Miami’nin Antibiyotiği
Son şampiyon Miami Heat, malumunuz, sezona birbirinden önemli transferlerle girdi. Kâğıt üzerinde 2K’in bug’ı gibi gözüken güneydoğu temsilcisi, henüz saha içinde beklenildiği gibi mükemmel bir çizgide değil.
Son şampiyon Miami Heat, malumunuz, sezona birbirinden önemli transferlerle girdi. Kâğıt üzerinde 2K’in bug’ı gibi gözüken güneydoğu temsilcisi, henüz saha içinde beklenildiği gibi mükemmel bir çizgide değil.
Son şampiyon Miami Heat, malumunuz, sezona birbirinden önemli transferlerle girdi. Kâğıt üzerinde 2K’in bug’ı gibi gözüken güneydoğu temsilcisi, henüz saha içinde beklenildiği gibi mükemmel bir çizgide değil. Sevenlerinin biraz canını sıkmak pahasına Miami Heat’in ateşini düşürmesi muhtemel gediklerini mercek altına aldım.
1] Boyalı Alan Savunması
Paul “Bear” Bryant Jr. zamanında “hücum bilet sattırır, savunma şampiyon yapar.” demiş. Bunun örneklerini senelerce Spurs özelinde izledik.
Yıldızlarının göz kamaştırmasından olacak, izleyenler bazen Heat’in bir savunma takımı olduğunu görmekte zorluk çekiyor. Hatta öyle ki bu sene Spoelstra bile mevcut duruma vakıf olamadı. Savunma verimliliğinde şu an 18. sıradalar ki birinci Memphis’e göre her 100 pozisyonda yaklaşık 8 fazla sayı yiyorlar[geçen sene 4. sırada idiler ve 10 sayı daha az yiyorlardı].
Bunun artçı sebepleri olarak şampiyonluktan sonra gelen rehavet, henüz ligin kızışmaması vs. gösterilebilir. Sorun sadece bunlar olsaydı üstünde durmaya bile gerek yoktu fakat temelde kallavi bir mühendislik hatası yatıyor.
Bu yaz Miami’nin aldığı en dramatik karar Chris Bosh’un pivot pozisyonuna çekilip, daha mobil ve şutör bir ilk beş oluşturmaktı. Hücumda istediklerini aldılar fakat savunma felaket durumda. Penetrelerin büyük önem arz ettiği NBA’de çember savunmak artık en önemli zanaatlardan biri haline geldi[Ömer Aşık’ın muhasebecisine sorabilirsiniz]. Eğer biraz geriye gidip, Bosh’un örgülü saçlı zamanlarını dönersek, lig genelinde yumuşak tarzı ile ne denli dalga geçildiğini ve bu görev için biçilmemiş bir kaftan olduğunu hatırlayabiliriz.
Kadroda ise bu kanayan parmağa ‘gerekli pansumanı’ yapabilecek sadece iki oyuncu var. Emektar Udonis Haslem fizik dezavantajına rağmen pota altı savunmasındaki ilk tercih. Hemen akabinde Joel Anthony geliyor ki o da tüm ligde söz konusu hücum olduğunda son tercih.
Rashard Lewis’in yukarıdaki iki isimden biri olmadan 4 numarada sahaya sürmeyi de savunabilecek tek bir cümle var: Hocanın tercihi.
2] Rütbe Çekişmesi
Bu takımda alfanın LeBron olduğu, özellikle geçen seneki Indiana serisinin ardından kesinleşti. Fakat Batman’in Robin’i için henüz ben kesin bir şey söyleyemiyorum.
Esasında bu kadro ilk kurulduğunda üç yıldız el ele şampiyonluğa yürüyecek deniliyordu fakat zaman içinde önce Bosh sonra Wade takımın direksiyonundan ellerini çektiler. Wade geçen sene ikinci adamlığı yadırgadı diye düşünürken [meşhur Indiana serisi yine karşımıza çıkıyor] uzun süre takımdaki rolü üzerinde üzeri kapalı eleştirilerde bulunan Bosh, bu sene yeni görev tanımı ve artan önemiyle kafaları iyiden iyiye karıştırdı.
