Geri
İleri
İlkay Gündoğan: ''Ya Barcelona'ydı ya da hiç''
SPORX AI BAKIŞI
Transfer çalışmalarını sürdüren İspanyol devi Barcelona sezonun ilk transferini gerçekleştirdi.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
İŞARETLE
Barcelona, uzun yıllardır Manchester City forması giyen İlkay Gündoğan'ı kadrosuna kattığını açıkladı.
Katalan ekibi, Türk asıllı oyuncu ile 2+1 yıllık sözleşme imzaladı.
Yıldız futbolcunun serbest kalma bedelinin 400 milyon euro olduğu belirtildi.
İLKAY'IN MANCHESTER CITY'E VEDA MEKTUBU
"Manchester City'e ilk tranfer olduğumda çocuğu olmayan, bir sürü hayali olan genç bir adamdım. İnanması bile zor ama 7 yıl sonra tüm hayallerini gerçekleştirmiş bir baba olarak ayrılıyorum.
Başardıklarımız inanılmaz. Manchester City'de geçirdiğim 7 sezonda 5 Premier Lig şampiyonluğu, 2 Federasyon Kupası, Şampiyonlar Ligi ve üçleme. Ama bunlar sadece kupa. En çok hatırlayacağım şey takımın içindeki duygu, özellikle de bu sezon. Futbolun içerisinde böyle bir şeyi hiç yaşamamıştım.
Genelde oldukça çekingen bir insanımdır. Açılmam biraz zaman alır. Ancak, bu takımla ilgili en güzel şey, ne kadar baskı altında olursak olalım hepimizin birbirimizle şakalaşırken rahat olmasıdır. Antrenmanlarda 5'e 2 oynardık ve benim en sevdiğim şey Ruben Dias ile şakalaşmaktı. Sanırım genelde basit bir oyuncu olduğum için, biraz teknik gösterdiğimde çocuklar bana 'Zidane' diyerek takılırdı. Ne zaman iyi bir antrenman yapsam, Ruben bana 'Zidane' derdi. Ben de 'Hayır hayır, bugün Pirlo'yum. Yarın Zizou olacağım' derdim.
Her gün gülüyorduk ve bu futbolda nadir görülen bir şeydir. Bu sezon bizi birbirimize çok daha fazla yakınlaştırdıkları için eşlerimize ve partnerlerimize gerçekten minnettarım. Grup sohbetlerinde çok sayıda barbekü düzenlediler, bu büyük bir fark yarattı. Bu şimdiye kadar parçası olduğum en yakın takım oldu ve sanırım Şampiyonlar Ligi kupasını nihayet kaldırabilmemizin bir nedeni de bu.
Şampiyonlar Ligi son 10 yıldır benim için bir takıntı haline geldi. Aslında biraz değil, tam bir saplantı oldu. Dortmund ile 2013'te Bayern Münih'e finalde kaybedince yıkılmıştım. Final kaybetmek gibi bir duygu yoktur. Cidden 10 yıl boyunca peşimi bırakmadı. O zamandan beri kariyerimde verdiğim her karar o kupayı kaldırmakla ilgiliydi. City'e bu yüzden geldim. İki yıl önce Chelsea'ye karşı finali kaybetmemiz korkunçtu. Geçen sezon Etihad'da Madrid'e karşı oynadığımız yarı finalde yedek kulübesindeydim ve bu benim için belki daha da zordu. Pep takımı açıkladıktan sonra yalnız kalmak için odama gittim ve evet... Tek kelimeyle yıkılmştım. Bunu çok istiyordum, anlıyor musunuz?
Bu sezon bir şeyler yerine oturdu. Başaracağımızı biliyordum. Sadece Şampiyonlar Ligi'ni kastetmiyorum. Premier Lig, Federasyon Kupası, her şey... Haftalar geçtikçe her şeyin mükemmel bir şekilde sıralandığını hissettim. Arsenal'in 10 puan gerisindeyken bile ligi kazanacağımızı biliyordum. Kevin, Kyle, John, Phil, Bernardo ve Ederson gibi oyuncularla zaten çok güçlü bir temelimiz uzun yıllardır vardı ama Erling ve Jack gibi karakterleri de eklediğinizde bu bize başka bir avantaj sağladı.
