Sporx.com yazarlarından Enis Okşan son yazısında, NBA'deki lokavt olayını kaleme aldı.
Abone Ol
NBA’i her yönüyle takip edenleriniz bilirler, son 7-8 senedir NBA oyuncuları “NBA Cares” programı çerçevesinde sivil toplum kuruluşu üyesiymiş gibi çalışıyorlardı maç ve antreman programları elverdiğince. Oyuncu sözleşmelerinde haftada kaç saati böyle yardım faaliyetlerinde geçirecekleri de yazılı. “NBA Cares” sloganını bir nevi “NBA Umursuyor” diye cevirebiliriz. Şimdi kepenk indirildi ve lokavt süresince bu aktiviteler de olmayacak. Anladık ki tüm o topluma örnek vatandaş olma aktiviteleri, uzatılan eller, oynadıkları şehirlerde aşevlerinde çocuk esirgeme kurumu gibi yerlerde geçirdikleri zamanlar sadece gostermelikmis. Hayır “NBA Umursamıyor”.
Ne NBA Başkanı David Stern umursuyor, ne Oyuncular Sendikası Birliği başkanı Billy Hunter umursuyor, ne oyuncular umursuyor, ne de takım sahipleri umursuyor.
Kural gereği NBA oyuncularıyla ilgili içerik NBA organizasyonuna ait olduğu için NBA.com’dan kaldırıldı. NBA.com’a veya takımların resmi sayfalarına girdiğinizde aktif oyuncularla ilgili bilgiler olmayacak lokavt boyunca. Oyuncularla ilgili lokavt haricinde hiçbir haber olmayacak. Kendimi 18 sene önce Türkiye’de özel radyolar bir süreliğine kapatıldığındaki gibi hissediyorum.
Takımların oyuncularla her türlü diyaloğu kesildi. Bunu açmak gerekirse lokavt süresince herhangi bir takım çalışanının herhangi bir oyuncuyla yüzyüze, telefonla veya internet yoluyla görüşmesi, mesaj çekmesi mail atması yasak. Twitter hesabını takip etmesi bile yasak. Oyuncular ne hocalarla ne de atıyorum takımların temizlik görevlileriyle hiçbir yerde konuşamazlar. Kilit vuruldu tesislere. Ayrıca uluslararası turnuvalarda yer almak isteyenin sigortası da yok. Daha önce Avrupa Basketbol Şampiyonası gibi turnuvalarda oyuncu sakatlandığında takımlar tüm sağlık giderlerini karşılıyorlardı. Takımlarda mesela sezonluk bilet satışları esnasında satış görevlilerinin oyunculardan herhangi birinin ismini söylemeleri bile yasak. Herhangi bir takım görevlisinin oyuncuların aileleriyle, arkadaşlarıyla, menejerleri veya sponsorlarıyla da konuşmaları mesajlaşmalari yasak. Olur da sokakta karşılaşsalar bile selam vermeden yürüyüp o anı rapor etmeleri gerekiyor. Oyuncular ve en yakınındakilerle takım çalışanları arasında kalın bir Çin Seddi örüldü yani. Banka hesapları, telefon kayıtları raporlanacak. MİLYARDERLER UMURSAMIYOR
Michael Jordan’ın bırakması ve Lakers’ın üçlemesi sonrasında süper yıldız sayısının düşük olması ve biraz da Kobe’nin otel odasında başına gelenler yüzünden NBA’in izlenme oranları, popülaritesi düşüşe geçmişti. Son 4 senedeyse Lakers’ın ve Celtics’in tekrar canlanması, LeBron faktörü, yeni nesil süper yıldızların sayısının artması, Heat’te güçler birliğinin yaşanmasıyla ratingler, bilet satışı gelirleri, televizyon gelirleri, lisanslı ürün satışı gelirleri, sponsorlardan akan paralar yani pasta büyümüştü. Böyle bir durumda aslında takımların kârlı olması gerektiğini düşünürsünüz değil mi? Fakat son 15 yılda takımlar bayağı el değiştirdi ve bu yeni nesil takım sahipleri o kadar büyük paralar akıtmaya başladılar ki oyunculara, ipin ucunu feci kaçırdılar. Son Toplu İş Sözleşmesi 2005 yazında imzalandığından beri 5 takım el değiştirdi. Para yatırdıkça yatırdılar ve günün sonunda o yatırımın getirisi olarak büyük takımlarla rekabet ederek, hatta şampiyonluğu hedefleyerek kârlılıkları da artacak sandılar. Gider yönetimi yapmadılar, maliyetlerini kontrol altına almadılar. Hiç bir bütçe, mali tablo disiplini olmadı takımlarda. Takım sahiplerinin oyuncağından öteye gitmedi takımlar. 1-2 takımın finans bölümünde çalışmış ama profesyonel yönetim olmadığı için ayrılan dostlarım vasıtasıyla biliyorum. Bu işin sonu iyi olmayacaktı ve olmadı da. Ekonomik kriz de vurdu tabi. Günün sonunda takım sahiplerinin başarılı işadamları olduğunu, ABD’deki mali sistemin bir parçası oldukları için akıllı bir iş adamı gibi karar verdiklerini, etraflarında onları uyaracak kendini kanıtlamış finans kadrolarının, genel müdür yardımcılarının olduğunu varsayarsınız ama yoktu ve fütursuzca harcadılar, arkalarına bakmadılar bile. Ücret tavanının üstünde paralar saçıp lüks vergisini misliyle ödediler krize rağmen.
