Geri
İleri  

Sezon ortasından kuşbakışı

(ENİS OKŞAN YAZIYOR) Bir yılı daha rüzgar gibi geride bıraktık arkadaşlar. 2011 yılında 2 tane dileğim var. Birincisi klasik olacak: Su ana kadarki yüksek performansların devam etmesi...

Olağanüstü bir 2 ay yaşadık sezon başından beri. Son 3 sezondur ezberlediğimiz isimlerin ve takımların haricinde müthiş performanslar aldı başını gitti. Genel olarak baktığımızda özellikle üst kısımlarda dolaşan takımların sayısında ve kalitelerinde gözle görülür bir şekilde artma var. Şöyle söyleyeyim. Her akşam en az 2 NBA maçı mutlaka izlerim. Bu sezonsa Lakers, Celtics gibi takımların haricinde Heat’i listemde bulundurmam doğal da, Spurs, Mavericks, Bulls, Knicks ve takımın titreyip kendine gelmesini sağlayan yerinde takaslarından sonra Orlando’nun maçlarını kaçırmamaya kesinlikle özen gösterir haldeyim. Diğer takımları elbette izliyorum ama maçlarını kaçırdığım zaman hayıflanmıyorum o kadar.

2.sini önümüzdeki hafta kaleme alacağım Güçlüler ve Zayıflar listemizde büyük çıkışlar ve inişler birbirini izledi. Fakat 2010’da klavyeme aldığım son yazıda lige istatistiki anlamda değil de genel bir kuşbakışı yapalım istedim.

TEXAS ŞERİFLERİ:


Spurs: Lakers Batı’nın derebeyliğini yeniden ele geçirdiğinden beri Spurs için “kurt kocayınca maskara olurmuş” muhabbeti yapıldı genel olarak. Fakat bu seneki Spurs öyle böyle değil. “Ben hala kurdum, gelen kuzuların hakkından da gelirim” diyorlar. Ama bu takımın su an neon ışıklarıyla ligin en iyi takımı olduğunu yazmak zor çünkü onlar bir New York veya Boston veya Miami veya Los Angeles takımı değil. Bu takımın medyada hakkını vermek için Tony Parker’in daha kaç tane Hollywood yıldızı aktristen boşanması gerekiyor? Gerçekten de okyanusun bu tarafında analistler Spurs’un durumuna şöyle bir değiniyorlar o kadar. Hatta hala kale almayıp saygısızlık eden var su takıma. Geçenlerde Barkley çıkıp “Spurs iyi hoş da ligin en iyi takımı değiller, hatta Texas’ın bile en iyi takımı değiller” yakıştırması yaptı. İşte büyük şehir takımı olmakla olmamak arasındaki fark bu. Büyük şehir takımlarından herhangi biri 28-4 olsa yer yerinden oynar fakat Spurs’se salla gitsin. Hani 2 sene önce Celtics Lakers’i Noel günü yenip 26-3’e gelmişti ya, o zaman “vay Celtics Bulls’un rekoruna göz kırptı, helal olsun” diye ortalık velveleye verilmişti.

Su an Spurs ligin en çok sayı atan 4. Takımı. Lakers’tan da Celtics’ten de Heat’ten de daha fazla sayı atıyorlar. Rakiplerine maç başına 8 sayı fark atıyorlar ki bu alanda 1. Sıradaki Heat 9 fark atmış. Spurs ligin en yüksek yüzdeli 3 sayı atan takımı. Enteresandır, 2003’ten beri kazandıkları 3 şampiyonlukta da bu alanda birincilerdi. Belki daha iyi oynayacakları kısım savunma olabilir zira maç başına 97 sayı civarında yiyorlar. Bu rakam şampiyonluğa oynayan bir takım için biraz yüksek ama şampiyonluk yolundaki rakiplerinden çok da yüksek değil.