Jack Grealish'in bazı medya kuruluşları tarafından çok yanlış anlaşıldığını söylemek istiyorum. Futbolda tanıdığım en iyi adamlardan biri. Etrafında olmak çok eğlenceli, çok alçakgönüllü ve çok naif. Bu sezonki başarısından dolayı çok mutlu oldum çünkü büyük bir kulübe büyük paralar karşılığında gelmenin ve tüm o baskının nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Bu sezon başka bir seviyeye çıkmak için çok çalıştı ve harikaydı.
Sonra Erling Haaland var. Dürüst olmak gerekirse buraya geldiğinde ne bekleyeceğimi bilmiyordum. Dortmund'da attığı golleri ve gördüğü ilgiyi görünce takıma uyup uymayacağını merak ediyorsunuz. Ancak, onu tanıdığımda bir insanın nasıl bu kadar yetenekli ve her gün daha da iyi olma isteğine sahip olabileceğine çok şaşırdım. Asla tatmin olmuyor. Onun için sınır yokmuş gibi hissediyorum. Messi ve Ronaldo, onun ulaşabileceği seviye için tek kıyaslama olur.
Kişisel anlamda hayatımda büyük bir fark yaratan bir diğer kişi de ikinci kalecimiz Stefan Ortega. İki Alman olarak birçok ortak noktamız vardı ve geçen yıl boyunca her gün birlikte espresso içmemiz bile daha fazla açılmama yardımcı oldu. Eğer o burada olmasaydı, bu performansta bir sezon geçirebileceğimi sanmıyorum. Futbolda çapalara ihtiyaç duyarsınız ve Stefan benim için bu çapaydı. Ayrıca, bu sezon Kevin De Bruyne ile çok daha yakınlaştım. Onunla her şeyi konuşabileceğimi hissettim ve takım arkadaşlraınıza, iş arkadaşlarınızdan daha fazlası olarak güvenebileceğinizi bilmek gerçekten büyük bir fark yaratıyor.
Soyunma odasında sahip olduğumuz karakterlerle, sahaya her çıktığımızda kazanabileceğimize dair çok fazla güvenim vardı. Takım arkadaşlarınıza gerçekten güvendiğinizde, korkmadan veya hiçbir şeyi fazla düşünmeden basitçe oynayabiliyorsunuz. O zaman sihir gerçekleşiyor. Belki de bu yüzden bu sezon bu kadar çok kritik gol atabildim.
(Merak edenler için söylüyorum; evet, Everton'a karşı o falsoyu bilerek yaptım. Biraz tekniğim var. Ruben'e sorabilirsiniz.)
Tüm sezon bir film gibiydi. Ancak, finalin İstanbul'da olmasından daha iyi bir son hayal edebileceğimi sanmıyorum. Ben ve ailem için biraz eve dönmek gibiydi. Uçağın şehrin üzerine iniş için geldiğini ve pencereden dışarı baktığımda dedemin anavatanında bir Şampiyonlar Ligi finalinde City'nin kaptanı olacağımı fark ettiğimi hatırlıyorum.
Otele giden otobüse bindiğimizde Scott Carson'ın yanında oturuyordum. Scott, 2005 yılında AC Milan'a karşı 3-0 geriden gelen Liverpool takımının bir üyesiydi. 'Merak etmeyin çocuklar. İstanbul'a her geldiğimde bir Şampiyonlar Ligi kupasıyla ayrılıyorum' dedi. Hahahah. Scott kadrodayken kaybetmemiz mümkün değildi sanırım.
