Geri
İleri
New York, New York!
World Basketball Festival'de olağanüstü bir gün daha geride kaldı. Daha önce de bize belirtildiği üzere programın en yoğun günü olacaktı. Fazlasıyla da yoğun oldu!
Öncelikle günümüz erken başladı. Kahvaltıyı yapıp sabah 7:00'de otel lobisinde olmamız gerekiyordu. Günün ilk durağı ise Radio City Music Hall idi. Adından da anlaşılacağı gibi şehrin gözde kapalı konser mekanı olan bu yer basketbol sahasına dönüştürülmüştü. Sahneye yerleştirilen gerçek basketbol parkeleriyle ortaya çıkan basketbol sahasında önce "Community Day" kapsamında, ABD Basketbol Takımı Head Coach'u Mike Krzyzewski (Coach K) ve takım başkanı Jerry Colangelo'nun olduğu bir grupla kısa bir söyleşi yapıldı. Ardından ise oyunculardan Kevin Durant ve Rajon Rondo ile Porto Riko'dan Carlos Arroyo ve Çin adına Yi Jianlian sahaya çıktılar ve çocuklara temel basketbol hareketlerini gösterdiler.

Röportajlar!
Bundan sonra ise bizi ilgilendiren olaya sıra geldi. Oyuncularla röportaj yapma şansımız olacaktı. Bu seyahatın belki de en önemli parçasıydı bu röportaj fırsatları ancak yazılı ve internet medyasından ziyade televizyonlar için daha avantajlı gözüken bir röportaj sisteminin kurulduğunu görmek moralimi biraz bozdu. Arroyo gibi keyifli bir insan ile 15-20 dakikalığına da olsa bire bir röportaj fırsatı beklerken bu süre 5-10 dakika arası oldu ve grup grup ayrılan medya mensuplarının sırayla soru sormaları şeklinde röportajlar gerçekleşti. Oyuncular ise bu grupları teker teker ziyaret ettiler. Televizyonları temsilen gelenler ise birkaç dakikalık bire bir görüşmeyi geçekleştirerek bir bakıma istediklerini almış oldular. Hazırladığım tüm soruları soramamak açıkçası beni oldukça üzdü ancak her oyuncuya soru sorma şansı yakaladım.
Colangelo ve Arroyo in, Rondo out!
Gelelim oyuncuların, teknik adamların ve Colangelo'nun medyaya karşı yaklaşımlarına... Önce olumsuzdan başlayayım... Rajon Rondo, vücudu New York'ta ama aklı bir başka alemde, zorla oraya getirildiği belli olan bir tip idi. Kısa ve soğuk cevapları, ağır hareketleri çok dikkat çekti. Zaten bu rotasyonda takımdan da kesilirse şaşırmayız.
Carlos Arroyo müthiş sıcak bir insan! Latin Amerikalı olmanın da bunda bir etkisi vardır. İngilizce yapılan röportaj esnasında kendisine ana dilinde yani İspanyolca sorulan bir soruya İspanyolca cevap verip ardından bize İngilizce olarak o sorudan ve cevabını anlatması beni çok etkiledi. Bunu yapmak zorunda değildi ama yaparak bir kez daha gözümde büyüdü.
Arroyo iki dilde bizle iletişim kurarken Yi Jianlian ise berbat hatta neredeyse olmayan İngilizcesi ile adeta zamanımızı çaldı. Çin Milli Takımı Asistan Coach'u Selçuk Ernak ile ilgili olarak sorduğum soruda bile hem soruyu hem de Ernak'ın kim olduğunu anlamadı. Neyse ki yanında yer alan bir başka takım yetkilisi, ki kendisinin Yao Ming'in kardeşi olduğunu öğrendik, bize yardımcı oldu ve sorumuzu Çince'ye çevirerek olayı çözdü.