Hani takımları değerlendirdiğimizde her takımın bir MVP’si vardır ya, Spurs’te o yok. 10 yıldır takım oyununu belli bir seviyenin üstünde zaten oynuyorlardı ama Duncan takımın istatistiki liderliğini yapardı. Bu sene takım oyunu olayını tamamıyla abarttılar. Takım tarihindeki en iyi 2 ayı yaşadılar. Manu rakamsal anlamda takımın önde gideni. Kritik anlarda top onun eline bakıyor. Parker içeriye penetreleriyle yine oldukça işlevsel ve takım iyi şutörler barındırdığı için pota altından dışarıya açtığı topların girme yüzdesi çok yüksek. Duncan zaten belli birkonsantrasyonun altında hiç oynamıyor. Rakamları kariyerinin düşük seviyelerinde ama geçen ay dediğimiz gibi Duncan artık takımın ruhani lideri gibi. Spurs’un bu dudak uçuklatan performansının ana nedeni bu üçlü değil. İşin sırrı rotasyonun geri kalanında. Artık takım bu üçlünün eline bakmıyor çünkü rotasyonun tamamı inanılmaz katkıda bulunuyor. Yani bundan önceki 3 şampiyonluklarında olduğu gibi, takımdaki her arı su an bal yapıyor. Mesela takımın pivotu DeJuan Blair bir Malik Rose gibi her ribaunda aç kurt gibi saldırıyor. Yedeği Brezilyalı Tiago Splitter’in da ondan farkı yok bu bağlamda. Ayrıca Bruce Bowen gittikten sonra takımda kalburüstü bir savunmacı eksikliği vardı. George Hill bu boşluğu doldurma yolunda önemli yol kat etti. Kobe’nin sınırını bozabilen bir savunmacı ligin kalburüstü savunmacısıdır artık. Matt Bonner Robert Horry’nin cezalandırıcı üçlükçü sıfatına haiz bir üçlük makinesi halinde. Garry Neal tanıdığımız bir isim. Pınar Karşıyaka’da oynuyordu 3 sezon önce. Adam su yaşında çaylak oldu ama hiç çaylak gibi oynamıyor. Bizim ligin sayı kralıydı bir zamanlar. NBA’ de de üçlük yağdırıp duruyor onu sallamayanlara inat. Richard Jefferson yıllar önce Nets’te izlediğimiz Jefferson gibi yıllara meydan okumuş, en çok gelişme gösteren oyuncu gibi.



Tüm bu oyunculardan bahsederken en büyük artıyı da vereceğimiz isim elbette Greg Popovich. Bu seneki çaylaklar Tiago ve Neal haricinde takım yeni değil. Bonner, Blair, Hill ve Jefferson geçen senenin bal yapmayan arıları. Bu adamlarda ısrar etmesi takımın geçmişteki ısıran kimliğinin geri gelmesi açısından önemliydi ve bunu bu sene başarı kurt hoca. Geçiş döneminde büyük bir ivme kat ettiler.

Takım 15 sayı geriden su ana kadar iki elin parmakları kadar maç çevirdi ve son şampiyonun 6 maç önünde. Son şampiyon demişken 3. çeyrekte Lakers’i geçen gün paçavra ettiler ve önemli bir gözdağı verdiler. En son maçlarında Dirk’süz Mavs’i deplasmanda yenmesini bildiler. Spurs ilk iki ayın en iyi takımı benim gözümde. Helal olsun!

Mavericks: Hırs ve güvenleri muhteşem seviyede. Maçlardan kesinlikle kopmuyorlar. Deplasmanda 11-1 olmalarının yanında son çeyreğe geri girdikleri 9 maçın 7’sinde maçları kazandılar. Jason Terry 4. çeyreklerin aranan adamı. Chandler geçen ay dediğimiz gibi son 10 yılın en önemli transferi Mavs için. Pota altında kuş uçurmuyor. Ligin en iyi savunması Mavs’e ait ve bunda Chandler-Haywood uzun rotasyonunun payı çok büyük. Ayrıca Dirk bana kalsa ilk iki ayın kesinlikle MVP’si. NBA’in en derin kadrosu Mavericks’te su an. Oyunun her iki yanında da bol alternatifli bir kadroları var. Su an Nisan’a daha aylar var ve Mavs için tek soru işareti böyle muhteşem oynadıkları sezonların play-off'larında mutlu sonu yasayamamış olmaları.