NBA’in kamuoyuna duyurduğu mali yapısı hangi takımın ne kadar zararda olduğunu göstermiyor. Sağda solda hangi takımın ne kadar değer ettiğiyle, ne kadar kar veya zararda olduğuyla ilgili makaleler veya sayfalar bulmak mümkün ama o araştırmalar afaki varsayımlara dayanarak yapılmış tahminlerden ibaret. Takım sahipleri kimin ne kadar kârda veya zararda olduğunu birbirinden saklıyor çünkü halka açık değiller. Aylık mali tablolarını NBA yönetimine raporluyorlar, NBA yönetimi de bu rakamları konsolide ediyor ve günün sonunda baktığımızda takımlar konsolide olarak 250 milyon dolar zarardalar. 30 takımın 22 tanesi zarardaymış. Kârda olan takımlar hangileri bilmiyoruz.
Bir süre önce Hornets ve Nets’in mali tabloları basına sızmıştı ve o iki takıma bakarak durumun vahim olduğu söylenmişti ama 30 takım içinde sadece 2 takımdan bahsediyoruz. Kaldı ki Hornets ve Nets’in bu sistemde madden en çok etkilenen iki takım olduklarını düşünüyorum. Birisi zaten Charlotte’taki beceriksiz sahipten kaçıp New Orleans’a yerleşti. Orada da Katrina kasırgası vurdu. Sonunda geçen sezon NBA’in eline kaldı. Şimdi NBA yönetiyor Hornets’i. Nets deseniz zaten seyircisi az, salon dolmuyordu Brooklyn’e taşınıyor sonraki sezonda. Bana kalırsa bu iki takımla ilgili bilgiler özellikle sızdırıldı başına ki kamuoyu bu ikisine bakıp resmin ne kadar karanlık olduğu mesajını alsın.
Şimdi NBA takımlarının sevgili sahipleri diyorlar ki “sistem çok kötü yapılandırılmış. Bu yapıda bırakın kar etmeyi sıfır noktasına bile gelmemiz zor. Oyunculardan kolaylık bekliyoruz.” Beyler daha önce aklınız neredeydi? Bu sistemi uygulamaya sokan, bir takım iyimser varsayımları finansal modellerinize ekleyip tonla para kaldıracağınızı düşünen sizler değil miydiniz? Sistem oyuncuları kayırıyor. Gilbert Arenas’ın oturduğu yerden hala senelik 20 milyon dolar alıyor olması sizin hatanız. Evet sistem berbat. Yaklaşık 2 senedir konuşuluyor lokavt olabileceği. Şimdi mi mağduru oynamak aklınıza geldi? Ayrıca olaya kârlılık olarak değil de nakit akışı olarak baktığımızda o 250 milyon doların 200 milyon dolara yakın kısmı nakit çıktısı olmayan amortisman gibi kalemlerden oluşuyor deniliyor. Nakit akış tablolarına erişimim olmadığı için bilmem ama işin nakit akışı boyutu o kadar kötü olmasa gerek. Zaten nakit akışı tabloları da yıllardır rezil durumdaysa o zaman takımları hepten tasfiye etmeniz gerekmez miydi? Kimi kandırıyorsunuz. Elbette yatırımınıza makul bir getiri oranı almayı istemek hakkınız. Şirketlerin ana amacı değer yaratmaktır. Fırsat maliyetini göz önünde bulundurduğumuzda takım sahibi olmak o kadar kârlı bir iş değil demek ki. O zaman niye satmıyorsunuz takımlarınızı? Kimi kandırıyorsunuz? Ama ben demedim ki o takımları satın alın, deli gibi Lüks Vergisi ödeyin diye. Yine de bilgi gizliliğinden ve halka açık şirket olmadıklarından dolayı takım sahiplerinin ve başta David Stern olmak üzere NBA yönetiminin gerçek rakamlar hakkında kamuoyuna karşı şeffaf olduklarını düşünmüyorum.