Tek sorun finalin yerel saatle 22.00'de başlayacak olmasıydı. Yani otelde düşünmek için tüm bir günümüz vardı. Telefonu kapattım. Gelen mesajları okumak bile istemedim. Biraz olsun uyuyamadım bile. Televizyon izleyemedim. Çok gergindim. Otel odasında maçı kafamda 500 kez falan oynadım. Bunu çok istiyordum.
Asla unutamayacağım şeylerden biri de Pep'in ısınmadan sonra soyunma odasında beni kenara çekip, Kyle Walker'ın takımla konuşması için biraz zaman ayırmamı söylemesiydi. Bence bu takımımız ve sahip olduğumuz özel duygu hakkında çok şey anlatıyor. Çünkü, Kyle ilk 11'de değildi. Kyle'ın hepimizi ne kadar çok sevdiğini söylediğini hatırlıyorum, 'Bu her zaman benim hayalimdi. Çıkın ve hayallerimi gerçekleştirin' dedi.
Maç hakkında fazla bir şey söyleyemem. Hala bir bulanıklık var. İtiraf etmeliyim ki en iyi oyunumuzu oynamadık. Sanırım hepimiz biraz tereddüt içerisindeydik. Tüm şampiyonların yaptığı gibi kazanmanın bir yolunu bulduk.
En çok hatırladığım şey, hakemin düdüğü çaldığı andı. Kalemizin yanında yere yığıldım. Bu çok fazlaydı. Kafamı çimlere koydum. Her şeyi sindirmeye çalışıyordum. Ayağa kalktığımda gördüğüm ilk şey gözyaşları içinde oturan Interli futbolculardı. Bu duyguyu çok iyi biliyordum ve yanlarına gidip onlara sezonlarıyla gurur duymalarını, savaşmaya devam etmeleri gerektiğini söyledim. Bu benim için her şeyi bir bakış açısına oturtmaya çok yardımcı oldu. Bir final sırasında farklar çok azdır, rahatlıkla maçı kazanan Inter de olabilirdi. Mücadelenin her zaman bir değeri vardır. Yıllar süren başarısızlık, zaferi bu kadar ezici ve tatlı kılan şeydir.
Sahanın diğer ucundaki çocuklara doğru yürüdüğümü hatırlıyorum. Gördüğüm ilk kişi Stefan Ortega'ydı. Uzun süre birbirimize sarıldık. İşte o an beni gerçekten etkiledi. Ben ağlamaya başladım. O da ağlamaya başladı. Çok yoğun bir mutluluk ve en önemlisi rahatlama hissiydi.
Pep'in söyleyebildiği tek şey 'Başardık. Başardık. Başardık.' oldu. Kalabalıktaki eşimin ve ailemin yanına gittim. Onlar da 'Başardın. Başardın. Başardın.' dediler.
Ama hayır. Pep'in dediği gibi; biz başardık!
Her hayalin arkasında bir aile vardır ve onlar da en az oyuncular kadar önemlidir. Ailem, bize iyi bir hayat sunmak için çok çalıştı. Babam bir bira fabrikasında kamyon şoförüydü. Annem bir yüzme salonu kafesinde aşçıydı. Büyükbabam, Almanya'ya ilk olarak madenlerde çalışmak için gelmişti. Orada tüm dünyanın önünde bir şampiyon, bir Gündoğan olarak durmak benim için çok büyük bir duyguydu.
Şunu söylemeliyim ki, Pep olmasaydı bunların hiçbiri mümkün olmazdı. Nasıl oynamamız gerektiği konusunda o kadar talepkar ve yoğun olduğu zamanlar oluyor ki zihinsel olarak biraz zor olabiliyor. Ancak, herkes aynı sayfada buluştuğunda ve sahada uyum içinde olduğumuzda, onun sistemi o kadar etkili ki neredeyse her şey zahmetsizce oluveriyor.
Pep ile aramda her zaman yakın bir bağ hissettim.
Bir keresinde bana 'Keşke 11 orta saha oyuncusuyla oynayabilseydim. Hepiniz oyunu 5 adım önden görebiliyorsunuz' demişti.