HUZURSUZ ŞAMPİYON


Hayır, Lakers’ı zehir zemberek bir şekilde eleştirmeyeceğim. Bu sene artık cepten yeme modunda bu takım. Son 3 sene final oynamış, son ikisinde yüzük kazanmış bir takımı yerden yere vurmak istemiyorum. “Toparlarlar nasıl olsa merak edecek bir durum yok” diye pembe gözlük de takasım yok. İlk 8-10 maç iyilerdi, sonra takım yok ortada. Su ana kadar oynadıkları 30 küsur maçın çoğu içerideydi ve fikstürü kolay takımlardan biriydi Lakers. Bu da demek oluyor ki fikstürleri bundan sonra daha da zor ve bu kolay fikstürde 10 mağlubiyet almayı ve Spurs’un 6-7 maç gerisinde düşen bir takım olmayı becerebilen bir takımın bundan sonra arayı kapatması pek kolay değil. Ha Batı’yı lider bitirmeseler de son ayda toparlanırlarsa play-off’lar ayrı bir hadise olacağı için, o zaman işler değişebilir ama biz bugüne bakıyoruz.

Geçen sene özellikle savunmada varını yoğunu ortaya koyan, sezon sonlarına doğru hücumda da iyi işler yapmayan başlayıp play-off'’larda kritik sayılara imza atan Artest yok ortada. Güvenilirliği sıfır. Barnes iyi savunmacıydı, o da savunmada kayboldu gitti. Tek tek yazmayacağım oyuncuları. Geçen sene bu aralar 5 mağlubiyeti olan takım, kalburüstü maçların çoğunu kaybetti şu ana kadar. Vücut dillerinden “aç olmadıkları” o kadar belli ki. Aslında sezonun ilk 8 maçından sonra Lamar’ın “bu takım için 82’de 82 makul bir hedef” demesi beni kıllandırmıştı. O başlangıç da aslında göz boyayıcıydı zira savunmaları iyi değildi ve hep zayıf takımlarla oynadılar o seride. Nitekim sonrasında hücumda atışları girmeyince, yenen hızlı hücumlar birbirini izledi ve takım özellikle 2. yarılarda çöktü gitti. Kobe de kusura bakmasın, o kadar çok atış kullanıyor ki bu aralar, akort bozulmuş durumda. Takımda adamsendecilik almış başını gitmiş. Neyse işte, “aç değiller” demek biraz klişe olsa da, durum bundan ibaret. “Bu takım işini bilir, vites artırırlar” demek karın doyurmuyor. 3 sezondur Batı’yı lider bitiren takım su an 21-10’sa, bu takım bu sezon su ana kadar başarısız olmuş demektir. Ötesi yok. Lakers olmak da zor aslında. Her maçınızı kazanmanız beklenir ama kazanamazsanız eleştirilirsiniz. Hele üç maç arka arkaya 15+ fark yiyerek yenilirseniz ki biri Heat’e karşı, eleştirilerin ardı arkası kesilmez. Ama bu eleştirilerin de çoğunun haksız olduğunu sanmıyorum. Takım savunmada daha odaklanmış oynamazsa ve Artest tembelliğe devam ederse daha çok başı ağrır Lakers’ın, demedi demeyin. Ocak’taki maçların çoğu Staples’ta. Bynum biraz ritmini bulursa belki Şubat’taki zor deplasmanlar öncesi takım biraz toparlanır.

YONCALAR TAM YOL İLERİ

Su ana kadar geçen senenin tekrarı gibiler. Geçen sene 10-4’ten sonra 13 maçlık seri yapmışlardı. Bu sene 9-4’ten sonra 14 maçlık seri. Son 4 sezonun ilk 2 ayı hep benzer şekilde Celtics’in performansı. Garnett’i 2 haftalığına kaybetmeleri kötü oldu ama Celtics ilk iki aya baktığımızda Doğu’nun tartışmasız lideri. Pierce’ın kritik anlarda sorumluluk alması ve çok yönlü oyunu bu takım için çok şey ifade ediyor.

Garnett’in sakatlanana kadar tasmasından kurtulmuş bir kurt gibi oynaması ve Shaq’in varlığı bile rakipler için Celtics’in uzunlarının korkulu rüya olmasına neden oluyor. İçerisi o kadar kuvvetli ki, Pierce, Ray, Nate ve diğerleri dışarıdan bedava atış söküp duruyorlar. Takımın atış yüzdesi %50 civarında ve bu konuda tartışmasız liderler. Pek fazla ribaunt almıyorlar çünkü atışlarının çoğu giriyor. Bu bağlamda rakiplere de pek ribaunt şansı tanımıyorlar.



