Geri
İleri
"Yıldız olmadığı için ?Çarşı? öne çıktı"
Taraftarın da, kulübün de kadın yazara biraz daha temkinli yaklaştığını kabul ediyor Gülengül Altınsay... "Gazeteniz dahi yurt dışına bir yazar gönderecekse, 'O da iyi yazıyor ama, futbol oynamamış' düşüncesinden hareket ediyor" diyor. Kulüp yazarlarının kulübün sözcüsü misali algılanmasına da tavırlı olan Altınsay, "Demirören, Beşiktaş yazarlarını kulübe davet ederek kulüpçülük yapmamızı istedi. Bunun üzerine, 'Galatasaraylı yazara röportaj verdiniz' sözümden sonra beni Sanem Altan ile karşı karşıya getirdiler" ifadelerini kullanıyor...***
Meşin yuvarlak peşinde koşanlar arasında çok sayıda kadından biri Gülengül Altınsay...
Siyah-Beyaz renklere sevdalanmış bir futbol dostu?
Telefondaki tanışmamızın ardından iki gün sonra Cihangir Smyrna Cafe'deyiz
BJK'lı eski yöneticilerden İbrahim Altınsay'ın eşi olarak anılmaktan biraz da olsa sıkıntılı Gülengül Hanım...
Kendine has bir konuşma melodisiyle anlatıyor futbol yazarlığına uzanan hayat öyküsünü...
Basında çalışmak hep aklının bir köşesinde varmış ki, daha üniversite II. sınıfta Kauçuk-İş Sendikası'nın Basın Sözcülüğü'nü üstlenmiş.
Abhaz bir anne ile Laz bir babasın kızı Gülengül Altınsay...
Çocukluğu orman mühendisi - yönetici bir babanın çocuğu olarak Anadolu'yu gezerek geçmiş.
?Bizde, erkek işi - kız işi diye ayrılmazdı? diyor.
Bu nedenle küçük yaşına rağmen futbol maçları izleyip yorumlar yaptığında dahi hiç eleştiri almamış babasından.
Babanın memuriyetinden dolayı küçük yerlerde büyüdüğü için eğlence, akraba olmayınca, önce futbol, sonra siyaset en büyük ilgi alanı olmuş.
Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi olan babanın Beşiktaş taraftarlığı da etkilemiş tabii Gülengül'ü.
Hakkı Yeten'in seçtiği 3 kişiden biri olan baba, buz pateni yaparken belini incittiği için futbola yönelmiş.
3 çocuğunun arasında kızının üniversite tahsili yapmasını ise bilhassa istemiş.
Nedenini ise Gülengül Hanım anlatıyor: ?Ayakların üzerinde dur ve daha rahat boşanabil diye? derdi. Babamın akılcılığı daima hayat düstûrum oldu

?SAĞCI DEĞİL, SOLCU DEĞİL, FUTBOLCU!..?
Beşiktaş?ın bir özel maç için Sakarya?ya gelmesinin ayrı bir yeri var Gülengül Altınsay'ın hafızasında.
Büyük Ahmet, Küçük Ahmet, kaleci Necmi'nin bulunduğu takımı izleme şansını elde etmiş.
Ahmet'in 2 gol attıktan sonra tribünden yükselen, "Yeter kardeşim 2 gol attın, doymadın mı?" cümlesini ise halen gülümseyerek hatırlıyor.
İstanbul'daki üniversite yıllarında daha çok siyasi hareket içerisinde olduğu dönemlerde Beşiktaş'ın kötü olduğu günleri anlatırken Gülengül Hanım, "Ben kendimi bu şekilde kurtarmış oldum!" diyor şakayla karışık?
?Futbol banal bir şeydir duruşunu benimsemeye başladım. İlgilensem ne olacak?!.. Beşiktaş yerlerde sürünüyor. ?Sağcı değil, solcu değil, futbolcu? lafı o yıllarda en çok söylenen sözdü. İhtilalin yaklaştığından habersizdik. Ülkeyi kurtaracağımızı sanıyorduk.?
Aydınlık Gazetesi'nin kuruluşunda görev alır Gülengül Altınsay.
Gazetenin çıkışında hazırlanan afişteki genç kız fotoğrafına rastlarsanız, işte o kız Gülengül Altınsay'dır...
Gazete içinde emek isteyen her kademede çalışmış çalışkan genç kız...
1980 darbesinin ardından gazetesi kapanır kapanmasına ama bir kere gazetecilik iliklerine işlemiştir artık...
Aklının bir köşesinde matematik okumak hep var olmuş.
Biyolojiye ?hücre bilim? (sitoloji) uzmanı olmak için, genetik incelemek gayesiyle girmiş.
Resim ise hâlâ başlıca hobilerinden biri...
Ülkedeki o buhranlı yıllarda ise yaklaşık 10 yıl öğretmenlik yapar.
Bir yandan da 1989 yılında MEF Dershanesi'nin çıkardığı gazetede spor yazıları yazarak yeniden yazılarına başlar Gülengül Altınsay.
İlk yazısı 1989 Şubat'ında Metin Tekin ile ilgili, "Metin'in sorunu, kimin sorunu?" başlıklı yazısıdır.
İlk röportajını ise Les Ferdinand ile yapar.
Ferdinand'ın şöhretli günlerinde biraz yüreğine soğuk sular serpmiş Gülengül Altınsay, röportaj küçük bir şekilde gazetede kullanılınca...
Gelişim Spor'da Hıncal Uluç, Atilla Gökçe, Fatih Altaylı, Altan Tanrıkulu gibi isimlerden kurulu kadroda verilen emekler var.
Ardından Güneş Gazetesi Spor Servisi'ne yazılar yazmaya başlar.
Arada kimi boşlukların ardından bir ara Sabah-Fotomaç'ta, bir dönem de Hürriyet Spor'da Beşiktaş eleştirileri yazar.
Ardından eşinin işleri nedeniyle Londra'da yaşamaya başlayan Gülengül Altınsay, Star Gazetesi'ne de yazılar yazar.
Eşinin Beşiktaş Yönetimi'ne girmesiyle birlikte tekrar Türkiye'ye dönen Altınsay, MEF Dershanesi'nden eski öğrencisi İbrahim Seten'in kendisine ulaşmasıyla yeniden Sabah ve Fotomaç'a yazılar yazacaktır.
Çıplak gözle, statta maç seyrederek yazılarını kaleme almak ayrı bir keyif verir olmuş Gülengül Altınsay'a...
Hazır söz buraya gelmişken, özellikle deplasman maçlarında tek bayan olarak neler yaşadığını soruyorum.
- Erkeklerin çoğunlukta olduğu meslek grubundasınız, kendinizi yalnız hissettiğiniz oluyor mu?
?Ben yalnızlıktan sıkılan biri değilim. Yeter ki çevremdekiler beni rahatsız etmesin. Etrafımdakiler kadın ya da erkek olmuş önemli değil. Çünkü orada zaten maçı izliyor, atmosferi gözlemliyorsunuz. Maç sırasında başka bir şeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Tek başınasınız. Genelde bu toplumda erkeklerinin hissettirmeye çalıştığı bir baskıya alışkınız.?
?İYİ YAZIYOR AMA, FUTBOL OYNAMAMIŞ?