Günün sonunda takım sahipleri umursamıyor çünkü takımlar tek yatırımları değil ve tuzları kuru. Onlar dolar milyarderi. Banka hesapları ve mal varlıkları bu sürecin uzamasıyla etkilenmeyecek. Pozisyonlarını almışlardır. O yüzden de geri adım atmıyorlar ve atmayacaklar. Tüm sezonu oynamamayı göze almış durumdalar. Bu sürecin bir yerinde, su an kenetlenmiş gözüken oyuncularda çatlaklar olacağından eminler aynı 1999’daki gibi. Kaybeden onlar olmayacak. MİLYONERLER UMURSAMIYOR
Oyunculara bakacak olursak şu an kenetlenmiş gözüküyorlar. Deniliyor ki 1999’a göre çok daha bilinçliler, çok daha bilgililer ve takım sahiplerine kök söktürecekler. 2 yıldır 2011-2012 sezonunu oynamayacak kadar mali bakımdan hazırlanıyorlar. Anlaşılan onların da tuzları kuru. Ortalama senelik 5 milyon dolar para alıyorlar. Evet ücret tavanı diye bir mefhum var ve bu yüzden de bir oyuncunun sadece basketbol geliriyle dolar milyarderi olması zor (vah vah). Lakin sakatlansalar bile sözleşmeleri gereği paralarını çatır çatır alıyorlar. Ancak Arenas veya Artest gibi uzun süre ceza alırlarsa veya lokavt olduğu süre içinde paralarını almıyorlar. Elbette takım rotasyonunda 8. sıradan sonra bulunan oyuncular için lokavt maddi zorluklar çıkaracaktır. Çaylaklar da bu durumdan şüphesiz etkilenecekler ama Enes dahil geçen hafta seçilen tüm çaylaklar lokavta gidileceğini bile bile seçimlere girdiler. Eğer maddi açıdan çok fazla zorlanacaklarını bilselerdi girmezlerdi. NCAA’den bir sürü iyi oyuncu lokavt olacağı için okullarında bir sene daha kalma kararı aldılar.
Empati kurduğumuzda çoğu insan halihazırda kazandığı paradan daha azına “eyvallah” demek istemez. Fakat mevcut sistemde oyuncuların gerçekten çok büyük paralar kazandıkları da bir gerçek. Bu meşakkatli süreç bir gün sona erecekse oyuncuların geri adım atmaları şart. Geri adımı atmaya yanaştılar fakat bu yeterli görülmedi. Onlara göre NBA daha popüler hale gelmişken gelir artış oranının oyuncu maliyeti artışından daha yüksek olması, dolayısıyla kâr marjlarının artmış olması gerekirdi. Yani oyuncuların gözünde takım sahipleri kendi yönetimsel beceriksizliklerinin faturasını oyunculara çıkarmak istiyorlar.
Yalnız oyuncuların yeterince hesaba katmadıkları unsurlar var. Büyük bir mali depresyon geride kalmak üzere. Ne kadar geride kaldığı tartışılır çünkü iyileşme çok belirgin değil piyasalarda. Bir önceki toplu iş sözleşmesi yürürlüğe girdiğinde etraf güllük gülistanlıktı. Mali izdüşümler ve varsayımlar gayet pozitifti. Bugün kriz biterken anlaşılıyor ki şu anki sistem gerçekten işleyecek durumda değil. Oyuncuların şu anki pozisyonlarından feragat göstermeleri gerekiyor. En azından masanın o tarafında biraz daha anlayışlı davranmaları gerek.
Fakat dalga geçer gibi “madem biz oyuncular toplam gelirin %57’sini kazanıyoruz (hadi sizin için %54 civarına inelim) ve gelir paylaşımı diye bir mefhum var, takımlar da toplam gelirleri kendi aralarında paylaşsınlar, zarardaki takımlar azalır” dediniz mi iş çıkmaza biniyor. Her takım ayrı bir şirket ve ayrı bir yönetimi var. Bu takımlar sadece sahada değil saha dışında da birbirleriyle rekabet ediyorlar. Niye A şirketi B şirketiyle tüm gelirlerini, giderlerini paylaşsın ki. Öyle saçma şey mi olur. Televizyon gelirleri zaten paylaşılıyor. Ama Knicks Madison Square Garden’dan elde ettiği gişe hasılatının bir kısmını niye Bucks’a versin? Gülerler adama.