Celtics’te su zamana kadar her şey tıkırında gitti. Onlar için asıl zorluk bundan sonra başlıyor. Dedik ya bu adamlar her sezona aşağı yukarı böyle başlıyorlar diye. 2008-2009 sezonunda 27-3’lerdi. Ama Garnett dizinden sakatlandı, bunu başka sakatlıklar da takip etti. Aralık’tan sonra 35-17 kapattılar ve bu sakatlık kanımca Celtics’i final serisine ulaşmasına mani olan en önemli nedendi. Geçen sene yine 23-5 başlamışlardı ama sezonun geri kalanında sakatlıklarla cebelleştiler 27-27’lik bir performans ortaya koydular. Bu sakatlıklar yüzünden Lakers’a karşı 7 maçlık bir seride saha avantajına sahip olamadılar. Yani sözün özü, bundan sonra Celtics’in en büyük rakibi sakatlıklar.

Celtics’in kadrosu çok geniş. Gerçekten öyle. Semih’in performansına kocaman bir alkış. Yalnız Celtics’İ henüz tam kadro izlemedik. Yani bu takımda sakatlıklar geçtikten sonra nihai rotasyon nasıl olacak bilmiyorum. Jermaine O’Neal yok meydanda. Rondo sakat. Glen Davis, Nate Robinson, Marquis Daniels, Semih Erden, Luke Harangody, Von Wafer ve Avery Bradley gibi adamlar iyi gözüktüler de, Perkins takıma dönünce, Delonte West oynayınca kim kaçıncı sıradan rotasyonda olacak veya olacak mı bilmiyoruz.

MİAMİ’NİN ATEŞİ SENİ DE YAKAR BENİ DE


İşte bu. Geçen ay “rezalet” dedik. Böyle giderse Spoelstra Noel’i göremez dedik ve aslında o muhabbet burada 1 hafta kadar devam etti. Başında Riley’i takımın başına geçiren çok analist oldu. Hatta Lebron’la Wade bir ara Spoelstra’ya karşı asi bir duruş bile sergilediler ama Lebron’la Spoelstra karşılıklı oturup 1-2 görüşme yaptıktan sonra takım sihirli bir el değmiş gibi oynamaya başladı. Lebron gerçekten sezona çok ama çok kötü başlamıştı. Son iki yılın MVP’ sine yakışmayacak cinsten bir başlangıçtı bu ve bunun altında başka şeyler aramaya başlamıştık. Hani bildiğimiz hocayı beğenmeyip altını oyma oyunları gibi. Nitekim Wade’i de kendi tarafına çekip Pat Riley’i bekler haldelerdi. Kanımca su oldu: Riley Lebron’a bir şekilde “Saçmalamayın, burası Cavs değil, ben de Cavs’in başkanı değilim, koskoca Pat Riley’im, Eric’e uyarsanız siz kazançlı çıkarsınız, adamın asabını bozmayın çocukça hareketlerle” deyip Lebron’u hizaya soktu ve bundan sonra Heat adam gibi oynamaya başladı. Maçlarının çoğunu izledim. Üç kafadar maç başına aşağı yukarı 70 sayı ortalamayla oynuyor ilk aydan sonra. Ki daha Udonis Haslem yok, Mike Miller yok. Heat iyi yolda. Savunma da hücum da gayet dengeli gidiyor. Yarışa nasıl başladığınız değil, bu yarısı nerede bitirdiğiniz önemli. Son 17 maçın 16’sini kazandılar ki bu 16 galibiyetin 10 tanesi deplasmanda. Su an Celtics’in 1 maç gerisindeler ve pek yakında Doğu liderliğini ellerine geçirebilirler.