Coach K da Arroyo gibi içten ve samimi bir basketbol sohbeti yaptı ancak Colangelo bir başka idi. 70 yılın verdiği hayat tecrübesi bir yana müthiş olgun ve kibar bir insan olan başarılı basketbol adamı, ayak üstü yakalanıp sohbet edecek kadar samimi ve içten biri. Sorduğunuz her soruya cevap verirken, konuşması esnasında, bizi bilgilendirmek için ne kadar hevesli ve istekli davrandığını rahatça gözlemledim.

Takımın yıldızı olan, NBA'de geçen sezonun Sayı Kralı Kevin Durant hiç kuşkusuz en fazla ilgi gören isimdi. O da gayet güzel bir biçimde her soruyu cevapladı.
Uzun lafın kısası, Rondo dışındaki diğer tüm isimler, ilgi ve alaka anlamında bizden tam not aldılar. Yine de Colangelo ve Arroyo, bu anlamda bizim için ayrı bir yere sahip olacak.
Kıskandım!
Röportajlar sonrası yaklaşık 6 saatlik bir boşluğumuz oldu. Bu arada kapalı olan hava bizleri endişelendiriyordu ancak yine de buna aldırış etmemeliydik. Nihayetinde bu süreyi, alışveriş ve Central Park ziyareti şeklinde değerlendirmeye karar verdik.
Önce Central Park'tan bahsedeceğim... Tek kelimeyle harika bir yer burası... Sadece doğası ve temizliği değil aynı zamanda ABD insanının edindiği kültür ve spora bakışı için de bu park görülmeli ve ibret-i alem için belediye başkanlarımıza gösterilmeli...
Amerikan filmlerinde görürüz bu sahneyi... Ailece hep beraber çocuklarının beyzbol maçına giderler ve onun takımını ailece desteklerler... Bu takım, bir okul takımı veya yerel hatta mahalle takımı olabilir. İşte böyle bir beyzbol maçı izledim Central Park'ta. Gencinden yaşlısına oluşturulmuş takımlar, park içinde kurulmuş ve tellerle çevrilmiş özer sahalarda spor yapıyorlar. Kenardan takımları destekleyen taraftarlar da var hem de... Spora bakış açısı böyle olan bir ülkenin sporda da ön plana çıkması kaçınılmaz olur!
Central Park'ın ardından NBA Store'a gittim. İki katlı bu mağaza tıklım tıklım doluydu ve birbirinden ilginç ve orjinal ürünleri satıyorlardı.
Yaklaşık 1 saatimi geçirdiğim mağazada 3 farklı mağaza çalışanı ile iletişim kurdum ve 3'ü de bana nereden geldiğimi sordu. Aldıkları cevap sonrası ise bana yaklaşımları daha bir pozitif hale geldi. Zaten bu ülkenin insanındaki kibarlık, bizleri fazlasıyla utandırmaya yeter. Belki sadece turistlere öyle davranıyorlar olabilir ancak bu yüzden bile onları takdir edebiliriz.
2.5 günlük izlenimim sonrası ABD insanının, basketbolla ilgiliyse FIBA 2010'u ve bu organizasyonun Türkiye'de olduğunu bildiğini gördüm.

Sıkıcı gösteri maçı...
Yorucu günün ardından günün son programı için öğleden sonra yeniden Radio City Music Hall'a geldim. Benim gibi yapmayıp sabahki program sonrası otele dönen grubumla buluşup salona giriş yaptık. Şov, görsellik ve müziğin ağırlıkta olduğu bir akşam programı başladı. Müzik ve dans şovlarının ardından ABD Milli Takımı iki grup halinde 12'şer dakikadan 2 çeyreklik bir gösteri maçı oynadı. Açıkçası maçtan da fazla keyif almadım zira şut yüzdeleri çok düşüktü. Yine de Iguodala'nın smaçları biraz olsun yüzümüzü güldürdü. İki çeyrek sonunda skor dengede olunca galibi belli edecek taraf için "Atan galip" uygulamasına geçildi. Hava atışı sonrası ilk basketi atan mavi takım, beyaz takımı yendi. Iguodala ise organizasyonun MVP'si seçildi.