Ayrıca takım sahipleri kendilerini fazla mağdurmuş gibi göstermelerine rağmen David Stern diyor ki “bugüne kadar hiçbir ligin toplu iş sözleşmesinde verilmediği kadar finansal veri paylaşıldı oyuncularla, onlara karşı hiç olmadığımız kadar şeffaf olduk”. Biz dış kapının dış mandalı olarak bu verilere sahip olmadığımız için kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğunu bilemiyoruz ve takım sahipleri şeffaf değil diyoruz ama mali denetimden geçmiş, denetimci imzalı, muhasebe prensiplerine uygun raporlar oyuncu sendikasıyla paylaşıldığına göre, oyuncuların maddi portrenin vehametinden haberdar olmaları gerekir. Etraflarında mali tabloları analiz ettirebilecekleri insanlar mevcut. Eminim bu analizleri de yaptırmışlardır. O zaman üç maymunu oynuyorlar.
Sendika Başkanı Billy Hunter diyor ki “ben oyunculara 2 senedir söylüyorum, paranıza dikkat edin lokavt gelecek, zor zamanda birlikte durmamız lazım” diye. İki senedir bunun olacağı biliniyordu, iki senedir ne Billy Hunter ne de David Stern çok ciddi adımlar atmadılar veya attırmadılar iki tarafa da. Vakti ziyan ettiler. Anlaşılan o ki dizginleri takım sahiplerine ve oyunculara kaptırmışlar. İkisi de kukla gibi. Aynı durum NFL’in başında da var. Onlar Mart ayında gittiler lokavta. Önümüzdeki sezon (ki o da oynanırsa) 16 maçlık sezon 8’e inecek. NFL oyuncu sendikası başkanı 1 sene boyunca sadece 1 dolar para alacağını, 2 milyon dolar civarındaki yıllık maaşından feragat edeceğini söylemişti. Geçen gün Shane Battier, basına açık oyuncular toplantısında Billy Hunter’a NFL sendikası başkanının yaptığını yapacak mı diye sordu. Billy Hunter kem küm etti. Kevin Garnett 18 milyon dolarımdan feragat ettim demişti bir önceki gün. Billy Hunter’sa parasını almaktan vazgeçmiyor. Madem hepsinin başısın, örnek ol o zaman.
Yani sözün özü oyuncular da umursamıyorlar ve demogoji peşindeler. Üç maymunu oynuyorlar. Ağırdan alıyorlar ve bu gibi toplu iş sözleşmesi pazarlıklarının çoğunda olduğu gibi aslında olay ego sürtüşmesinden başka bir olay değil. Gerçek patron kimmiş gösterelim mantığı. Takım sahiplerini dize getirmek için gerçekten tüm sezonu oynamayarak geçirecek kadar donanımlı ve sabırlılar mı zaman gösterecek. Ama kaybeden oyuncular da olmayacak. KAYBEDENLER?
Günün sonunda olay milyarderlerle milyonerlerin savaşından ibaret. Bir fabrika grevinden bahsetmiyoruz. İki tarafın da tuzu kuru. Seneye Amerika’da NFL belki var belki yok, NBA de büyük ihtimalle yok arkadaşlar. Tamam NFL’den bize ne, ama Amerika için NBA’den kat be kat büyük bir ekonomisi var NFL’in. Popülerlik babında baktığımızda sırasıyla NCAA amerikan futbolu, NCAA basketbolu, NFL ve Major League Baseball’dan sonra geliyor NBA. NFL’deki lokavt rakamlarının şirketleri nasıl etkileyeceğini bir araştırmada okudum.
$200: NFL maçı izlemeye giden bir seyircinin maç bileti haricinde bir maçta harcadığı ortalama para. %15: Spor barı zincirlerinden Buffalo Wild Wing’sin NFL sezonu boyunca haftalık gelirlerindeki artış. $260 milyon: Amerika’daki NFL fantezi futbol sektörünün büyüklüğü. $850 milyon: Las Vegas otel ve casinolarının NFL bahislerinden elde ettikleri toplam gelir. $80 milyon: Madden NFL oyununun sahibi EA Sports’un tahmini yıllık gelir kaybı. $1 milyon: Super Bowl’un oynandığı Pazar günü Papa John's'un sattığı pizza adedi. $1.2 milyon: Pittsburgh şehrinin Steelers’ın içeride oynadığı maçlardan elde ettiği maç başına vergi geliri $350 milyon: 2010 sezonu boyunca Reebok’un NFL ürün satışlarından elde ettiği tahmini gelir. $5 milyar: NFL yayınlayan Amerikan kanallarının toplam reklam geliri kaybı.