- Kadın olmanızdan dolayı bir kenarda tutulma hissine kapılıyor musunuz?
?Bunu her zaman, şu anda da hissediyorum. Bir yandan belli bir sevgi var saygı var. Kimseden bir saygısızlık görmedim. Ama futbolu anlama konusunda insanların bilinçaltına işlemiş bir şey var ki, o da kadını ikinci planda tutma... 'O da yazıyor, iyi de yazıyor ama futbol oynamamış' deniyor. Gazete bir yere yazar gönderecekse ilk planda hep eski futbolcular, erkek yazarlar ön planda oluyor. Bir milli maça gazeteniz sizi göndermiyor mesela...?
- Görevli olarak hiç milli bir maç izlemediniz mi yani?
?Hayır. Yunanistan'da oynanan maça kendi imkânlarımla gittim. Zaten seyahate gidiyordum. Eski bir futbolcunun ya da erkek bir yazarın yazılarının daha çok okunur' zannı var. Dışarıda karşılaştığım insanlar Türkiye ve spor yazarı dediğimde, ?aaaa? diyor. Yabancı dili var, akıllı da, diye çok değişik geliyor.?
- Size karşı taraftarın tepkisi nasıl?
?Uzun yıllardan bu yana Beşiktaş camiası içinde olduğum için taraftar biliyor, seviyor. ?Şu konularda şöyle yapın, böyle yapın?. Ya da Beşiktaş'ta bir hareket başlatmak, ya da yardım almak için ilk düşünülenlerden olmuyorum. Ama erkek bu işi daha iyi yapar diye düşünüldüğünü zannediyorum. Aradıkları zaman ?Önemsediğimiz birkaç yazardan birisiniz? derler. Dışarıda bir yerde taraftar geliyor. ?Bilmem ne ağabey, bu maç ne olur? diyor. Kültür düzeyi daha yüksek olanlar sanıyorum kadın - erkek ayırımını gözetmiyor. O açılardan birazcık bozulduğum zamanlar oluyor!... Ya da yanaşma konusunda zorluk çekiyorlar. Bir erkeğin erkeğe yaklaşması daha kolaydır. Bir de ben duruş olarak kolay yaklaşılacak biri değilim. Toplumun bize kazandırdığı bir durum bu. Herhangi bir sıkıntı çekmemek için ördüğümüz bir duvar vardır ya, bunun da etkisi olabilir diye düşünüyorum.?
- Yönetimin size yaklaşımı nasıl?
?Tabii çok hoşlarına giden bir şey, bir kadın yazarın kulüplerini kaleme alıyor olması. Kulübün savunuculuğunu yazarın üstlenmesi şık olmaz. Her şekilde savunmak diye bir şey spor yazarı için mümkün değil. Bunu talep edebiliyor yönetimler. İyi şeyler yapın savunalım. Sadece Beşiktaş'ta değil, diğer kulüplerde de olduğunu zannediyorum. Kongre üyesi oluyorsunuz, ?Üyeliğini feshedeceğiz, nasıl bizim aleyhimize yazar? deniyor.?
?SANEM?İ KISKANDIĞIM ZANNEDİLDİ?
- Yazar da sonuçta bir gazetecidir ve işini yapar?
?Biz bunu yönetimimizle yaşadık. Yıldırım Demirören, ligin bitimine 5-6 hafta kala bizden destek istedi. Beşiktaş yazarlarıyla muhabirler çağrıldık, ?Bize destek verin? dendi. ?Şampiyonluk için yemin ettik? deniyor. Ki, o sene Fenerbahçe şampiyon oldu!.. Ben de o zamanlar Başkan Demirören'den röportaj bekliyorum. Demirören arkadaşım, ailece görüşüyoruz. Evlerine gittik, eşiyle tanışıyoruz. Beni öne almasını da beklemiyorum. Ama kimseye konuşmadığını söylüyor. Baktım ki, bu toplantının bir gün öncesi Sanem Altan'ın TV programının konuğu. Sanem'e karşı değilim. İbrahim Seten benim yakınım. Sanem de onun eşi. Bir kadın yazar olarak da destek çıkarım. Bunun üzerine ?Bizden Beşiktaşlıyız diye destek istiyorsunuz. Ama bize röportaj vermediniz. Sonra gittiniz Galatasaraylı bir yazara röportaj verdiniz? dedim. Sonra bu yanlış yorumlandı. ?Sanem?i kıskandı? dendi. Böyle bir şey değil. Başkan öyle bir konuşma yapmasaydı, ben Sanem konusunu gündeme getirmezdim.?
- Bu durum üzerine öğrencinizle aranız açıldı mı?
?İbrahim Seten'e yanlış iletenler olmuş. Sonra beni aradı, ?Senden beklemezdim? dedi. Belli ki yanlış laflar götürülmüş.?
- Ligimiz bu yıl sürprizle karşı karşıya. Sivasspor çıkışın sonunu getirebileceğine inanıyor musunuz?
?Beşiktaşlılar bunu çok iyi bilirler, asıl rekabet 3 büyükler arasındadır. Neden?.. Basında bunu ister, kamuoyu da. Çok ve güçlü taraftarı vardır. Şampiyonluk mücadelesi 3 büyükler arasında geçer. Bu süreçte en büyük haksızlıklar esasında bunların arasında olur. Beşiktaş ile Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesi veriyorsa burada Beşiktaş'a bir Anadolu takımından daha büyük haksızlığa uğrayabilir. Bu onun gücüne bağlı olan bir şeydir. Anadolu takımlarının en büyük avantajı bu çelişkilerden yararlanmaktır.
?BEŞİKTAŞ BÜYÜKLERİN KÜÇÜĞÜ?
Bunların içinde Beşiktaş her zaman en fazla mağdur olandır. Çünkü en küçük olan odur. Beşiktaş büyüklerin küçüğüdür. Sivas gibi büyük olmayan bir takımın bu arenada mücadele etmesi tabi ki zor bir şey. Ama her zaman bir şeyin bir ilki olacaktır. Sivas iyi futbol oynuyorsa, kimse onların atacağı golü engelleyemez. Diyelim ki Sivas'ı şampiyon yapmak istemediler. Hakemler aleyhlerine kararlar veriyor. Beşiktaş'ın böyle 'Şerefli ikincilikler' dönemi vardır geçmişte. Ama siz belli bir güce sahipseniz bu hatalara rağmen belli bir noktaya gelirsiniz. Sadece sahada futbol konuşursa sahada tabii ki Sivas'ın tabii ki şansı çok daha fazla olacaktır. Önüne engel konsa dahi yine de şanslı olduğuna inanıyorum. Bu yıllardır konuşuluyordu, belki de ilk kez bu yıl gerçekleşecek. Herkes Sivas'a sempatiyle yaklaşıyorlar .?Tamam, bırakalım, olabiliyorlarsa olsunlar? diye önlerine engel koymayabilirler.. Ben böyle bir olasılığı ufak ufak görmeye başladım. Sivas, herkesin sempatiyle yaklaştığı bir takım. Benim sinirlendiğim nokta Anadolu takımlarının 'Bize yedirmezler' diyerek işi sürekli sermeleri. Ona bakarsanız Beşiktaş'a da yedirmiyorlardı. İnatçı olmak, pes etmemek, emek vermek lazım...?
