nisan ortasında değil de, Mayıs başlarında başlar. NBA Finali de Temmuz başlarında biter. 2-3 haftalık bir sarkma yani. Onu da yapmadılar “Efendim yayıncı kuruluşların yayın takvimine göre NBA Finali’nin Haziran ortasında bitmesi gerekiyor, salonlar da çok amaçlı kullanıldığı için takvimlerinde sıkıntı olur, hem Londra Olimpiyatları da var, milli takımın kampı vesairesi, o yüzden 66 maçı yapiverelim, play-offlar da her zaman olduğu gibi Nisan ortasında baslasin” dediler. Ondan sonra “ vah vah ne kadar çok sakatlık oldu şimdiden, ama olur böyle şeyler, sakatlıklar bu işin parçası, yedek kadro bu günler için var” diye pişmiş kelle gibi bir ifadeyle beyanatlar veriliyor.
Biz sporda eyyam sadece bizim ülkemizde var diye düşünüyoruz ama Amerika’da da kapalı kapılar ardında bin tane dolap dönüyor. insanoğlu her yerde aynı. Bizim ülkemizde şike skandalı hakkında karar almaktan aciz bir sistemimiz olduğu kadar, Amerika’da da ligleri laf olsun diye lokavta götürüp süreci, birbirine racon kesip insani basketboldan soğutacak kadar umarsız, sözüm ona iş yapmanın parçası olarak yutturmaya çalışan bir sistem var. Çok farklı değiliz bu bağlamda. Tek fark yurdumda bazı kararlar “ben yaptım oldu” şeklinde lanse edilirken, Amerika’da hukuki uygulamalar daha oturmuş olduğu için (en azından kağıt üzerinde) kamuoyu size kızgın olsa da sizi saygı duyulacak bir kurummuş gibi algılıyor, siz de bu sayede saygın bir kurum taklidi yapıyorsunuz. Taraftar sokağa inmiyor, süreç de trajikomedi halini almıyor.
Böyle gelmiş böyle gidecek. Kurum veya ülke farkı gözetmeksizin spor kamuoyunda alan razı veren de razı. Bu süreçlerin sonunda zaten kamuoyunun gelmesi istenilen nokta da “boyle gelmiş böyle gidecek” lafını ettirmek olduğuna göre benim kuru laf edip peynir gemisi yürütmeye çalışmama gerek yok. Bunlar derin meseleler.
Sezon sonu tahmini
O kadar derin olmayan meseleye geri dönecek olursam şimdiden söyleyeyim Haziran’da Miami’nin Oklahoma’yi yenip yüzüğe ulaşacağını düşünüyorum. Bu arada da yazılara kaldığımız yerden devam edeceğiz. Lakers’la ilgili yazacak çok fazla birşey olacağını veya sezon sonuna kadar Hollywood diyarında dev bir takas daha yaşanacağını düşünmüyorum. Ama bana Suns maçındaki performansinla yeniden ilham verdiğin için sağolasın Kobe. Bundan sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz ve Lakers miyadini doldurduğu için tüm takımlardan fikirlerime daha çok yer vereceğim. Kobe’yi yaşamaya devam edecek olsam da devir yeni neslin devri. Bir sonraki yazım daha önceki sezonlarda da belli periyotlarda sizlerle paylaştığım “Guzelller ve Cirkinler” modelimiz olacak. Bakalım ilk 15-20 maç sonunda rakamlar ve sıralama ne durumda?
Sevgiyle kalın