Bu arada milli takıma gelmeyen Dream Team üyeleri LeBron James, Dwyane Wade, Chris Bosh, Chris Paul, Carmelo Anthony ve Amaré Stoudemire de benchte maçı izlediler. Tahmin edileceği üzere çiçeği burnunda Knicks'li Amare en fazla alkışı alan taraf olurken, Wade ve LeBron, New York'lu basketbolseverlerden sert olmayan bir tepki aldı.
Biraz da müzik ama ne müzik!
Açıkçası maçın sıkıcılığı kısa süreli de olsa gözlerimi kapattırmıştı. Asıl organizasyon için sahne yaklaşık 1 saat süresince hazırlanıyordu. Günün yıldızı ise Jay-Z idi! Onu, süper şarkısı "Empire State of mind"ı, şarkının anlatıldığı şehirde yani New York'ta dinleyecektik. Yarı uykulu bekleyişimizin ardından sahne alan Jay-Z, bizlere süper bir müzik ziyafeti verdi ve tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Alicia Keys yerine yerel bir kadın şarkıcı Jay-Z'ye eşlik etse de harika bir zaman geçirdik. Ünlü şarkıcıya yakın arkadaşı LeBron James de zaman zaman şarkılarından eşlik etti. O konser sayesinde şu an bu yazıyı yazabildiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Yoksa "Uykumu almadan asla" derdim.

Dün "sürpriz" dediğm bu konserle bir günü daha geride bırakıp otelimize dönüş yaptık.
Gelelim cuma gününün programına... Günümüz, dünyanın bir numaralı sokak basketbolu arenası olan Rucker Park'ta geçecek. Burada bir araya geleceğimiz süper yıldızlar olacak ve bir arkadaşımızın deyimiyle Kasımpaşa - Karagümrük maçı yine bu sahada oynanacak.
Bu benzetmenin aslında hangi maç için yapıldığını ve gün içinde diğer tüm yaşadıklarımı bir sonraki yazımda anlatacağım.
Sedat BALCI / New York
Öncelikle günümüz erken başladı. Kahvaltıyı yapıp sabah 7:00'de otel lobisinde olmamız gerekiyordu. Günün ilk durağı ise Radio City Music Hall idi. Adından da anlaşılacağı gibi şehrin gözde kapalı konser mekanı olan bu yer basketbol sahasına dönüştürülmüştü. Sahneye yerleştirilen gerçek basketbol parkeleriyle ortaya çıkan basketbol sahasında önce "Community Day" kapsamında, ABD Basketbol Takımı Head Coach'u Mike Krzyzewski (Coach K) ve takım başkanı Jerry Colangelo'nun olduğu bir grupla kısa bir söyleşi yapıldı. Ardından ise oyunculardan Kevin Durant ve Rajon Rondo ile Porto Riko'dan Carlos Arroyo ve Çin adına Yi Jianlian sahaya çıktılar ve çocuklara temel basketbol hareketlerini gösterdiler.
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--

Röportajlar!
Bundan sonra ise bizi ilgilendiren olaya sıra geldi. Oyuncularla röportaj yapma şansımız olacaktı. Bu seyahatın belki de en önemli parçasıydı bu röportaj fırsatları ancak yazılı ve internet medyasından ziyade televizyonlar için daha avantajlı gözüken bir röportaj sisteminin kurulduğunu görmek moralimi biraz bozdu. Arroyo gibi keyifli bir insan ile 15-20 dakikalığına da olsa bire bir röportaj fırsatı beklerken bu süre 5-10 dakika arası oldu ve grup grup ayrılan medya mensuplarının sırayla soru sormaları şeklinde röportajlar gerçekleşti. Oyuncular ise bu grupları teker teker ziyaret ettiler. Televizyonları temsilen gelenler ise birkaç dakikalık bire bir görüşmeyi geçekleştirerek bir bakıma istediklerini almış oldular. Hazırladığım tüm soruları soramamak açıkçası beni oldukça üzdü ancak her oyuncuya soru sorma şansı yakaladım.