?HER KULÜP FUTBOLCUSUNU SATAR?
- Sivasspor oyuncularını satmayı göze aldı, değerini bulduğunda ?Neden olmasın?? dedi ve taraftarına çağrıda bulundu. SMS ile destek istedi. Alternatifler arıyorlar yani...
?Geçtiğimiz yıl Kayserispor bunun bir farklı versiyonunu yaşadı. Gökhan ve Mehmet Topal'ın herkes peşindeydi. Yönetim, 'satmıyoruz' dedi. Futbolcunun da morali bozuldu. Takımın performansı düştü. ?Satabiliriz? dediğiniz zaman futbolcu kendini daha da göstermek ister. Ama Sivas, ?Değerini verdikten sonra satarız? dedi. Doğrusu da budur . En büyük kulüpler dahi futbolcu satar.?
- Beşiktaş'ı bir kelimeyle özetlemenizi istesem ne dersiniz? Sevimli, panik, coşkulu...
?Emekçi...?
- İlginç... Şu anda da aynı görüşte misiniz?
?Eski Beşiktaş tabii... Yıldırım Demirören'in takımı Fenerbahçe'nin yoluna girdi. Yani, işi daha kolaydan elde etme yolu...?
- Demirören yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
?Beşiktaş, birçok kulüp gibi dünya takımı olma yolunda bir takım değişiklikler yapmak zorundaydı. Şirketleşme Serdar Bilgili döneminde gerçekleştirildi. Telefon açtığınızda kulüpte yanıt verecek biriyle muhatap olmaya başladık. Profesyonel insanlar, onun bunun yakını yerine şirket olan Beşiktaş kulübü içinde yer aldı. Beşiktaş taraftarı uzun yıllardır, ?hak ettiğimiz için kazanamıyoruz, üst kademede yeterli adamımız yok, masa başında kaybediyoruz? diye şikayet ediyordu. Belli noktalarda doğrudur. Beşiktaş genç futbolcularla oynayan, altyapısını önemseyen, profesyonelliği yaşayan takımıyla emekçiydi. Üç büyükler içinde en sevimli olandı Beşiktaş. Galatasaraylı Beşiktaş'a, Fenerli Beşiktaş'a daha sempatik bakardı. Sempati uzun süre devam etti. Çoğu insan, ?Aaa ben Beşiktaşlı değilim ama seviyorum? derdi. Çünkü, hakikaten kimsenin sınırlarına girmiyordu. Onlar bir takım mücadeleler içindeyken o sınırlara girmiyordu. Devamlı hakkını yediğiniz bir takıma neden sinirleneceksiniz ki?!?
?3 YIL ÖNCE PAF TAKIMINA 2 TECRÜBELİ İSİM KONSAYDI, BUNDAN İYİ OLURDU?
Sohbetimizi keyifle sürdürürken, Gülengül Hanım?ın söyledikleriyle karşılıklı gülümsemeden edemiyoruz...
Karşımdaki zarif hanım, ?bir dokun, bin ah eşit!? misali, anlattıkça anlatıyor?
?Modernleşme adı altında bazı olumlu şeyler yapılırken, kimi olumsuzluklar da oldu. Profesyonellik, futbolda akıllı oynamak adı altında hakem itirazlarından tutun, gereksiz penaltı arayışlarına, hakemleri baskı altına almaya ilişkin demeçler Beşiktaş'ın da içine girdi. Beşiktaş'ı farklı tutan özelliklerden de yemeye başlandı, adına da 'modernleşme' dendi. Kulübün geleneksel bazı kriterleri var. Bir futbolcuya bakarsınız, ?Bu FB'li, bu GS'lı ya da Beşiktaşlı futbolcu? dersiniz. Biz taraftar olduğumuz dönemlerde ?Tamam terbiyeli olsunlar ama bu kadar da ezik büzük oynamasınlar? derdik. Hakikaten Beşiktaşlı saygılı, faul yapmaz, itiraz etmezdi. Biz Beşiktaşlılar, her şeye itiraz eden, hakemi aldatmaya yönelik oynayan bir oyuncu için, ?Bu Beşiktaş'ta oynayamaz? derdik. Bugünkü modern çerçevede ele aldığınızda işi profesyonellik sınırlar içinde oynayanlar da var. Sahtekârlık yapanlar da var, bunu tasvip etmiyorlar. Modern kulüp olmak başka bir şey. Kulübün menfaatlerini korumak başka bir şey. Temelli devrimler yaparak kulübü üst düzey seviyeye getirmek, bir takım çevreleri kullanarak, çeşitli grupları baskı altına alarak, eleştirileri engellemek ise başka bir şey. Bunlar gelip geçici şeyler. Demirören, ?Şampiyon olacağım? diye geldi. Uzun vadeli takım kurmak yerine, dışardan içerden, dünya kadar oyuncu alarak takımı bozdu. PAF takımına 3 yıl önce alıp arasına 2 tecrübeli oyuncu konsaydı, bugün Beşiktaş çok daha iyi noktadaydı ve hiç de borcu yoktu. Paralı yönetici değil, para kazandıran yönetici lazım. Serdar Bilgili döneminde bu bir nebze yerine geldi. Sonra oturmadı. Demirören de paralı, paralı da. O parayı faiziyle alacak. Gelişigüzel harcadı, çarçur etti, ?Beşiktaş'a harcandı? diyerek kulüpten tahsil edecek.?
?HERKES ÖLÜYOR BEŞİKTAŞ BAŞKANLIĞI İÇİN, AMA...?
- Del Bosque ile yaşanan anlaşmazlık kulübe paranın yanı sıra Avrupa'da da prestij kaybı yaşattı.
?Özellikle Del Bosque konusu çok ilginç. Hukuki bazı yaptırımlar yerine getirilmediği için kulübün inanılmaz bir hatası ve prestij kaybı var. Çok anlamıyorum ama şunu biliyorum, sözleşmeye bakılmamış. ?Nasıl daha az zarar ederiz? diyerek düşünülmemiş. Ciddi bir maddi kayıp tabii ki...?
- Bunun önüne nasıl geçilebilir. Demirören'in karşısına aday dahi çıkmadı yeniden seçildi.
?Evet, tek aday. Karşısına rakip dahi çıkmadı. Nedeni ise kulübün fazla borçlanması, Aziz Yıldırım bunu bir dönem yaptı. Bunu yaptı ama kulübe çok şeyler kattı. Bazı yanlışlar yapabilirsiniz ama, eksileriniz çok fazlaysa eksilerin üzerine gidilmesi gerekir. Karşısına rakip çıkmaması kimsenin Beşiktaş başkanlığını istememesi değil. Herkes ölüyor Beşiktaş Kulüp Başkanlığı için. Ama öyle bir borç var ki... En az 20 milyon dolar cebine koyup gelirsen bu çarkı döndürebilirsin. Bu da göz korkutuyor. Üstelik bu sportif başarısızlığa rağmen, tribünlerden ara ara çıkan sesin bastırılması da ilginç. Aynı şey gelecek yönetim için söz konusu olmaz. Eğer aynı yöntemleri kullanmazsa... Beşiktaş'tan menfaat bekleyenlerin muslukları kapanırsa, ikinci günden itibaren statlar boşalacak, sesler yükselecek. Hem tabanın, hem kongre üyelerinin olayın farkında olup devrimci bir sürece girmeleri gerek.?
