Sporx Logo
Takımım Fikstür Puan Durumu Canlı Skor
Geri
İleri
Futbol engel tanıyor

Futbol engel tanıyor

Bu hafta sonu Avrupa’da birçok ligde birçok maç hava şartları nedeniyle ertelenmek zorunda kaldı. Avrupa’nın önemli liglerinde çok sayıda maç oynanamazken, hava şartları bizim ligimizi etkilemedi dersek doğru olur. Yağışın zemine etkisi bakımından Beşiktaş-Bursaspor maçını bunun dışında bırakıyorum tabi. Yazıya şüphesiz çok büyük bir başarı elde eden Barcelona ile başlayalım:

Tescillenmiş dünya devi
Avrupa’nın birçok üst düzey takımı için kullandığımız ‘’dünya devi’’ kavramının içini futbol bakımından, somut anlamda dolduran bana göre tek takım Barcelona. Hele bir buçuk sene içinde başardıklarından sonra bana göre demek bile biraz saçma kalıyor.

--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Barcelona, yıllardır dünya futboluna hükmeden, tarihinde sürekli zirveye oynayan bir takım olmasına rağmen tarihi gerçek anlamda cumartesi günü yazdı. Çünkü artık önemli bir rekorun sahibi yani bir sezonda bütün kupaları kazanma başarısı gösteren tek takım oldu. 2009 yılında elde edilen İspanya Ligi şampiyonluk kupası, Şampiyonlar Ligi, Avrupa Süper Kupası, Kral Kupası, İspanya Süper Kupası derken şimdi de kulüpler bazında dünya şampiyonu olmayı başardı ve bir sezonda altı şampiyonluk elde etti. Final maçında henüz daha maçın başında yenik duruma düşen ve işi biraz zorlaşan Barcelona önce Pedro ile maçı uzatmaya götürdü daha sonra da Messi ile Arjantinlileri yıktı.

Benim bahsettiğim Barcelona hakkındaki bu şeyleri haberlerde de okuyoruz ama dünya futbolundan bahsederken bu olayı es geçmek olmazdı. Hele gerçek bir Barcelona hayranı olarak bu takım hakkında yazı yazmaya kalkarsak bunun sonunun geleceğini zannetmiyorum. Oynanan futbolu göz önüne alarak dünya devi arayanlar artık daha yeni yazılmış bir tarihe bakarlarsa orada Barcelona ismini görecektirler. Barcelona’yı kulüp olarak, oyun tarzı olarak seven veya sevmeyen her futbolsever bence böyle bir takımı, böyle bir zamanda izlediği için kendini şanslı hissetmelidir.


Rakiplerin durumu yine aynı
Başlıkta rakipler derken Avrupa liginde takımlarımız eşleştiği ekipleri kastediyorum. Bir önceki yazımı bu iki takıma ayırmıştım şimdi ise sadece bu hafta ne yaptıklarına değinmek istiyorum.

Atletico Madrid daha ciddi bir rakip görünümünde olduğu için onlardan başlarsak şanslı bir hafta sonu geçirdiklerini söyleyebiliriz. Olduğunu düşündüğüm savunma zaafları maçın özetini izlediğinizde dahi karşınıza çıkıyor. Maç boyunca o etkili hücum gücü ile sadece 2 pozisyon bulabildiler bunlardan biri de gol oldu zaten. Tenerife maç boyunca etkili olan tarafken maç 1-1’lik beraberlikle sona erdi. Tenerife oldukça etkiliydi çünkü attıkları gol ve kaçırdıkları pozisyonların yanında bir de penaltı kaçırdılar. Değinmek istediğim bir nokta var Atletico Madrid yıllardır kalesini koruyan Leo Franco ile yollarını ayırmıştı ve başta beni de olmak üzere Leo Franco’nun Galatasaray’a transferi birçoğumuzu memnun etmişti. Leo Franco’yu eleştirmek için sebep arayanlardan, bir takımın sorumluluğunu kaleciye yükleyenlerden hiç olmadım hiçbir zaman da kolay kolay bir kaleciyi eleştirmedim. Ama Coupet ve Leo Franco’yu gözden çıkaran Atletico Madrid yaptığı iki genç kaleci transferiyle yani Sergio Asenjo ve Roberto Jimenez ile bugün için bu mevkide güven veren bir takım görüntüsünde.