AMARE’DEN MVP EMARELERİ

Şurası kesin ki Amare gün geçtikçe Knicks’e daha bir alışıyor. İlk başlarda kendini çok fazla vermiyor gibi geliyordu ama kolay mı yeni bir takıma alışmak. Hoca D’Antoni’yle yıllarca çalışmasına rağmen yeni bir takım Knicks ve ilk alışma sürecini atlattıktan sonra 14 maçın 13’unu kazandıkları 2 seri yakaladılar ve bu dönemde Amare gerçekten lider gibi oynadı. O kadar olgun, o kadar ne yaptığını bilen bir performanstı ki, Amare’nin oyuna karakter olarak bu kadar ağırlığını koyacağını hiç düşünmemiştim. Tabii ki fizik olarak belli bir performans patlaması yapması bekleniyordu ama lider bir oyuncu duruşuna sahip olması takdire şayandı. Bu arada Gallinari oldukça beğendiğim oyuncular arasında. Knicks’e karşı son 10 yılın önyargısını atmam biraz zaman aldı ve artık eminim ki Knicks Doğu’nun en zayıf takımları arasında değil. Tersine Knicks’in maçlarını izlemek hoşuma gidiyor artık ve kaçırmamaya çalışıyorum. Knicks bu sene Doğu’nun en güçlü takımı değil. Ama iyi birkaç nokta transferle önümüzdeki senelerde yukarıdan çok can yakacaktır. Son 7 maçta 5 mağlubiyeti Doğu’nun kalburüstü takımlarına karşı almaları sürpriz sayılmaz çünkü Knicks su an Celtics, Heat ve Magic ayarında bir takım değil. Bence Knicks’in yeri Bulls’la beraber bu üçlüyü en çok zorlayacak takım şeklinde ve önümüzdeki 2-3 senede o noktaya en yakın iki takım bu ikisi. Bir de Hawks var ama onlar bence o atılımı yapamayacaklar, yani en iyi gelebilecekleri noktaya gelmişlerdi. Su an Knicks ve Bulls’la aynı eksende olsalar da seneye bu ikisinin altında yer alacaklardır.

BOĞA GIBI GÜÇLÜ

Bulls çok can yakacak bir takım artık. Celtics’in yaşlı kurtları bıraktıktan sonra o takımın yerini Bulls dolduracak. Heat’in ve aşı tutarsa Orlando’nun en önemli rakibi Bulls olacak 1- 2 seneye. Knicks de kadroyu oturtursa Bulls’u 1 sene geriden takip edecektir. Bulls bu sene Doğu konferansı rakiplerine karşı alması gereken maçların hepsini aşağı yukarı aldı ve aşağıya baktığında bir çok takımın korkulu rüyası halinde. Bulls’u artık kimse küçümseyemez. Hatta sezonun başlarında Mavs’i deplasmanda yenmeyi bile başarmışlardı.

SİHİRLİ BİR DOKUNUŞ MU?


Orlando’nun son hamlelerinin kesinlikle arkasındayım. Rashard Lewis bal yapmayan arıydı ve 2 senedir yatıyordu oturduğu yerde. Senede 20,5 milyon dolar kazanan bir adamın bu kadar kötü yüzdeyle oynamasını Kabul etmek zordu zaten. Ha O’nun yerine gelen senesi 17,7 milyon dolarlık Arenas çok mu düzgün? Hayır değil ama bence makul bir kumar. Yedekten girip ortalığı karıştıracak, hem kariyeri hem de özel hayatında bir nefes almak, her şeye sıfırdan başlamak isteyen bir adam Arenas. Hayranı değilim ama Rashard’ı tutmak havası kaçmış bir rulet masasında sırf sabahın ilk ışıklarını görmüş olmak için oturan kumarbaz örneğine benzetirdi Orlando takımını. Arenas’ı almaksa en azından ruletten black jack masasına oturmak bir hava ve kurupiye değişikliği yaşamak gibi. Hidayet’in evine geri dönmesiyse hem Hidayet hem de Orlando için büyük kazanç. Hidayet’in Orlando harici bir takımda havasını bulması çok zordu. Belki atıyorum Lakers’a gitse formanın gazıyla birkaç şey yapardı ama Orlando Hidayet için, Hidayet Orlando için biçilmiş kaftan. Dwight’la nasıl oynanması gerektiğini bilen az sayıdaki oyuncudan biri Hidayet. Nitekim gelmesiyle beraber Dwight’in rakamları, oyuna olan şevki de arttı. Bence Orlando’nun yaptığı en iyi seçimse Jason Richardson. Vince’in kritik maçlarda eriyip gittiğini sağır sultan bile duymuştu. Jason Richardson güvenilir bir şutör ve hala atletik bir oyuncu. Orlando bu takaslardan sonra üzerindeki ölü toprağını attı ve adeta “nerede kalmıştık ağalar” dedi. İki önemli seriyi bozdular. Önce Spurs’un 10 maçlık serisini yalan ettiler, sonra da daha önemlisi Doğu’nun tepesi için gözdağı maçında Celtics’in 14 maçlık serisini bozdular. Bu arada JJ Reddick bu sene gerçekten bir şeyler yapmaya başladı. Sanki üniversite yıllarında Duke’ta oynayan Reddick geri dönmüş gibi.