- Bu ışığı görüyor musunuz?
?Şu anda yok, birkaç yıl daha geçmesi gerekiyor. Tabandaki Beşiktaşlılar ile kongre üyeleri farklı düşünüyor. Şu anda kongre üyelerinin de önemli bir bölümünün bu şekilde düşünecek duruma gelmesi lazım. Bu da nasıl gelir bilmiyorum. Fenerbahçe'nin bu gruplardan ağzı çok yandı. İyi bir şeymiş gibi Beşiktaş da örnek aldı. Fenerbahçe bunun yanlış olduğunu gördü, tedavi oldu. Ama Beşiktaş'ta değişik gruplar seçim sırasında çeşitli karşılıklar alarak kulübün genel doğrularından taviz vermesine yol açıyorlar. İktidara gelen, bazı gruplara gebeyse o grupların isteklerine göre hareket etmesi gerekiyor, yani bağımsız olmuyor. Bu kadar bağlantılı yönetimin de başarılı olması söz konusu değildir.?
- Beşiktaş Avrupa defterini kapattı. Lig ve kupaya konsantre olması için geçerli bir sebep olabilir mi, yoksa züğürt tesellisi mi?
?Bunlar teselli, Pollyanna'cılıktır. Büyük kulüpseniz Avrupa'da devam etmeniz lazım. Bir sonraki sene Avrupa'da yer alabilmek için de liginizdeki durumunuzu korumanız lazım. Artık iş Türkiye'deki şampiyonluk değil, Avrupa'da başarı. Arena bu... Kaldı ki, bu tarz hedefleri olan kulüplerin kadrolarını geniş tutarak çok rahatlıkla üç kulvarda birden mücadele verdiklerini görebiliyoruz. Kimi maçlara PAF takımlarıyla çıkan takımlar var. Müthiş oynayıp, o takımdan öne çıkan isimleri A takıma çıkartıyor. Takımını yormadan, bir yandan da yeni oyuncularını A kadrosuna çekiyor. Bu yüzden bu bir züğürt tesellisi. Büyük kulüplerin mutlaka mart ayını görmeleri lazım. En azından Şampiyonlar Ligi'ne gidebilecek kapasitede olmaları lazım.?
?MÜCADELENİ VERECEKSİN?
- Fenerbahçe-Sevilla yorumunuz...
?Sevilla çok iyi bir takım, çıkış içinde. Biz karşı karşıya geldik. Şehir çok güzel, formaları çok hoşuma gidiyor. Resimle ilgilenen biri olarak Endülüs etkisi formalarındaki estetik beni çok etkiler. Tabii Sevilla, bir Barcelona, bir Arsenal gibi kazanmayı alışkanlık haline getirmiş bir takım değil. Bir bakıyorsunuz müthiş bir oyun ortaya çıkarıyor. Bir bakıyorsunuz, kazanma konusunda çok iyi olmadıkları için iyi oynayıp kazanamaya biliyor. Fenerbahçe için en iyi rakiplerden birisi. Ama Şükrü Saracoğlu'ndaki sonuç çok daha mühim. O atmosferi kullanarak, takımın rutinini bozmaları gerek. Beşiktaş'ın Liverpool'u 2-1 yenmesinin tek nedeni seyircidir.?
- Youtube'da en fazla tıklanan görüntüydü o seyirci desteği. Ama sonrası hüzün oldu.
?Olabilir. Bunu çok abartıyorlar. Benim eleştirdiğim orada Beşiktaş takımının tavrıydı. 3. ve 4. golden sonra abarttılar, takım dağıldı. Leeds'e 6-0 yenildiğimizde maçı tribünden izledim. Orada gol yedikçe, gol atmaya çalıştılar. Daha çok yediler. Defansa bıraktılar, 'Kardeşim gol atacağız' dediler. Ama Liverpool'da, 'Ne olacak bizim halimiz' tavrıyla panikteydiler. Maç 2-3 dakika daha uzasaydı 10-12 olurdu. Benim sinirlendiğim bu. Ne olursa olsun sen Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmeye hak kazanmış bir takımsın. Böyle bir korkuya kapılmana gerek yok. Mücadeleni vereceksin, 8-0 olduğunda da, 'Ne yapalım kardeşim elimizden geleni yaptık' dersin. Ama tabii Türkiye'de insanlar rakamlara çok ehemmiyet veriyor.?
?ÇARŞI GRUBU TAKIMIN ÖNÜNE GEÇTİ?
- Beşiktaş taraftarında şiddet biraz öne çıkıyor. Bunun nasıl önüne geçilebilir?
?Taraftarın canlı olması çok güzel bir şey. Ben, Çarşı Grubu'nu normal bir taraftar grubu olarak görmüyorum. Her türlü siyasi olaya yaklaşımları var. Sadece olaya futbol açısından bakmıyorlar. Aralarından çok donanımlı insanlar var, olmayanlar da tabii. Çok küçük bir grup değil. çizgileri çok farklı, değişik kesimlerden gelen insanlardan kurulu. Burada önemli olan kimlerin hakim olduğu, çizgiyi, tavrı kim belirliyor? Bugüne kadar bir olumsuzluk yaşanmadı. Bütün olaylara duyarlı, adil olmaya çalışan, yorum yapan bir grup vardı. Bu kadar maddiyatın ön plana çıktığı, sektör haline geldiği ortamda taraftar da bu dönen paralardan pay isteme sürecine girdi.?
- Korkarım alıştırıldılar...
?Tabii ki... Yalın bir taraftar olmaktan çıkmaya başladılar. Kulüplerin buna prim vermemeleri lazım. Bugün sizin aleyhinize bağırmayacaklar ama yarın alamadıklarını beğenmeyecekler, daha fazlasını isteyecekler. Nedir, taraftar portresi?. Formasını, biletini alır, tribüne gelir, takımını destekler... Bu profilin dışına çıkanlara kapıların yavaş yavaş kapatılması lazım. Bunu Fenerbahçe doğru yaptı. Büyük oranda, Türkiye'de bazı şeyleri yüzde yüz çözemezsiniz. Fenerbahçe portresi değişmeye başladı. Bu durum coşkunun azalması olarak algılanabilir ama bunu göze almak lazım. Sürekli kulüpten menfaat bekleyen, olmadığında zaman bunu şiddete döken insanları statlara sokmamak lazım. Çoluk çocuğuyla maça gelmek isteyen insanlara da mani oluyorsunuz. Kaldı ki, Beşiktaş bu konuda ilk kulüptür. Çünkü, bir semt takımıdır ve bu semtin insanları gelir. Ama bu giderek yok olmaya başladı. Artık, Fenerbahçe'nin stadına insanlar, kız arkadaşları ve aileleriyle geliyor. Futbolun eğlence olduğunu unutmadan, taraftarın eğlenerek, insani koşullar içinde maç seyretmesini sağlamak lazım. Öyle şeyler duyuyoruz ki, o gruba aykırı düşen insan atılıyor. Kombinesi var stada giremiyor. Maçın ortasında ağlayarak stadı terk ediyor. Bazı taraftarlar kendilerini diğerlerinden üstün görmeye başladığında bunun sonu yok.?