Lille bu hafta kendi evinde Le Mans ile karşı karşıya geldi. Kötü zemin, hava şartları onları hiç etkilemedi ki haftalardır sürdürdükleri farklı galibiyet serilerine bir maç daha eklediler. Chedjou, Gervinho ve Hazard’ın golleriyle Lille henüz 30. dakikada işi bitirdi ve maçtan 3-0 galip ayrıldı. Her ne kadar 1991 doğumlu Edin Hazard’ın ismine dikkat çekilse de dikkat edilmesi gereken ismin Gervinho olduğunu düşünüyorum. Tabii ki Inter, Juventus, Arsenal, Barcelona gibi takımların ilgilendiği; Zidane’ın Real Madrid’e önerdiği, Sir Alex Ferguson’un ilk hedef olarak gördüğü konuşulan Edin Hazard önemli bir isim olmasına rağmen Lille’in çabuk oyun anlayışını göz önüne aldığımızda Gervinho’nun Fenerbahçe savunması açısından sorun yaratabilecek bir oyuncu olduğu düşüncesindeyim.

Bu takıma dikkat: Kavala
Genelde hafta sonlarının ardından bir oyuncu hakkında bu başlığı kullanmaya çalışırdım. Ama bu sefer değinmek istediğim, dikkat çektiğim noktada bir takım var. Geçen sezon Yunanistan’da ikinci ligde mücadele eden Kavala ligi üçüncü sırada bitirerek birinci lige yükselmeyi başarmıştı. Şimdi ise tabiri caizse ligde fırtına gibi esiyorlar.

Bu takım ilk dikkatimi sezon başında çekmişti. Oluşturulan takım kadrosu gerçekten takdiri hak ediyor. Takımın 4 kalecisinden ikisi Avrupa’da adını duyurmuş kaleciler. Biri Milan’dan gelen 37 yaşındaki Zeljko Kalac, diğeri ise Liverpool’un yedek kalecisi konumunda olan bir ara adı Galatasaray ile de geçen kiralık Charles Itandje. Savunma hattında önemli bir isim daha var: Paris St. Germain forması ile hatırladığımız, bir ara İngiltere’de Derby Country forması da giyen Pierre Ducrocq.  Sağ kanatta oynayan Vassilios Lakis Yunan futbolunun bir dönem büyük beklentiler içinde olduğu bir isimdi. Özellikle AEK’da oynadığı dönemde adını fazlasıyla duyurmayı başarmıştı ve daha sonra bir ara Crystal Palace forması da giymişti. Wilson Oruma da bu takımın kadrosunda yer alan isimlerden. Son olarak yaşadığı Guingamp macerasından önce Marsilya forması ile izlemiştik onu. Nijerya Milli Takım formasını da giymiş Wilson Oruma bir dönem ülkemizde Samsunspor forması da giymişti. Forvette de 25 yaşında bir Nijeryalı dikkati çekiyor. Juventus altyapısında yetişen ve bir dönem Standard Liege forması da giyen Benjamin Onwuachi. Onun dışında Nantes’tan transfer edilen Douglao,  5 kez Senegal milli takım forması giyen kanat oyuncusu Frederic Mendy ve Karadağ Milli Takımı’nda forma giyen sezon başında Energie Cottbus’tan transfer edilen Savo Pavicevic takımın diğer önemli isimleri.

Kavala kadrosunda yer alan bir isme özellikle dikkat çekmek istiyorum. Dinamo Kiev forması ile herkesin dikkatini çeken ve Fenerbahçe maçlarından da hatırladığımız Diogo Rincon bu sezon Kavala’yı taşıyan isimlerin başında geliyor. Aslında onun nereye transfer olduğunu öğrenme girişimim Kavala’yı benim karşıma çıkardı. Cidden bence fazlasıyla şaşırılacak bir durum onun Yunanistan’da birinci lige yeni çıkmış bir ekibe transfer olması. Kavala’nın son transferi ise daha da büyük bir şaşkınlık yarattı bende. İncelemelerden birinde serbest oyunculara değinmiştik, onlardan en önemlisi olarak da Ebi Smolarek’i göstermiştik. İşte Hamburg, Hertha Berlin gibi takımlara gideceği konuşulurken Smolarek de Kavala yolunu tutanlardan oldu.

Son maçta Panionios’u deplasmanda 2-1 mağlup eden, ligde  altıncı sırada yer alıyor. Her hafta maçlarının en azından özetini izlemeye çalışıyorum. Şu ana kadar bir Aris maçında 90 dakika izlediğim bu takımın dikkatle takip edilmesi gerektiğini düşünenlerdenim.

Hafta sonu dikkat çekenler:
· Hafta sonuna en çok etki eden olay başında da değinmeye çalıştığım gibi hava şartlarıydı. Özellikle İngiltere 2’de yani bize göre onların dördüncü liginde sadece iki maç oynanırken tam dokuz karşılaşma ertelendi. İtalya Serie A’da dört, Serie B’de dört, İngiltere Championship’te iki, Belçika Birinci Ligi’nde üç, İskoçya Premier Ligi’nde bir karşılaşma hava şartları nedeniyle oynanamadı. Almanya’da Pazar gününün maçlarından Hamburg-Werder Bremen ve Köln-Nürnberg maçları oynansa da hava şartlarının sahaya nasıl etki ettiğini gözler önüne koyuyordu.