Pep ile yaptığım en zor telefon görüşmelerinden birinde ona ayrılacağımı söyledim. Tek yapabildiğim teşekkür etmekti. Sadece bu sezon ya da tüm kupalar için değil, beni buraya getirdiği için. Dortmund'da sezon sonu dizimden sakatlandığımda ve ameliyat olmam gerektiğinde City'nin benimle anlaşmaktan vazgeçeceğini düşünüp çok endişelenmiştim. Ancak, Pep beni telefonla aradı ve 'Merak etme, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Seni burada istiyoruz. Ne kadar uzun sürerse sürsün seni bekleyeceğiz' demişti.
Bu komik isimli adam sessiz adam Manchester'a büyük paralar karşılığında ilk geldiğinde ve açılış töreninde koltuk değnekleriyle topalladığında taraftarların ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum.
Söyleyebileceğim tek şey...
Buraya tek ayağımla topallayarak geldim ama buradan bulutların üzerinde uçuyormuşum gibi hissederek ayrılıyorum.
Üçlemeden ve Manchester yağmurundaki muhteşem şampiyonluk kutlamasından sonra kendi kendime şöyle düşündüm. Bundan daha iyisi nasıl olabilirdi ki? Daha fazla ne başarabilirdin? Nasıl daha mükemmel bir şey yazabilirdin?
Ve cevap şuydu; yazamazdın.
Sanırım Pep, City'e birlikte gelip birlikte ayrılacağımızı umuyordu ama kararımı anladığını biliyorum. Eminim onun çocukluk kulübüne gidiyor olmam da yardımcı oluyordur. Umarım yakında bir Şampiyonlar Ligi finalinde yeniden bir araya geliriz.
Transferim için dünyada mantıklı olan tek bir kulüp vardı; ya Barcelona ya da hiçbir şey. Çocukluğumdan beri bir gün Barcelona forması giymeyi hayal ettim. En üst seviyede birkaç yılım daha olduğuna eminim ve Barcelona'yı hak ettiği yere getirmeye yardımcı olmak istiyorum. Eski dostum Lewa ile yeniden bir araya geleceğiz ve uzun süredir hayranlık duyduğum bir başka teknik direktörün altında oynayacağım için heyecanlıyım. Xavi ile bu proje hakkında konuştuğumuzda bana çok doğal geldi. Karakter olarak aramızda ve oyuna bakış açımızda fazlaca benzerlik gördüm.
Barcelona'da çok fazla baskı olacağını biliyorum. Ben baskıyı severim. Konfor alanımdan çıkmayı severim. Kolay bir macera olacağını sanmıyorum. Yeni bir meydan okuma arıyordum. Bir sonraki bölüm de bununla ilgili...
Barcelona formasıyla oynamak için sabırsızlanıyorum. Önce Manchester City hakkında son bir söz söylemek istiyorum. Tüm takım arkadaşlarıma, çalışanlara ve özellikle de taraftarlara doğrudan seslenmek istiyorum.... Her zaman City'li olacağımı bilmenizi istiyorum. Bu bağı hiçbir şey koparamaz. Bu mümkün olan en yüksek seviyede bir aşk.
Tek söyleyebileceğim teşekkür etmek...
Beni yeni seviyelere çıkaran antrenörler, böylesine güzel bir futbol oynamak için her şeylerini feda eden takım arkadaşlarım, bana bu iddialı projenin bir parçası olma şansı veren kulüp ve bizi sağlıklı tutmak için inanılmaz bir iş çıkaran tüm doktorlar, fizyoterapistler sayesinde bu hayalleri yaşadım.
Evet, futbol zaman zaman sansasyoneldi.
Ama insanlar daha da iyiydi.
Hepinizi hayatımın sonuna kadar hatırlayacağım.
Her şey için teşekkür ederim.
Saygılarımla,
İlkay"
Katalan ekibi, Türk asıllı oyuncu ile 2+1 yıllık sözleşme imzaladı.