?SEYİRCİ, SEYREDİLEN OLDU, HER ŞEYİN BİR YERİ VAR?
- Beşiktaş'ta roller değişti. Çarşı grubu artık takımın önüne geçiyor, siz ne dersiniz?
?Biraz da takımın geri plana düşmesi, starların olmaması nedeniyle, Çarşı Grubu sanki takımın önüne geçti. Daha nice Pascal Nouma, İlhan Mansız formaları satılırken, bugün Çarşı grubunun t-shirtleri satılıyor. Tamam güzel, ama her şeyin bir yeri var. Seyirci, seyirciliğini bilmesi lazım. Seyirci artık, seyredilen hale geldi.?
- Avrupa biletini zorla da olsa aldık. Şansımızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
?Manevi duyguları futbol sahalarına taşımak ve bundan medet umarak bir yerlere gelmek çok, çok yanlış şeyler. Bunu İsviçre maçında yaşadık ve rezil olduk. Futbolcuların nasıl motive (!) edildiklerini gördük. Futbolcuyken, ?insan eline taşın altına koyar, kartlık bir hareket yapar? diye eleştirdiğim Şifo Mehmet?in, orada tekme attığını gördüm. Öyle bir ortam çok yanlıştı. Sporu milliyetçilikle karıştırmamak lazım. Sonuçta bu bir spordur. Mutlaka kazanan ve kaybeden olacaktır. Asıl karşıdaki insana saygı gösterdiğinizde büyürsünüz, sempatik olursunuz. 'Yenilen ama sempatik olan milli takım mı, yoksa ona buna tekme atan ama kazanan mı bir milli takım derseniz?', ben daima profesyonelce işini yapan, rakibine saygı gösteren ve tribünlerin sempatisini kazanan mili takımı yeğlerim.?
- Çok yazıldı çizildi, ama gerekli derslerin çıkarıldığına inanıyor musunuz?
?Bu konuda çok konuşuldu ama bu olayın kahramanları ne derece özeleştiri yaptılar bilemiyorum. Ama o dönem suçluların baş aktörlerinden Emre, kaptan yapıldı. Şike iddiasıyla 6 ay ceza alan Gökdeniz, milli takımın başlıca oyuncularından bir tanesi. Maalesef, 'maneviyatçıyız' diyoruz. Ama uygulamada aynı duyarlılığı gösteremiyoruz. Grup liderinin İsviçre olmasını da çok anlamlı buluyorum. Takdiri ilahi!... Tüm olumsuzlukları silerek centilmenlik içerisinde olmamız lazım.?

Beşiktaş ve futbol sevdalısı bir kadından, Gülengül Altınsay'dan takımından, ulusal takım oyuncularına kadar çeşitli alanlardaki fikirlerini aldım.
Duygusal düşünüyor olabilir ama hislerini yorumlarında uzak tutmaya gözen gösterdiğini fark edebiliyorsunuz.
Sadece kadın olduğu için değil, futbolu seven bir yazar olarak takip edilmek isteyen dişi kalemlerden biri Gülengül Altınsay.
Hatta ve hatta eşinden dolayı hatırlanmak ise bazen sinirlendirebiliyor kendisini...
Hayat yolunda uzun yıllardır birlikte yürüdüklerini bildiğim için "Kaç yıllık evlisiniz?" şeklindeki sorumu Gülengül Hanım, "Çookkkk!.." diyerek yanıtlıyor.
Birbirlerine olan sevdalarından önce başlayan bir sevgi var ki, o da Beşiktaş...
Bir takıma gönül vermek, taraftarın karşılıksız emek isteyen sevgisi ve bu sevgiyle yıllardır bir sevdiceği için yazılar kaleme almak.
Görüyorsunuz ya,
Bu da farklı bir kadın dokunuşu...
Dedik ya bir kere: Futbola kadın eli değdi!..
Bir hayal kursak, belki olur ne dersiniz?..
Taraftarlar rakip tribünlere küfürler değil, çiçekler fırlatsa,
Binlerce insanın bir araya geldiği bu alanda hep bir ağızdan aşk şarkıları söylense,
'Çok zor' mu diyorsunuz?
Ama benim hayallerim var,
Artık kadının eli futbola dokundu bir kez,
Bu büyülü topa, o sihir bulaştı,
Bir gün ortaya çıkacak ama,
İşte, tıpkı kadın gibi,
Zarafeti kendin de saklı!..
Röportaj: Saadet ÖZCAN
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Kalpleri futbol için çarpanlar sadece erkekler değil ki...Meşin yuvarlak peşinde koşanlar arasında çok sayıda kadından biri Gülengül Altınsay...
Siyah-Beyaz renklere sevdalanmış bir futbol dostu?
Telefondaki tanışmamızın ardından iki gün sonra Cihangir Smyrna Cafe'deyiz
BJK'lı eski yöneticilerden İbrahim Altınsay'ın eşi olarak anılmaktan biraz da olsa sıkıntılı Gülengül Hanım...
Kendine has bir konuşma melodisiyle anlatıyor futbol yazarlığına uzanan hayat öyküsünü...
Basında çalışmak hep aklının bir köşesinde varmış ki, daha üniversite II. sınıfta Kauçuk-İş Sendikası'nın Basın Sözcülüğü'nü üstlenmiş.
Abhaz bir anne ile Laz bir babasın kızı Gülengül Altınsay...
Çocukluğu orman mühendisi - yönetici bir babanın çocuğu olarak Anadolu'yu gezerek geçmiş.
?Bizde, erkek işi - kız işi diye ayrılmazdı? diyor.
Bu nedenle küçük yaşına rağmen futbol maçları izleyip yorumlar yaptığında dahi hiç eleştiri almamış babasından.
Babanın memuriyetinden dolayı küçük yerlerde büyüdüğü için eğlence, akraba olmayınca, önce futbol, sonra siyaset en büyük ilgi alanı olmuş.
Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi olan babanın Beşiktaş taraftarlığı da etkilemiş tabii Gülengül'ü.
Hakkı Yeten'in seçtiği 3 kişiden biri olan baba, buz pateni yaparken belini incittiği için futbola yönelmiş.
3 çocuğunun arasında kızının üniversite tahsili yapmasını ise bilhassa istemiş.
Nedenini ise Gülengül Hanım anlatıyor: ?Ayakların üzerinde dur ve daha rahat boşanabil diye? derdi. Babamın akılcılığı daima hayat düstûrum oldu

?SAĞCI DEĞİL, SOLCU DEĞİL, FUTBOLCU!..?
Beşiktaş?ın bir özel maç için Sakarya?ya gelmesinin ayrı bir yeri var Gülengül Altınsay'ın hafızasında.
Büyük Ahmet, Küçük Ahmet, kaleci Necmi'nin bulunduğu takımı izleme şansını elde etmiş.
Ahmet'in 2 gol attıktan sonra tribünden yükselen, "Yeter kardeşim 2 gol attın, doymadın mı?" cümlesini ise halen gülümseyerek hatırlıyor.