Bu rakamlar büyük şirketleri ilgilendiren rakamlar. Şüphesiz çok büyük. Spor müsabakaları şehirlerin ekonomilerini doğrudan etkilediği için yerli esnafın cebini içermeyen rakamlardan haber yok. Maçlarda sosis satan, büfelerde çalışan, takımların bordrosunda bulunan çalışanların, şehir esnafının bu lokavtlardan ne kadar etkileneceğini, evini nasıl geçindireceğini Allah bilir. Hayat çok zor. Ve bu gözünü domuz hırsı bürümüş beceriksiz yöneticiler, paralı askerden farksız oyuncular ve bunların başlarındaki pervasız David Stern ve Billy Hunter yüzünden bir sürü insan zaten zor hayat koşullarında iyice aç kalacaklar bu süreç uzarsa.
Büyük şirketler, sponsorlar reklam bütçelerini diğer sporlara kaydıracaklar ama sonunda onlar da NFL gibi bir gelir makinesinden, NBA gibi global bir spor ikonundan mahrum olacakları için gelirlerinde düşüş şüphesiz yaşayacaklardır, ki bu hisse fiyatlarını da etkileyebilir. Ama sezon oynanmazsa asıl kaybedecek taraf yerel esnaf ve bu işten evini geçindiren sokaktaki adam olacak.
PEKİ YA TARAFTAR?
Siz sabahın esselasina saatini kurup NBA izlemek için can atan okurlar ve milyonlarca NBA müdavimine gelince... Bu dünyada tek spor NBA değil. Hele bizler için NBA futboldan çok sonra geliyor. Amerika’da bile yukarıda dediğim gibi NFL ve üniversite ligleri çok daha popüler. Olaya “ya şimdi biz gönül verdiğimiz basketbolcuları izlemeyecek miyiz, nasıl geçecek zaman” şeklinde bakmak mümkünse de, ben öyle bakmayacagim. Gördüğünüz gibi Amerika’da taraflar ceplerine giren parayı, spor aşkından önce tutuyorlar. Oysa bilmiyorlar ki adam gibi işleyen bir sistem oluşturmak için çaba gösterirlerse sadece onlar değil herkes kazanacak. Ne çalışanlarını, ne içinde bulundukları şehrin halkını, ne de salonları dolduran, formasını alan, deniz aşırı sabahın köründe kalkıp gönül verdiği takımlarını izleyen taraftarlarını umursamıyorlar. Madem onlar beni umursamıyorlar, ben niye umursayayım. Şimdi onlar düşünsün! Anlaşırlarsa oturur izleriz. Bu süreç çok uzun sürerse ve taraftarlarının kalbini kıracak kadar usandırırlarsa o salonlar dolmaz. Onlar da kaybettiklerinin farkına ancak o zaman varırlar. Ben tüm sezonu izlemeyeceğiz moduna girdim bile.
Bana gelince. 10 senedir okyanusun bu yakasında yaşıyorum ve her akşam vaktim elverdiğince maçları izlemekten zevk duyuyorum. Çocukluğumdan beri takip ettiğim bu oyunu hepiniz kadar ben de seviyorum ve yaşıyorum. Bu köşede yeri geldiğinde fanatik bir taraftar gibi yazdım, yeri geldiğinde de hazırladığım güç dengesi modelleri ışığında verilerimi paylaştım. 3 senedir en önemli prensibim sadece Türkçe terimler kullanarak yazmak oldu. Amacım sizlere sadece kendi fikirlerimi değil, Amerikan medyasının olaya bakış acısını da yansıtmak, biraz daha fazla içeriden bilgi vermeye çalışmak oldu. Bunu ne derece yapabildim o sizlerin takdirine kalmış.
Lokavt boyunca buradan izlenimlerimi, yazmaya değecek bir gelişme olursa, yine aktarmaya çalışacağım. Sonra olur da sezon başlarsa kaldığımız yerden yine devam ederiz.
Şimdi kalpler Potanın Perileri’yle! inşallah sizler bu satırları okurken Rusya’yı da dize getirip Avrupa Şampiyonu oluruz. Helal olsun 12 Dev Peri! Yaz sonunda da kalpler yine 12 Dev Adam’la atacak. Lokavt mı? Dedim ya onlar düşünsün! Her koyun kendi bacağından asılır.