Yıldız futbolcunun serbest kalma bedelinin 400 milyon euro olduğu belirtildi.
İLKAY'IN MANCHESTER CITY'E VEDA MEKTUBU
"Manchester City'e ilk tranfer olduğumda çocuğu olmayan, bir sürü hayali olan genç bir adamdım. İnanması bile zor ama 7 yıl sonra tüm hayallerini gerçekleştirmiş bir baba olarak ayrılıyorum.
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Bugün acı tatlı bir gün. Vedalar asla kolay değildir ama Manchester City ile daha da zor. Grup sohbetimizde çocuklara ayrılacağım haberini vermek zorunda kaldığımda çok duygulandım. Dürüst olmak gerekirse, hepsini özleyeceğim. Buradan şampiyon olarak ayrıldığımı söylemekten mutluluk duyuyorum. Kalbimde Manchester City'e duyduğum sevgiden başka hiçbir şey yok. Kaç futbolcu üçleme yapan bir takımın kaptanı olarak veda edebilir ki?Başardıklarımız inanılmaz. Manchester City'de geçirdiğim 7 sezonda 5 Premier Lig şampiyonluğu, 2 Federasyon Kupası, Şampiyonlar Ligi ve üçleme. Ama bunlar sadece kupa. En çok hatırlayacağım şey takımın içindeki duygu, özellikle de bu sezon. Futbolun içerisinde böyle bir şeyi hiç yaşamamıştım.
Genelde oldukça çekingen bir insanımdır. Açılmam biraz zaman alır. Ancak, bu takımla ilgili en güzel şey, ne kadar baskı altında olursak olalım hepimizin birbirimizle şakalaşırken rahat olmasıdır. Antrenmanlarda 5'e 2 oynardık ve benim en sevdiğim şey Ruben Dias ile şakalaşmaktı. Sanırım genelde basit bir oyuncu olduğum için, biraz teknik gösterdiğimde çocuklar bana 'Zidane' diyerek takılırdı. Ne zaman iyi bir antrenman yapsam, Ruben bana 'Zidane' derdi. Ben de 'Hayır hayır, bugün Pirlo'yum. Yarın Zizou olacağım' derdim.
Her gün gülüyorduk ve bu futbolda nadir görülen bir şeydir. Bu sezon bizi birbirimize çok daha fazla yakınlaştırdıkları için eşlerimize ve partnerlerimize gerçekten minnettarım. Grup sohbetlerinde çok sayıda barbekü düzenlediler, bu büyük bir fark yarattı. Bu şimdiye kadar parçası olduğum en yakın takım oldu ve sanırım Şampiyonlar Ligi kupasını nihayet kaldırabilmemizin bir nedeni de bu.
Şampiyonlar Ligi son 10 yıldır benim için bir takıntı haline geldi. Aslında biraz değil, tam bir saplantı oldu. Dortmund ile 2013'te Bayern Münih'e finalde kaybedince yıkılmıştım. Final kaybetmek gibi bir duygu yoktur. Cidden 10 yıl boyunca peşimi bırakmadı. O zamandan beri kariyerimde verdiğim her karar o kupayı kaldırmakla ilgiliydi. City'e bu yüzden geldim. İki yıl önce Chelsea'ye karşı finali kaybetmemiz korkunçtu. Geçen sezon Etihad'da Madrid'e karşı oynadığımız yarı finalde yedek kulübesindeydim ve bu benim için belki daha da zordu. Pep takımı açıkladıktan sonra yalnız kalmak için odama gittim ve evet... Tek kelimeyle yıkılmştım. Bunu çok istiyordum, anlıyor musunuz?