İstanbul'daki üniversite yıllarında daha çok siyasi hareket içerisinde olduğu dönemlerde Beşiktaş'ın kötü olduğu günleri anlatırken Gülengül Hanım, "Ben kendimi bu şekilde kurtarmış oldum!" diyor şakayla karışık?
?Futbol banal bir şeydir duruşunu benimsemeye başladım. İlgilensem ne olacak?!.. Beşiktaş yerlerde sürünüyor. ?Sağcı değil, solcu değil, futbolcu? lafı o yıllarda en çok söylenen sözdü. İhtilalin yaklaştığından habersizdik. Ülkeyi kurtaracağımızı sanıyorduk.?
Aydınlık Gazetesi'nin kuruluşunda görev alır Gülengül Altınsay.
Gazetenin çıkışında hazırlanan afişteki genç kız fotoğrafına rastlarsanız, işte o kız Gülengül Altınsay'dır...
Gazete içinde emek isteyen her kademede çalışmış çalışkan genç kız...
1980 darbesinin ardından gazetesi kapanır kapanmasına ama bir kere gazetecilik iliklerine işlemiştir artık...
Aklının bir köşesinde matematik okumak hep var olmuş.
Biyolojiye ?hücre bilim? (sitoloji) uzmanı olmak için, genetik incelemek gayesiyle girmiş.
Resim ise hâlâ başlıca hobilerinden biri...
Ülkedeki o buhranlı yıllarda ise yaklaşık 10 yıl öğretmenlik yapar.
Bir yandan da 1989 yılında MEF Dershanesi'nin çıkardığı gazetede spor yazıları yazarak yeniden yazılarına başlar Gülengül Altınsay.
İlk yazısı 1989 Şubat'ında Metin Tekin ile ilgili, "Metin'in sorunu, kimin sorunu?" başlıklı yazısıdır.
İlk röportajını ise Les Ferdinand ile yapar.
Ferdinand'ın şöhretli günlerinde biraz yüreğine soğuk sular serpmiş Gülengül Altınsay, röportaj küçük bir şekilde gazetede kullanılınca...
Gelişim Spor'da Hıncal Uluç, Atilla Gökçe, Fatih Altaylı, Altan Tanrıkulu gibi isimlerden kurulu kadroda verilen emekler var.
Ardından Güneş Gazetesi Spor Servisi'ne yazılar yazmaya başlar.
Arada kimi boşlukların ardından bir ara Sabah-Fotomaç'ta, bir dönem de Hürriyet Spor'da Beşiktaş eleştirileri yazar.
Ardından eşinin işleri nedeniyle Londra'da yaşamaya başlayan Gülengül Altınsay, Star Gazetesi'ne de yazılar yazar.
Eşinin Beşiktaş Yönetimi'ne girmesiyle birlikte tekrar Türkiye'ye dönen Altınsay, MEF Dershanesi'nden eski öğrencisi İbrahim Seten'in kendisine ulaşmasıyla yeniden Sabah ve Fotomaç'a yazılar yazacaktır.
Çıplak gözle, statta maç seyrederek yazılarını kaleme almak ayrı bir keyif verir olmuş Gülengül Altınsay'a...
Hazır söz buraya gelmişken, özellikle deplasman maçlarında tek bayan olarak neler yaşadığını soruyorum.
- Erkeklerin çoğunlukta olduğu meslek grubundasınız, kendinizi yalnız hissettiğiniz oluyor mu?
?Ben yalnızlıktan sıkılan biri değilim. Yeter ki çevremdekiler beni rahatsız etmesin. Etrafımdakiler kadın ya da erkek olmuş önemli değil. Çünkü orada zaten maçı izliyor, atmosferi gözlemliyorsunuz. Maç sırasında başka bir şeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Tek başınasınız. Genelde bu toplumda erkeklerinin hissettirmeye çalıştığı bir baskıya alışkınız.?
?İYİ YAZIYOR AMA, FUTBOL OYNAMAMIŞ?
- Kadın olmanızdan dolayı bir kenarda tutulma hissine kapılıyor musunuz?
?Bunu her zaman, şu anda da hissediyorum. Bir yandan belli bir sevgi var saygı var. Kimseden bir saygısızlık görmedim. Ama futbolu anlama konusunda insanların bilinçaltına işlemiş bir şey var ki, o da kadını ikinci planda tutma... 'O da yazıyor, iyi de yazıyor ama futbol oynamamış' deniyor. Gazete bir yere yazar gönderecekse ilk planda hep eski futbolcular, erkek yazarlar ön planda oluyor. Bir milli maça gazeteniz sizi göndermiyor mesela...?
- Görevli olarak hiç milli bir maç izlemediniz mi yani?
?Hayır. Yunanistan'da oynanan maça kendi imkânlarımla gittim. Zaten seyahate gidiyordum. Eski bir futbolcunun ya da erkek bir yazarın yazılarının daha çok okunur' zannı var. Dışarıda karşılaştığım insanlar Türkiye ve spor yazarı dediğimde, ?aaaa? diyor. Yabancı dili var, akıllı da, diye çok değişik geliyor.?
- Size karşı taraftarın tepkisi nasıl?
?Uzun yıllardan bu yana Beşiktaş camiası içinde olduğum için taraftar biliyor, seviyor. ?Şu konularda şöyle yapın, böyle yapın?. Ya da Beşiktaş'ta bir hareket başlatmak, ya da yardım almak için ilk düşünülenlerden olmuyorum. Ama erkek bu işi daha iyi yapar diye düşünüldüğünü zannediyorum. Aradıkları zaman ?Önemsediğimiz birkaç yazardan birisiniz? derler. Dışarıda bir yerde taraftar geliyor. ?Bilmem ne ağabey, bu maç ne olur? diyor. Kültür düzeyi daha yüksek olanlar sanıyorum kadın - erkek ayırımını gözetmiyor. O açılardan birazcık bozulduğum zamanlar oluyor!... Ya da yanaşma konusunda zorluk çekiyorlar. Bir erkeğin erkeğe yaklaşması daha kolaydır. Bir de ben duruş olarak kolay yaklaşılacak biri değilim. Toplumun bize kazandırdığı bir durum bu. Herhangi bir sıkıntı çekmemek için ördüğümüz bir duvar vardır ya, bunun da etkisi olabilir diye düşünüyorum.?
- Yönetimin size yaklaşımı nasıl?
?Tabii çok hoşlarına giden bir şey, bir kadın yazarın kulüplerini kaleme alıyor olması. Kulübün savunuculuğunu yazarın üstlenmesi şık olmaz. Her şekilde savunmak diye bir şey spor yazarı için mümkün değil. Bunu talep edebiliyor yönetimler. İyi şeyler yapın savunalım. Sadece Beşiktaş'ta değil, diğer kulüplerde de olduğunu zannediyorum. Kongre üyesi oluyorsunuz, ?Üyeliğini feshedeceğiz, nasıl bizim aleyhimize yazar? deniyor.?
?SANEM?İ KISKANDIĞIM ZANNEDİLDİ?