2006’daki ‘Flash’ karizması saha içindeki yeni kabadayı imajıyla ‘flush’a döndürmeye niyetli Wade’in olası bir hayal kırıklığında takım huzurunu bozabilme olasılığı hiç de az değil. Bu arada Hababam Sınıfı kadar renkli 2003 draft sınıfının en yaşlı üyelerinden birinin Dwyane Wade olduğunu hatırlatalım. Daha olgun olmasını beklediğim Wade, 31 yaşında.
3] Rahatlıkla Rehavetin Arafı
Geçen seneki şampiyonluk takımın havasını net olarak değiştirmiş durumda. Özgüven olarak toparlanan takım, artık sahaya çok daha rahat çıkıyor. Maç krize girse de bir şekilde üstesinden geleceklerini biliyorlar. Fakat bazen bu durumu abarttıklarını görüyoruz. Henüz ligin balayı olduğunun farkındayım ama benim endişem play off geldiğinde cıvataları sıkacak vakti bulamamaları.
Örneğin şu an LeBron James bir maçta ortalama 1-1.5 period kendini veriyor. Geri kalan sürede de çokça Toronto’daki Hidayet Türkoğlu gibi köşede şut bekliyor. Ha keza Wade de sezona sakatlığının da etkisiyle çok yavaş girdi ve son bir haftada kendi standardında vasatı anca aşabildi. Bosh ise bu tür durumlarla başa çıkabilseydi Toronto’da yapardı.
Eğer lig Heat için ‘Mart’ta da kızışmazsa’ sansasyonel partiler daha çok göze batacaktır.
Gregg Popovich’in David Stern ile dalga geçtiği o meşhur maç takımın düsturu olmalı.
4] Oyun Merkezi ve Point Guard Rotasyonu
Oyun merkezi aslında çok da büyük bir problem gibi gözükmüyor. Erik Spoelstra’nın, geçen seneki Oregon State Üniversitesi’nin Amerikan futbolu takımıyla olan hikayesini duymayan kalmamıştır. Bu yeni “türbülanslı” hücum, basketbol camiası aşina olmadığı bir taktik.
Şöyle izah etmem gerekirse; Memphis Grizzlies’i izlerken takımın ağırlık merkezinin serbest atış çizgisi üzerindeki Marc Gasol olduğunu anlayabiliyorsunuz. Fakat Miami’de böyle bir durum söz konusu değil. Oyun merkezi boyalı alan etrafında sürekli değişiyor. Bu mevcut oyuncularla oldukça verimli bir sistem –bir pozisyon dışında. Point guardlar henüz bu sistemi tam kavrayamadılar.
Mario Chalmers ve Norris Cole istikrar ve oyun zekâsı konusunda üst düzey isimler değil. Mevzu bir de kaotik bir hücumsa sendelemeleri an meselesi. Play off’ta rakip savunmalar top getirme rolünü takımın babalarına yıkmak için genç guardlara baskıyı iyice arttırınca diğer oyuncular daha da yıpranacaktır. Bu sistemde tek işi olan top getirmeyi de sendeleyerek yapan guardları ne derece istersiniz bilemiyorum.
Bu arada Spoelstra’nın pivot tercihi dışındaki sistemini de basketbolda yeni taktikler denemesi açısından bir evrim olarak görüyorum. Umarım daha fazla radikalleşmez de ‘evrim kendi çocuğunu yemez.’
Miami Heat yine şampiyonluğun en büyük favorilerinden birisi. Galibiyet/Mağlubiyet oranında şu an ligde 7. olsalar da ilerleyen zamanlarda taraftarı mutlu edeceklerdir. Tabii ki rakipler söz konusu handikaplarını yeterince kullanıp kendilerini “ateşli” hastalıktan kurtaracak ilacı keşfetmezlerse.