Bu sezon bir şeyler yerine oturdu. Başaracağımızı biliyordum. Sadece Şampiyonlar Ligi'ni kastetmiyorum. Premier Lig, Federasyon Kupası, her şey... Haftalar geçtikçe her şeyin mükemmel bir şekilde sıralandığını hissettim. Arsenal'in 10 puan gerisindeyken bile ligi kazanacağımızı biliyordum. Kevin, Kyle, John, Phil, Bernardo ve Ederson gibi oyuncularla zaten çok güçlü bir temelimiz uzun yıllardır vardı ama Erling ve Jack gibi karakterleri de eklediğinizde bu bize başka bir avantaj sağladı.
Jack Grealish'in bazı medya kuruluşları tarafından çok yanlış anlaşıldığını söylemek istiyorum. Futbolda tanıdığım en iyi adamlardan biri. Etrafında olmak çok eğlenceli, çok alçakgönüllü ve çok naif. Bu sezonki başarısından dolayı çok mutlu oldum çünkü büyük bir kulübe büyük paralar karşılığında gelmenin ve tüm o baskının nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Bu sezon başka bir seviyeye çıkmak için çok çalıştı ve harikaydı.
Sonra Erling Haaland var. Dürüst olmak gerekirse buraya geldiğinde ne bekleyeceğimi bilmiyordum. Dortmund'da attığı golleri ve gördüğü ilgiyi görünce takıma uyup uymayacağını merak ediyorsunuz. Ancak, onu tanıdığımda bir insanın nasıl bu kadar yetenekli ve her gün daha da iyi olma isteğine sahip olabileceğine çok şaşırdım. Asla tatmin olmuyor. Onun için sınır yokmuş gibi hissediyorum. Messi ve Ronaldo, onun ulaşabileceği seviye için tek kıyaslama olur.
Kişisel anlamda hayatımda büyük bir fark yaratan bir diğer kişi de ikinci kalecimiz Stefan Ortega. İki Alman olarak birçok ortak noktamız vardı ve geçen yıl boyunca her gün birlikte espresso içmemiz bile daha fazla açılmama yardımcı oldu. Eğer o burada olmasaydı, bu performansta bir sezon geçirebileceğimi sanmıyorum. Futbolda çapalara ihtiyaç duyarsınız ve Stefan benim için bu çapaydı. Ayrıca, bu sezon Kevin De Bruyne ile çok daha yakınlaştım. Onunla her şeyi konuşabileceğimi hissettim ve takım arkadaşlraınıza, iş arkadaşlarınızdan daha fazlası olarak güvenebileceğinizi bilmek gerçekten büyük bir fark yaratıyor.
Soyunma odasında sahip olduğumuz karakterlerle, sahaya her çıktığımızda kazanabileceğimize dair çok fazla güvenim vardı. Takım arkadaşlarınıza gerçekten güvendiğinizde, korkmadan veya hiçbir şeyi fazla düşünmeden basitçe oynayabiliyorsunuz. O zaman sihir gerçekleşiyor. Belki de bu yüzden bu sezon bu kadar çok kritik gol atabildim.
(Merak edenler için söylüyorum; evet, Everton'a karşı o falsoyu bilerek yaptım. Biraz tekniğim var. Ruben'e sorabilirsiniz.)
Tüm sezon bir film gibiydi. Ancak, finalin İstanbul'da olmasından daha iyi bir son hayal edebileceğimi sanmıyorum. Ben ve ailem için biraz eve dönmek gibiydi. Uçağın şehrin üzerine iniş için geldiğini ve pencereden dışarı baktığımda dedemin anavatanında bir Şampiyonlar Ligi finalinde City'nin kaptanı olacağımı fark ettiğimi hatırlıyorum.
Otele giden otobüse bindiğimizde Scott Carson'ın yanında oturuyordum. Scott, 2005 yılında AC Milan'a karşı 3-0 geriden gelen Liverpool takımının bir üyesiydi. 'Merak etmeyin çocuklar. İstanbul'a her geldiğimde bir Şampiyonlar Ligi kupasıyla ayrılıyorum' dedi. Hahahah. Scott kadrodayken kaybetmemiz mümkün değildi sanırım.