- Yazar da sonuçta bir gazetecidir ve işini yapar??Biz bunu yönetimimizle yaşadık. Yıldırım Demirören, ligin bitimine 5-6 hafta kala bizden destek istedi. Beşiktaş yazarlarıyla muhabirler çağrıldık, ?Bize destek verin? dendi. ?Şampiyonluk için yemin ettik? deniyor. Ki, o sene Fenerbahçe şampiyon oldu!.. Ben de o zamanlar Başkan Demirören'den röportaj bekliyorum. Demirören arkadaşım, ailece görüşüyoruz. Evlerine gittik, eşiyle tanışıyoruz. Beni öne almasını da beklemiyorum. Ama kimseye konuşmadığını söylüyor. Baktım ki, bu toplantının bir gün öncesi Sanem Altan'ın TV programının konuğu. Sanem'e karşı değilim. İbrahim Seten benim yakınım. Sanem de onun eşi. Bir kadın yazar olarak da destek çıkarım. Bunun üzerine ?Bizden Beşiktaşlıyız diye destek istiyorsunuz. Ama bize röportaj vermediniz. Sonra gittiniz Galatasaraylı bir yazara röportaj verdiniz? dedim. Sonra bu yanlış yorumlandı. ?Sanem?i kıskandı? dendi. Böyle bir şey değil. Başkan öyle bir konuşma yapmasaydı, ben Sanem konusunu gündeme getirmezdim.?
- Bu durum üzerine öğrencinizle aranız açıldı mı?
?İbrahim Seten'e yanlış iletenler olmuş. Sonra beni aradı, ?Senden beklemezdim? dedi. Belli ki yanlış laflar götürülmüş.?
- Ligimiz bu yıl sürprizle karşı karşıya. Sivasspor çıkışın sonunu getirebileceğine inanıyor musunuz?
?Beşiktaşlılar bunu çok iyi bilirler, asıl rekabet 3 büyükler arasındadır. Neden?.. Basında bunu ister, kamuoyu da. Çok ve güçlü taraftarı vardır. Şampiyonluk mücadelesi 3 büyükler arasında geçer. Bu süreçte en büyük haksızlıklar esasında bunların arasında olur. Beşiktaş ile Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesi veriyorsa burada Beşiktaş'a bir Anadolu takımından daha büyük haksızlığa uğrayabilir. Bu onun gücüne bağlı olan bir şeydir. Anadolu takımlarının en büyük avantajı bu çelişkilerden yararlanmaktır.
?BEŞİKTAŞ BÜYÜKLERİN KÜÇÜĞÜ?
Bunların içinde Beşiktaş her zaman en fazla mağdur olandır. Çünkü en küçük olan odur. Beşiktaş büyüklerin küçüğüdür. Sivas gibi büyük olmayan bir takımın bu arenada mücadele etmesi tabi ki zor bir şey. Ama her zaman bir şeyin bir ilki olacaktır. Sivas iyi futbol oynuyorsa, kimse onların atacağı golü engelleyemez. Diyelim ki Sivas'ı şampiyon yapmak istemediler. Hakemler aleyhlerine kararlar veriyor. Beşiktaş'ın böyle 'Şerefli ikincilikler' dönemi vardır geçmişte. Ama siz belli bir güce sahipseniz bu hatalara rağmen belli bir noktaya gelirsiniz. Sadece sahada futbol konuşursa sahada tabii ki Sivas'ın tabii ki şansı çok daha fazla olacaktır. Önüne engel konsa dahi yine de şanslı olduğuna inanıyorum. Bu yıllardır konuşuluyordu, belki de ilk kez bu yıl gerçekleşecek. Herkes Sivas'a sempatiyle yaklaşıyorlar .?Tamam, bırakalım, olabiliyorlarsa olsunlar? diye önlerine engel koymayabilirler.. Ben böyle bir olasılığı ufak ufak görmeye başladım. Sivas, herkesin sempatiyle yaklaştığı bir takım. Benim sinirlendiğim nokta Anadolu takımlarının 'Bize yedirmezler' diyerek işi sürekli sermeleri. Ona bakarsanız Beşiktaş'a da yedirmiyorlardı. İnatçı olmak, pes etmemek, emek vermek lazım...?
?HER KULÜP FUTBOLCUSUNU SATAR?
- Sivasspor oyuncularını satmayı göze aldı, değerini bulduğunda ?Neden olmasın?? dedi ve taraftarına çağrıda bulundu. SMS ile destek istedi. Alternatifler arıyorlar yani...
?Geçtiğimiz yıl Kayserispor bunun bir farklı versiyonunu yaşadı. Gökhan ve Mehmet Topal'ın herkes peşindeydi. Yönetim, 'satmıyoruz' dedi. Futbolcunun da morali bozuldu. Takımın performansı düştü. ?Satabiliriz? dediğiniz zaman futbolcu kendini daha da göstermek ister. Ama Sivas, ?Değerini verdikten sonra satarız? dedi. Doğrusu da budur . En büyük kulüpler dahi futbolcu satar.?
- Beşiktaş'ı bir kelimeyle özetlemenizi istesem ne dersiniz? Sevimli, panik, coşkulu...
?Emekçi...?
- İlginç... Şu anda da aynı görüşte misiniz?
?Eski Beşiktaş tabii... Yıldırım Demirören'in takımı Fenerbahçe'nin yoluna girdi. Yani, işi daha kolaydan elde etme yolu...?
- Demirören yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
?Beşiktaş, birçok kulüp gibi dünya takımı olma yolunda bir takım değişiklikler yapmak zorundaydı. Şirketleşme Serdar Bilgili döneminde gerçekleştirildi. Telefon açtığınızda kulüpte yanıt verecek biriyle muhatap olmaya başladık. Profesyonel insanlar, onun bunun yakını yerine şirket olan Beşiktaş kulübü içinde yer aldı. Beşiktaş taraftarı uzun yıllardır, ?hak ettiğimiz için kazanamıyoruz, üst kademede yeterli adamımız yok, masa başında kaybediyoruz? diye şikayet ediyordu. Belli noktalarda doğrudur. Beşiktaş genç futbolcularla oynayan, altyapısını önemseyen, profesyonelliği yaşayan takımıyla emekçiydi. Üç büyükler içinde en sevimli olandı Beşiktaş. Galatasaraylı Beşiktaş'a, Fenerli Beşiktaş'a daha sempatik bakardı. Sempati uzun süre devam etti. Çoğu insan, ?Aaa ben Beşiktaşlı değilim ama seviyorum? derdi. Çünkü, hakikaten kimsenin sınırlarına girmiyordu. Onlar bir takım mücadeleler içindeyken o sınırlara girmiyordu. Devamlı hakkını yediğiniz bir takıma neden sinirleneceksiniz ki?!?
?3 YIL ÖNCE PAF TAKIMINA 2 TECRÜBELİ İSİM KONSAYDI, BUNDAN İYİ OLURDU?
Sohbetimizi keyifle sürdürürken, Gülengül Hanım?ın söyledikleriyle karşılıklı gülümsemeden edemiyoruz...
Karşımdaki zarif hanım, ?bir dokun, bin ah eşit!? misali, anlattıkça anlatıyor?