Colangelo ve Arroyo in, Rondo out!
Gelelim oyuncuların, teknik adamların ve Colangelo'nun medyaya karşı yaklaşımlarına... Önce olumsuzdan başlayayım... Rajon Rondo, vücudu New York'ta ama aklı bir başka alemde, zorla oraya getirildiği belli olan bir tip idi. Kısa ve soğuk cevapları, ağır hareketleri çok dikkat çekti. Zaten bu rotasyonda takımdan da kesilirse şaşırmayız.
Carlos Arroyo müthiş sıcak bir insan! Latin Amerikalı olmanın da bunda bir etkisi vardır. İngilizce yapılan röportaj esnasında kendisine ana dilinde yani İspanyolca sorulan bir soruya İspanyolca cevap verip ardından bize İngilizce olarak o sorudan ve cevabını anlatması beni çok etkiledi. Bunu yapmak zorunda değildi ama yaparak bir kez daha gözümde büyüdü.
Arroyo iki dilde bizle iletişim kurarken Yi Jianlian ise berbat hatta neredeyse olmayan İngilizcesi ile adeta zamanımızı çaldı. Çin Milli Takımı Asistan Coach'u Selçuk Ernak ile ilgili olarak sorduğum soruda bile hem soruyu hem de Ernak'ın kim olduğunu anlamadı. Neyse ki yanında yer alan bir başka takım yetkilisi, ki kendisinin Yao Ming'in kardeşi olduğunu öğrendik, bize yardımcı oldu ve sorumuzu Çince'ye çevirerek olayı çözdü.
Coach K da Arroyo gibi içten ve samimi bir basketbol sohbeti yaptı ancak Colangelo bir başka idi. 70 yılın verdiği hayat tecrübesi bir yana müthiş olgun ve kibar bir insan olan başarılı basketbol adamı, ayak üstü yakalanıp sohbet edecek kadar samimi ve içten biri. Sorduğunuz her soruya cevap verirken, konuşması esnasında, bizi bilgilendirmek için ne kadar hevesli ve istekli davrandığını rahatça gözlemledim.

Takımın yıldızı olan, NBA'de geçen sezonun Sayı Kralı Kevin Durant hiç kuşkusuz en fazla ilgi gören isimdi. O da gayet güzel bir biçimde her soruyu cevapladı.
Uzun lafın kısası, Rondo dışındaki diğer tüm isimler, ilgi ve alaka anlamında bizden tam not aldılar. Yine de Colangelo ve Arroyo, bu anlamda bizim için ayrı bir yere sahip olacak.
Kıskandım!
Röportajlar sonrası yaklaşık 6 saatlik bir boşluğumuz oldu. Bu arada kapalı olan hava bizleri endişelendiriyordu ancak yine de buna aldırış etmemeliydik. Nihayetinde bu süreyi, alışveriş ve Central Park ziyareti şeklinde değerlendirmeye karar verdik.
Önce Central Park'tan bahsedeceğim... Tek kelimeyle harika bir yer burası... Sadece doğası ve temizliği değil aynı zamanda ABD insanının edindiği kültür ve spora bakışı için de bu park görülmeli ve ibret-i alem için belediye başkanlarımıza gösterilmeli...
Amerikan filmlerinde görürüz bu sahneyi... Ailece hep beraber çocuklarının beyzbol maçına giderler ve onun takımını ailece desteklerler... Bu takım, bir okul takımı veya yerel hatta mahalle takımı olabilir. İşte böyle bir beyzbol maçı izledim Central Park'ta. Gencinden yaşlısına oluşturulmuş takımlar, park içinde kurulmuş ve tellerle çevrilmiş özer sahalarda spor yapıyorlar. Kenardan takımları destekleyen taraftarlar da var hem de... Spora bakış açısı böyle olan bir ülkenin sporda da ön plana çıkması kaçınılmaz olur!