2011 DİLEKLERİ


Bir yılı daha rüzgar gibi geride bıraktık arkadaşlar. 2011 yılında 2 tane dileğim var. Birincisi klasik olacak: Su ana kadarki yüksek performansların devam etmesi. Yani yukarıda yazdığım formda takımların formlarını daha da iyileştirmeleri, Lakers’in şampiyon takım gibi oynamaya başlaması, sakatlıkların daha az can acıtması ve muhteşem play-off'lar izlememiz.

İkincisi daha önemli. Umarım önümüzdeki sezonu izleyebiliriz. Ama önümüzdeki sezonun yarısında NBA’ siz kalacağız gibi gözüküyor. En son 1997-1998 sezonundan sonraki sezon 1 Temmuz’da greve gidilmişti ve lig 20 Ocak 1999’a kadar oynanmamıştı. Bu sefer de Oyuncular Sendikası ve David Stern arasındaki konuşmalarda iki taraf da o kadar ayrı telden çalıyor ki, pazarlık masasına yatırılan maddelerde fikir ayrılıkları her gün daha da azalacakken, daha da artıyor. Şubat’ta Los Angeles’ta düzenlenecek All-Star hafta sonunun en önemli maddesi Sendika ve NBA Yönetimi’nin kora kor toplantılarının sonucu olacak. NBA Yönetimi takım sahiplerinin aynası gibi. Yani takım sahipleri oyuncuların pastadan daha az pay almalarını istiyorlar çünkü pasta son yıllarda krizden dolayı biraz ufalmış durumda ama nispi olarak baktığımızda oyuncular fazla alıyorlarmış. Oyuncular da “hayır arkadaş, bizim daha fazla bile almamız lazım, kriz diyorsunuz ama bize para saçmaya devam ediyorsunuz, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, yok öyle” diyor. Su anki Toplu iş Sözleşmesi 1 Temmuz’da sona erecek ve o tarihe kadar fikir ayrılığı yaşanan birçok maddede anlaşma sağlanamazsa seneye grev kaçınılmaz olacak. Olay artık o kadar saçma bir hal aldı ki, Oyuncular Sendikası Liselerden oyuncu seçilmesi için profesyonel olma yaşını 1 yaş düşürme teklifi verdi NBA yönetimine. Hâlbuki bu konu geçen sefer masaya yatırılmıştı ve liseden oyuncu seçme olmaması konusunda son birkaç yıldır fikir birliği vardı. Ama pazarlık masasında bir maddeden özveride bulunmazsanız, öteki taraf daha önce anlaştığınız konuları birden yokuşa sürer ve olay arapsaçı halini alır her zaman.

Bu arada Carmelo Knicks’le anlaşma imzalamaya can atıyor olsa da, bu yaz büyük ihtimal olmayacak çünkü oyuncuların alacakları maksimum anlaşmadaki meblağlar kısılacağı için Knicks Carmelo’ya o çok istediği 65 milyon dolarlık sözleşme uzatma tutarını veremeyecek. Carmelo, su an kadrosunu boşaltmakla meşgul, 2012’de $1 milyara mal olan salonunda oynamaya başlayacak Nets’le anlaşmak durumunda kalacak gibi geliyor bana. Carmelo geç kaldı. Geçtiğimiz yaz bu işi bitirecekti. Lebron manyaklığının gölgesinde kalmamak için Denver’da kaldı ama işin farkına vardığında iş işten geçmişti. Daha erken harekete geçseydi belki Knicks ayarındaki bir takıma gidebilirdi Doğu’da ama maksimum sözleşmeler 2010 yazında verildi bitti bile. 2011 yazında takım sahipleri o kadar parayı Carmelo’ya vermez. Özellikle sezonun ilk yarısında oynanmayacak maçlardan dolayı müthiş zarar edeceklerini bile bile.



Dediğim gibi, umarım su Toplu iş Sözleşmesi bir an önce imzalanır. 7 senede bir imzalanıyor bu anlaşma ve bu sefer herkes çok karamsar.

Karamsarlık bir kenara, hepimizin Yeni Yıl’ı kutlu olsun, 2011’de de sevgiyle kalın.

✍ AVRUPA'DA GERÇEKLEŞEN O BOMBA TRANSFER! HERKES ŞU ANDA BUNU KONUŞUYOR! 🫵 👉 BURADA
amp-next-page separator