Geri
İleri  

Tek suçlu Demirören mi?

Sporx.com yazarlarından Kaan Tunçbilek son yazısında, Yıldırım Demirören'in Beşiktaş'taki yönetimini kaleme aldı.

Demirören dönemi o kadar felaket sonuçlar doğurdu ki, kimse arkasından “başarılı mıydı” diye sormaya bile cesaret edemiyor.

Beşiktaşlıların bir kısmı Demirören gittiği için mutlu, bir kısmı ise onun arkasında bıraktığı tablonun dehşetini yaşıyor.

Demeç veren yöneticilerden, köşe yazarlarına, başkan adaylarından yorum yazan taraftarlara kadar herkes “Beşiktaş nasıl kurtulur?” sorusuna cevap arıyor.

Peki futbol tarihinde çok az görülmüş bir para saçma çılgınlığı yaşanırken seyirci kalanların, bugün kulübün içine düştüğü batak için Demirören'i suçlamaya ne kadar hakları var?

“Çözüm bende” diyerek ortaya atılmaları ne kadar inandırıcı?

Mesela, her seçimde ona oy veren çoğunluk. (Laporta bile borçlardan dolayı başkanlığı kaybederken.)

Mesela, onu kulübün sahibi zannedip, ona kulübü borçlandırmak konusunda sınırsız yetki verenler. (Sahibi olsa ne olur diyerek kulübün geleceğine sahip çıkan, haftalarca sarı-yeşil atkılar sallayan M.United taraftarını anlatsam mı?)

Mesela, geleceğe yatırım sloganlarıyla getirilen çok önemli yabancı teknik direktörler sabırsızca kovulurken “bunun hukuki yaptırımlarını düşündünüz mü” diyemeyenler. (Çalıştığı şirketlerde parası kalsa kıyamet koparacak kişilerin, yardımcılarının hakkını isteyen Del Bosque'yi, Tigana'yı paragözlükle suçlaması da cabası!)

Mesela, kulübün değerlerini sahiplenmiş ve gayet iyi sonuçlar alan iki karakterli adam (Rıza Çalımbay ve Ertuğrul Sağlam) 'arkandayız' denilip 'arkadan hançerlenirken' destekleyenler. (Daglish'e nasıl ve neden bu kadar değer verildiğini farkettiniz mi?)

Mesela, değerinin çok üstüne alınan Tabata uğruna Serdar Kurtuluş feda edilirken, tek bir stoper pozisyonu için 60 milyon Euro'dan fazla harcanırken, kulübün geleceği macera peşinde temlik edilirken, sırf daha çok yabancı oyuncu almak için kadrodaki yabancılara oynamasın diye para ödenirken 'biraz abartmadık mı' bile diyemeyenler. (Sokakta bunca aç varken diye başlamayayım hiç..)

Mesela, Lucescu, Tigana gibi 'önce insan' hocaların arkasından atıp tutan, adı sürekli sevimsiz olaylara karışan bazı “abilere” altyapıdaki büyük yetenekler emanet edilirken 'bunda bir yanlışlık yok mu' diye düşünmeyenler. (Altyapıyı izlemeyenler için söyleyeyim, Batuhan tek örnek değil.)

Mesela, finansal tablolarda görünen büyük zararların, eldeki oyuncuların değeri yüksek gösterilerek düzeltilmesine, bankalardan çok yüksek maliyetle alınan kredilerin başarı olarak gösterilmesine ses çıkarmayan ama muhasebeden iyi anlayan yöneticiler. (O oyuncuların hangisi o fiyata satıldı diye inceleseniz bir de!)

Mesela, bilanço notlarında yer alan “devam eden davalar listesinin” uzunluğu konusunda dehşete düşmeyen ama hukuku iyi bilen yöneticiler. (Bakınız Beşiktaş ve Mali Fair Play başlıklı yazım.)

Bunların hepsi Beşiktaş'ın Fenerbahçe'den -en azından transfer döneminde- manşetleri kapmasından zevk almıyor muydu?

Büyük kulüplerin gözünden düşmüş yıldızların peşinde koşarken (u)mutlu değiller miydi?

………………

Yalnız bu noktada, en güzel galibiyetlerde bile tribünlerden başkanı ve yönetimi protesto etmeyi sürdüren o küçük azınlığı ayırmak istiyorum. Kulübü gerçekten sahiplenen ve tek gerçek mücadeleyi veren onlardı çünkü...

………………

Zaman zaman gidişatı eleştiren birçok kişi olsa da, sadece bir avuç kişi bu uçuruma sürükleniş konusunda sürekli ve ciddi uyarılarda bulundu.

Bunlardan en önemlisi İbrahim Altınsay'dı. O kadar çok yazı yazdı ki bu konuda. Ancak bir türlü kritik noktalardaki Beşiktaşlıların durumun vahametini (ya da saçmalığını) anlamasını sağlayamadı.

(Ben kendi adıma, Beşiktaş'ın yürüyen davalarının getirdiği tehlikeyi, Finansal Fair Play ışığında kulübü ne kadar buyuk bir tehlikenin beklediğini anlatmaya çalıştım. Ancak bugün baktığımda bunun hiç de yeterli olmadığını düşünüyorum.)

……………………

Alman halkı uzun süre kendilerine neden Hitler'in peşinden sorgusuz sualsiz gittiklerinin sorulmasından nefret etti. (Not: Tabii ki Demirören'i Hitler'e benzetmiyorum. Benzerlik konusu sadece bir kişinin sorgulanmayan liderliği.)

Özellikle onuruyla övünen askeri kanat bu eleştirilerden daha da fazla nasibini aldı. Çünkü çok övündükleri değerlerini kullandırdıklarını farkettiklerinde çok geç kalmışlardı.

Bu “sessiz onay” psikolojiyi ve sosyolojiyi, ve romancıları yıllarca meşgul etti. (Beni en çok Philip Kerr'in Berlin Noir üçlemesi ve Sophie Scholl'un Son Günleri isimli film etkilemiştir.)

Peki Beşiktaşlı üyeleri 8 sene boyunca dilsiz bırakan sebep neydi?
 
Toplu bir hipnoz mu? Kötü gidişatın, alınan yıldızların gölgesinde saklanması mı? Hemen başarı isteyen genç kuşaklar ile duruşa önem veren daha eski kuşaklar arasındaki anlayış farkı mı?

Yoksa korku mu? Demirören giderse borçları kim öder, ve dahası ona olan borçlar nasıl ödenir kaygısı mı?

 

Sonraki Yazı: Yeni başkan ne yapmalı...

✍ AVRUPA'DA GERÇEKLEŞEN O BOMBA TRANSFER! HERKES ŞU ANDA BUNU KONUŞUYOR! 🫵 👉 BURADA
amp-next-page separator