Tek sorun finalin yerel saatle 22.00'de başlayacak olmasıydı. Yani otelde düşünmek için tüm bir günümüz vardı. Telefonu kapattım. Gelen mesajları okumak bile istemedim. Biraz olsun uyuyamadım bile. Televizyon izleyemedim. Çok gergindim. Otel odasında maçı kafamda 500 kez falan oynadım. Bunu çok istiyordum.
Asla unutamayacağım şeylerden biri de Pep'in ısınmadan sonra soyunma odasında beni kenara çekip, Kyle Walker'ın takımla konuşması için biraz zaman ayırmamı söylemesiydi. Bence bu takımımız ve sahip olduğumuz özel duygu hakkında çok şey anlatıyor. Çünkü, Kyle ilk 11'de değildi. Kyle'ın hepimizi ne kadar çok sevdiğini söylediğini hatırlıyorum, 'Bu her zaman benim hayalimdi. Çıkın ve hayallerimi gerçekleştirin' dedi.
Maç hakkında fazla bir şey söyleyemem. Hala bir bulanıklık var. İtiraf etmeliyim ki en iyi oyunumuzu oynamadık. Sanırım hepimiz biraz tereddüt içerisindeydik. Tüm şampiyonların yaptığı gibi kazanmanın bir yolunu bulduk.
En çok hatırladığım şey, hakemin düdüğü çaldığı andı. Kalemizin yanında yere yığıldım. Bu çok fazlaydı. Kafamı çimlere koydum. Her şeyi sindirmeye çalışıyordum. Ayağa kalktığımda gördüğüm ilk şey gözyaşları içinde oturan Interli futbolculardı. Bu duyguyu çok iyi biliyordum ve yanlarına gidip onlara sezonlarıyla gurur duymalarını, savaşmaya devam etmeleri gerektiğini söyledim. Bu benim için her şeyi bir bakış açısına oturtmaya çok yardımcı oldu. Bir final sırasında farklar çok azdır, rahatlıkla maçı kazanan Inter de olabilirdi. Mücadelenin her zaman bir değeri vardır. Yıllar süren başarısızlık, zaferi bu kadar ezici ve tatlı kılan şeydir.
Sahanın diğer ucundaki çocuklara doğru yürüdüğümü hatırlıyorum. Gördüğüm ilk kişi Stefan Ortega'ydı. Uzun süre birbirimize sarıldık. İşte o an beni gerçekten etkiledi. Ben ağlamaya başladım. O da ağlamaya başladı. Çok yoğun bir mutluluk ve en önemlisi rahatlama hissiydi.
Pep'in söyleyebildiği tek şey 'Başardık. Başardık. Başardık.' oldu. Kalabalıktaki eşimin ve ailemin yanına gittim. Onlar da 'Başardın. Başardın. Başardın.' dediler.
Ama hayır. Pep'in dediği gibi; biz başardık!
Her hayalin arkasında bir aile vardır ve onlar da en az oyuncular kadar önemlidir. Ailem, bize iyi bir hayat sunmak için çok çalıştı. Babam bir bira fabrikasında kamyon şoförüydü. Annem bir yüzme salonu kafesinde aşçıydı. Büyükbabam, Almanya'ya ilk olarak madenlerde çalışmak için gelmişti. Orada tüm dünyanın önünde bir şampiyon, bir Gündoğan olarak durmak benim için çok büyük bir duyguydu.
Şunu söylemeliyim ki, Pep olmasaydı bunların hiçbiri mümkün olmazdı. Nasıl oynamamız gerektiği konusunda o kadar talepkar ve yoğun olduğu zamanlar oluyor ki zihinsel olarak biraz zor olabiliyor. Ancak, herkes aynı sayfada buluştuğunda ve sahada uyum içinde olduğumuzda, onun sistemi o kadar etkili ki neredeyse her şey zahmetsizce oluveriyor.
Pep ile aramda her zaman yakın bir bağ hissettim.
Bir keresinde bana 'Keşke 11 orta saha oyuncusuyla oynayabilseydim. Hepiniz oyunu 5 adım önden görebiliyorsunuz' demişti.