Central Park'ın ardından NBA Store'a gittim. İki katlı bu mağaza tıklım tıklım doluydu ve birbirinden ilginç ve orjinal ürünleri satıyorlardı.
Yaklaşık 1 saatimi geçirdiğim mağazada 3 farklı mağaza çalışanı ile iletişim kurdum ve 3'ü de bana nereden geldiğimi sordu. Aldıkları cevap sonrası ise bana yaklaşımları daha bir pozitif hale geldi. Zaten bu ülkenin insanındaki kibarlık, bizleri fazlasıyla utandırmaya yeter. Belki sadece turistlere öyle davranıyorlar olabilir ancak bu yüzden bile onları takdir edebiliriz.
2.5 günlük izlenimim sonrası ABD insanının, basketbolla ilgiliyse FIBA 2010'u ve bu organizasyonun Türkiye'de olduğunu bildiğini gördüm.

Sıkıcı gösteri maçı...
Yorucu günün ardından günün son programı için öğleden sonra yeniden Radio City Music Hall'a geldim. Benim gibi yapmayıp sabahki program sonrası otele dönen grubumla buluşup salona giriş yaptık. Şov, görsellik ve müziğin ağırlıkta olduğu bir akşam programı başladı. Müzik ve dans şovlarının ardından ABD Milli Takımı iki grup halinde 12'şer dakikadan 2 çeyreklik bir gösteri maçı oynadı. Açıkçası maçtan da fazla keyif almadım zira şut yüzdeleri çok düşüktü. Yine de Iguodala'nın smaçları biraz olsun yüzümüzü güldürdü. İki çeyrek sonunda skor dengede olunca galibi belli edecek taraf için "Atan galip" uygulamasına geçildi. Hava atışı sonrası ilk basketi atan mavi takım, beyaz takımı yendi. Iguodala ise organizasyonun MVP'si seçildi.
Bu arada milli takıma gelmeyen Dream Team üyeleri LeBron James, Dwyane Wade, Chris Bosh, Chris Paul, Carmelo Anthony ve Amaré Stoudemire de benchte maçı izlediler. Tahmin edileceği üzere çiçeği burnunda Knicks'li Amare en fazla alkışı alan taraf olurken, Wade ve LeBron, New York'lu basketbolseverlerden sert olmayan bir tepki aldı.
Biraz da müzik ama ne müzik!
Açıkçası maçın sıkıcılığı kısa süreli de olsa gözlerimi kapattırmıştı. Asıl organizasyon için sahne yaklaşık 1 saat süresince hazırlanıyordu. Günün yıldızı ise Jay-Z idi! Onu, süper şarkısı "Empire State of mind"ı, şarkının anlatıldığı şehirde yani New York'ta dinleyecektik. Yarı uykulu bekleyişimizin ardından sahne alan Jay-Z, bizlere süper bir müzik ziyafeti verdi ve tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Alicia Keys yerine yerel bir kadın şarkıcı Jay-Z'ye eşlik etse de harika bir zaman geçirdik. Ünlü şarkıcıya yakın arkadaşı LeBron James de zaman zaman şarkılarından eşlik etti. O konser sayesinde şu an bu yazıyı yazabildiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Yoksa "Uykumu almadan asla" derdim.

Dün "sürpriz" dediğm bu konserle bir günü daha geride bırakıp otelimize dönüş yaptık.
Gelelim cuma gününün programına... Günümüz, dünyanın bir numaralı sokak basketbolu arenası olan Rucker Park'ta geçecek. Burada bir araya geleceğimiz süper yıldızlar olacak ve bir arkadaşımızın deyimiyle Kasımpaşa - Karagümrük maçı yine bu sahada oynanacak.
Bu benzetmenin aslında hangi maç için yapıldığını ve gün içinde diğer tüm yaşadıklarımı bir sonraki yazımda anlatacağım.
Sedat BALCI / New York
Haber; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.