· İtalya’da Pazar gününün saat 16:00 maçlarından bu hafta izleme şansı bulduğum karşılaşma Palermo ile Siena arasında olandı. Palermo oyun içinde çok fazla düşüş yaşayabilen bir takım ama kadroları ve oyun içinde belli dönemlerde sergiledikleri oyun dikkat çekici. Oyunu yöneten kişi tabirini çok kullanıyoruz bazıları futbola uyarlanmış ‘’maestro’’ terimi ile de anlatıyor işte Fabio Liverani buna gerçekten uyan bir isim. Zaten onun bu yetenekleri çok tartışılsa da, bir ilk niteliği taşıyarak onun milli takıma kadar yükselmesini sağlamıştı. Savunmalarında Kjaer oldukça güven veriyor ki Inter onun peşini böyle oynarsa bırakmayacak gibi duruyor. Edison Cavani ve Fabio Simplicio bana göre takımın yıldızları. Bir de bunların yanında Balzaretti, Miccoli, Cassani, Bresciano, Budan, Bertolo gibi isimler eklenince özellikle kendi evinde çok tehlikeli bir takım görüntüsü ortaya çıkıyor. Antonio Nocerino’yu bu oyuncular arasına katmıyorum, henüz 24 yaşında olsa da sürekli oynamasına rağmen bu takıma ne kattığını anlamış değilim. İzlediğiniz her maçı anlatmasınız ama Palermo özellikle bu hafta ilk yarıda oynadığı futbolla bu yazıda benim için konu haline geldi.

· Tanıdık bir isimden önemli bir gol izledik bu hafta. İskoçya ligi düşünüldüğünde bu sezon için beklentilerin altında kalan ekibi Hearts, evinde Celtic’i 2-1 mağlup etti. Rakibi 1-0 öne geçtikten sonra 10 kişi kalınca Hearts maçı 2-1 kazanmayı başardı. Hearts takımına galibiyeti getiren gol Feldkamp’ın bize yıldız olacak şekilde lanse ettiği Ismael Bouzid’den geldi. Türkiye’de Galatasaray forması giyerken maçlarda yaptıkları ile değil de antrenmanda üst ağlarda kalan topa ayak ile vurabilecek atletikliği sonucu bir sürü fotoğrafla gündeme gelmişti ama Hearts’ta sahada da bir şeyler yapıyor galiba.

·
Bir kaleciye değinmeden geçemeyeceğim, Olympiakos gibi bir takımın formasını giyen Antonios Nikopolidis alışılmış hatalarından birini daha bu hafta yaptı ve Aris’i krizden kurtardı. Rahat alacağı topu pozisyonda bacak arasından kaçırıyor ve adam da boş kaleye golü atıyor. 38 yaşına gelmiş kaleciye akıl verilmez ama kaleci antrenörü bu adama şunu anlatmış olsa bari. Pozisyonda karışıklık var zaten, adamlar orada topa vurmaya çalışıyor, top sana gelmiş yatsan topun üstüne sorun olmayacak. Biri vurmaya çalışır ki zaten kalecinin yanından geçsen hakemler faul çalıyor.

·
Dikkat çeken takımlardan ikisi son haftalardaki performanslarıyla Livorno ve Birmingham. Özellikle Birmingham bu hafta biraz şanslı bir Everton beraberliği koparmış olsa da son haftalarda önemli bir performans grafiği yakaladı. Transfer döneminde saçmaya hazır paralarla gündeme gelen Birmingham abartısız bir kadroya oranla abartılı bir grafik tutturmuş durumda. Livorno’da dibe demir atmıştı ki Sersino Cosmi’nin gelişi ile başlayan hareketlenme son haftalarda sonuçlara da yansımış durumda. Cosmi başındaysa o takımdan korkacaksın zaten.

· Galatasaray- İstanbul Büyükşehir Belediye maçında, Galatasaray golden sonra santra ile oyuna bir türlü başlayamamıştı. İnsanın tekrar edildikçe canını sıkan bu durumun benzeri de bir penaltı pozisyonu olarak West Ham-Chelsea maçında yaşandı. Maçın hakemi Mike Dean Chelsea’ye yardımcısının etkisiyle ucuz bir penaltı verdi. İlk iki vuruşta penaltıyı Lampard gole çevirdi, Mike Dean yine ceza sahasına erken girildi diye penaltıyı tekrarlattı ama üçüncü de gol oldu ve baktı ki Lampard atmaya kararlı en sonunda golü verdi.

Haber; Sporx.com Yazarlar
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Sporx Anasayfasına Dön yukarı ok
Sporx Anasayfasına Dön