Pep ile yaptığım en zor telefon görüşmelerinden birinde ona ayrılacağımı söyledim. Tek yapabildiğim teşekkür etmekti. Sadece bu sezon ya da tüm kupalar için değil, beni buraya getirdiği için. Dortmund'da sezon sonu dizimden sakatlandığımda ve ameliyat olmam gerektiğinde City'nin benimle anlaşmaktan vazgeçeceğini düşünüp çok endişelenmiştim. Ancak, Pep beni telefonla aradı ve 'Merak etme, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Seni burada istiyoruz. Ne kadar uzun sürerse sürsün seni bekleyeceğiz' demişti.
Bu komik isimli adam sessiz adam Manchester'a büyük paralar karşılığında ilk geldiğinde ve açılış töreninde koltuk değnekleriyle topalladığında taraftarların ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum.
Söyleyebileceğim tek şey...
Buraya tek ayağımla topallayarak geldim ama buradan bulutların üzerinde uçuyormuşum gibi hissederek ayrılıyorum.
Üçlemeden ve Manchester yağmurundaki muhteşem şampiyonluk kutlamasından sonra kendi kendime şöyle düşündüm. Bundan daha iyisi nasıl olabilirdi ki? Daha fazla ne başarabilirdin? Nasıl daha mükemmel bir şey yazabilirdin?
Ve cevap şuydu; yazamazdın.
Sanırım Pep, City'e birlikte gelip birlikte ayrılacağımızı umuyordu ama kararımı anladığını biliyorum. Eminim onun çocukluk kulübüne gidiyor olmam da yardımcı oluyordur. Umarım yakında bir Şampiyonlar Ligi finalinde yeniden bir araya geliriz.
Transferim için dünyada mantıklı olan tek bir kulüp vardı; ya Barcelona ya da hiçbir şey. Çocukluğumdan beri bir gün Barcelona forması giymeyi hayal ettim. En üst seviyede birkaç yılım daha olduğuna eminim ve Barcelona'yı hak ettiği yere getirmeye yardımcı olmak istiyorum. Eski dostum Lewa ile yeniden bir araya geleceğiz ve uzun süredir hayranlık duyduğum bir başka teknik direktörün altında oynayacağım için heyecanlıyım. Xavi ile bu proje hakkında konuştuğumuzda bana çok doğal geldi. Karakter olarak aramızda ve oyuna bakış açımızda fazlaca benzerlik gördüm.
Barcelona'da çok fazla baskı olacağını biliyorum. Ben baskıyı severim. Konfor alanımdan çıkmayı severim. Kolay bir macera olacağını sanmıyorum. Yeni bir meydan okuma arıyordum. Bir sonraki bölüm de bununla ilgili...
Barcelona formasıyla oynamak için sabırsızlanıyorum. Önce Manchester City hakkında son bir söz söylemek istiyorum. Tüm takım arkadaşlarıma, çalışanlara ve özellikle de taraftarlara doğrudan seslenmek istiyorum.... Her zaman City'li olacağımı bilmenizi istiyorum. Bu bağı hiçbir şey koparamaz. Bu mümkün olan en yüksek seviyede bir aşk.
Tek söyleyebileceğim teşekkür etmek...
Beni yeni seviyelere çıkaran antrenörler, böylesine güzel bir futbol oynamak için her şeylerini feda eden takım arkadaşlarım, bana bu iddialı projenin bir parçası olma şansı veren kulüp ve bizi sağlıklı tutmak için inanılmaz bir iş çıkaran tüm doktorlar, fizyoterapistler sayesinde bu hayalleri yaşadım.
Evet, futbol zaman zaman sansasyoneldi.
Ama insanlar daha da iyiydi.
Hepinizi hayatımın sonuna kadar hatırlayacağım.
Her şey için teşekkür ederim.
Saygılarımla,
İlkay"
Haber; Sporx.com, Fotoğraf; X.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.

