Geri
İleri
20 yıl sonra Marco van Basten
80 kuşağının futbolla teması Marco van Basten ile başlar bir bakıma. Uzun boyu, çelimsiz vucudu ve çekici yüz ifadesi ile değişmez futbol figürlerinin başında gelir kendisi. Endüstriyel futbol kavramının etrafımızı sarmadığı günlerde konuşulan, son sözün bağlandığı yerde ismi geçen ve kısa bir film karesine uzun metrajlı bir hayat hikayesi sığdırmayı başaran ender futbol ikonlarından biri olan Marco van Basten 20 yıl aradan sonra yeniden hayatımızda! Ama bu kez ne Soveyetler Birliği'ne attığı akıl almaz gol ile ne de 92'de Göteborg'a attığı rövaşata ile karşımızda... Bambaşka bir kimlik, bambaşka bir rol... EURO 2004'teki hüsran sonrası Dick Advocaat'ın görevine son veren Hollanda Futbol Federasyonu yeni teknik direktörün Marco van Basten olduğunu açıkladığında, herkes bu kararı Johan Cruyff'un verdiğini biliyordu. 1995'te sakatlığından dolayı 31 yaşında futbolu bırakan Marco van Basten, günlerini tenis ve golf oynayarak geçirdi. Van Basten tam 6 yıl futboldan uzak bir hayat yaşadı. 2002 yılında Johan Cruyff'un ısrarı sonucu antrenörlük diplomasını aldı. Aslında Van Basten futbol defterini çoktan kapatmıştı. Cruyff'un isteği doğrultusunda 1 Temmuz 2003'te Ajax'ın PAF takımını çalıştırmaya başladı. Ajax ve Milan formasını giyerken attığı gollerle hafızalara kazınan van Basten'dan beklenen, takımın hücum oynamasıydı. Keza hücum futbolu kavramını 1960'lı yıllarda Ajax literatürümüze kazandırmış, Cruyff'un gelmesiyle 'total futbol' kavramı Hollanda için kullanılmaya başlamıştı. 1988'de kazanılan Avrupa şampiyonluğunda ise 'total futbola' yıldız kavramı eklenerek başarıya uzanılmıştı. Hollanda'da futbol deyince 4-3-3 akla geliyordu. Aslında 4-3-3, Marco van Basten'e uzak bir varyasyon değildi. Zira van Basten, Hollanda ve Milan ile 4-3-3 taktiği sayesinde hafızalara kazınacak işlere imza attı. Ancak futbol bu. Oynayan ve oynatan olunca roller de değişiyor, sistemler de... Aynı Carlos Alberto Parreira'nın teknik direktörlük yaşamı gibi... 3-4-3'ün yaratıcısı olan Brezilya'nın bu taktik varyasyonunda en kilit isim Parreira idi! Oyuncu olarak 3-4-3'ün değişmezi olan Parreira, teknik direktörlük yaşamında 4-4-2'den vazgeçmedi. Şimdilerde denizcilik tabiri ile ifade edilen çift ön libero kavramını dünya futboluna da sunan ta kendisi oldu! Büyük çelişkiler zaman zaman büyük başarıları da beraberinde getiriyor şüphesiz. Futbolculuk yaşamı ile teknik direktörlük yaşamında Carlos Alberto Parreira gibi büyük çelişkiler yaşan Marco van Basten, Hollanda'nın tam 35 yıl uyguladığı 4-3-3 sistemini hiç tereddüt etmeden bırakarak, 4-4-2 sistemine geçti. Bunun altında yatan sebepler modern futbol ve klasik futbol safsatalarına dayanmıyor tabii ki. Van Basten'in kafasındaki sistem fantastik futboldan ziyade sonuca gitmeyi hedefliyor. Buna paralel olarak oyun içindeki sihirli anahtarlar, tam saha pres, hızlı top dolaşımı ve kanatların iyi kullanılmasını, ısrarla ve inatla oyuncunun ismine değil takıma sağlayacağı katkının dikkate alınması ve buna yönelik bir kadronun oluşturulması. Örneğin; van Basten 1979 doğumlu Engelaar'a ilk kez milli takım kapısını 2007'de açtı. İtalya karşısında Engelaar'ı ilk 11'de sahaya sürerek dünya şampiyonu apoletli İtalyanların orta sahasını etkisiz kıldı. Ya da kulüp kariyerinde maç başına 6 kilometre koşan Ruud van Nistelrooy'un bu rakamını Milli Takım'da 11 kilometreye çıkardı. Sayısız örnekler sıralayabiliriz... Hollanda'nın, İtalya ve Fransa ile oynadığı maçlara baktığımız zaman ön planda olan üç futbol karakterinin aslında çok küçük nüanslar ile birbirinden ayrıldığını rahatlıkla görebiliriz. O küçük nüans da sadece futbol bilgisi. Raymond Domenech, takımı geride olmasına rağmen 75 dakika bir oyuncu değişikliği yapmadan dururken, van Basten orta sahanın beyni Engelaar'ı kenara aldı Robben'i sahaya sürdü... Robben, oyuna girdikten 20 dakika sonra golü buldu... Dakikalar 55'i gösterdiğinde van Basten Kuyt'ı yanına aldı van Persie'yi oyuna soktu. Van Persie oyuna girdikten 4 dakika sonra golü buldu. Karşılaşmayı 4-1 galibiyet ile bitiren takım Hollanda, maç sonunda üç oyuncu değişiklik hakkını da kullandı. Raymond Domenech ise 90 dakika sonunda sadece iki değişiklik yaptı. Biri iyi işleyen makine düzenine ekstra bir motor daha takarken, diğeri 2800 watt elektrik gücü olan santralden yel değirmenini döndürecek kadar enerji elde etti kısacası. Futbola aşina olmak ya da futbolu iyi bilmek böyle bir şey olsa gerek.
Haber; Sporx.com Yazarlar
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.