?Modernleşme adı altında bazı olumlu şeyler yapılırken, kimi olumsuzluklar da oldu. Profesyonellik, futbolda akıllı oynamak adı altında hakem itirazlarından tutun, gereksiz penaltı arayışlarına, hakemleri baskı altına almaya ilişkin demeçler Beşiktaş'ın da içine girdi. Beşiktaş'ı farklı tutan özelliklerden de yemeye başlandı, adına da 'modernleşme' dendi. Kulübün geleneksel bazı kriterleri var. Bir futbolcuya bakarsınız, ?Bu FB'li, bu GS'lı ya da Beşiktaşlı futbolcu? dersiniz. Biz taraftar olduğumuz dönemlerde ?Tamam terbiyeli olsunlar ama bu kadar da ezik büzük oynamasınlar? derdik. Hakikaten Beşiktaşlı saygılı, faul yapmaz, itiraz etmezdi. Biz Beşiktaşlılar, her şeye itiraz eden, hakemi aldatmaya yönelik oynayan bir oyuncu için, ?Bu Beşiktaş'ta oynayamaz? derdik. Bugünkü modern çerçevede ele aldığınızda işi profesyonellik sınırlar içinde oynayanlar da var. Sahtekârlık yapanlar da var, bunu tasvip etmiyorlar. Modern kulüp olmak başka bir şey. Kulübün menfaatlerini korumak başka bir şey. Temelli devrimler yaparak kulübü üst düzey seviyeye getirmek, bir takım çevreleri kullanarak, çeşitli grupları baskı altına alarak, eleştirileri engellemek ise başka bir şey. Bunlar gelip geçici şeyler. Demirören, ?Şampiyon olacağım? diye geldi. Uzun vadeli takım kurmak yerine, dışardan içerden, dünya kadar oyuncu alarak takımı bozdu. PAF takımına 3 yıl önce alıp arasına 2 tecrübeli oyuncu konsaydı, bugün Beşiktaş çok daha iyi noktadaydı ve hiç de borcu yoktu. Paralı yönetici değil, para kazandıran yönetici lazım. Serdar Bilgili döneminde bu bir nebze yerine geldi. Sonra oturmadı. Demirören de paralı, paralı da. O parayı faiziyle alacak. Gelişigüzel harcadı, çarçur etti, ?Beşiktaş'a harcandı? diyerek kulüpten tahsil edecek.?
?HERKES ÖLÜYOR BEŞİKTAŞ BAŞKANLIĞI İÇİN, AMA...?
- Del Bosque ile yaşanan anlaşmazlık kulübe paranın yanı sıra Avrupa'da da prestij kaybı yaşattı.?Özellikle Del Bosque konusu çok ilginç. Hukuki bazı yaptırımlar yerine getirilmediği için kulübün inanılmaz bir hatası ve prestij kaybı var. Çok anlamıyorum ama şunu biliyorum, sözleşmeye bakılmamış. ?Nasıl daha az zarar ederiz? diyerek düşünülmemiş. Ciddi bir maddi kayıp tabii ki...?
- Bunun önüne nasıl geçilebilir. Demirören'in karşısına aday dahi çıkmadı yeniden seçildi.
?Evet, tek aday. Karşısına rakip dahi çıkmadı. Nedeni ise kulübün fazla borçlanması, Aziz Yıldırım bunu bir dönem yaptı. Bunu yaptı ama kulübe çok şeyler kattı. Bazı yanlışlar yapabilirsiniz ama, eksileriniz çok fazlaysa eksilerin üzerine gidilmesi gerekir. Karşısına rakip çıkmaması kimsenin Beşiktaş başkanlığını istememesi değil. Herkes ölüyor Beşiktaş Kulüp Başkanlığı için. Ama öyle bir borç var ki... En az 20 milyon dolar cebine koyup gelirsen bu çarkı döndürebilirsin. Bu da göz korkutuyor. Üstelik bu sportif başarısızlığa rağmen, tribünlerden ara ara çıkan sesin bastırılması da ilginç. Aynı şey gelecek yönetim için söz konusu olmaz. Eğer aynı yöntemleri kullanmazsa... Beşiktaş'tan menfaat bekleyenlerin muslukları kapanırsa, ikinci günden itibaren statlar boşalacak, sesler yükselecek. Hem tabanın, hem kongre üyelerinin olayın farkında olup devrimci bir sürece girmeleri gerek.?
- Bu ışığı görüyor musunuz?
?Şu anda yok, birkaç yıl daha geçmesi gerekiyor. Tabandaki Beşiktaşlılar ile kongre üyeleri farklı düşünüyor. Şu anda kongre üyelerinin de önemli bir bölümünün bu şekilde düşünecek duruma gelmesi lazım. Bu da nasıl gelir bilmiyorum. Fenerbahçe'nin bu gruplardan ağzı çok yandı. İyi bir şeymiş gibi Beşiktaş da örnek aldı. Fenerbahçe bunun yanlış olduğunu gördü, tedavi oldu. Ama Beşiktaş'ta değişik gruplar seçim sırasında çeşitli karşılıklar alarak kulübün genel doğrularından taviz vermesine yol açıyorlar. İktidara gelen, bazı gruplara gebeyse o grupların isteklerine göre hareket etmesi gerekiyor, yani bağımsız olmuyor. Bu kadar bağlantılı yönetimin de başarılı olması söz konusu değildir.?
- Beşiktaş Avrupa defterini kapattı. Lig ve kupaya konsantre olması için geçerli bir sebep olabilir mi, yoksa züğürt tesellisi mi?
?Bunlar teselli, Pollyanna'cılıktır. Büyük kulüpseniz Avrupa'da devam etmeniz lazım. Bir sonraki sene Avrupa'da yer alabilmek için de liginizdeki durumunuzu korumanız lazım. Artık iş Türkiye'deki şampiyonluk değil, Avrupa'da başarı. Arena bu... Kaldı ki, bu tarz hedefleri olan kulüplerin kadrolarını geniş tutarak çok rahatlıkla üç kulvarda birden mücadele verdiklerini görebiliyoruz. Kimi maçlara PAF takımlarıyla çıkan takımlar var. Müthiş oynayıp, o takımdan öne çıkan isimleri A takıma çıkartıyor. Takımını yormadan, bir yandan da yeni oyuncularını A kadrosuna çekiyor. Bu yüzden bu bir züğürt tesellisi. Büyük kulüplerin mutlaka mart ayını görmeleri lazım. En azından Şampiyonlar Ligi'ne gidebilecek kapasitede olmaları lazım.?
?MÜCADELENİ VERECEKSİN?
- Fenerbahçe-Sevilla yorumunuz...
?Sevilla çok iyi bir takım, çıkış içinde. Biz karşı karşıya geldik. Şehir çok güzel, formaları çok hoşuma gidiyor. Resimle ilgilenen biri olarak Endülüs etkisi formalarındaki estetik beni çok etkiler. Tabii Sevilla, bir Barcelona, bir Arsenal gibi kazanmayı alışkanlık haline getirmiş bir takım değil. Bir bakıyorsunuz müthiş bir oyun ortaya çıkarıyor. Bir bakıyorsunuz, kazanma konusunda çok iyi olmadıkları için iyi oynayıp kazanamaya biliyor. Fenerbahçe için en iyi rakiplerden birisi. Ama Şükrü Saracoğlu'ndaki sonuç çok daha mühim. O atmosferi kullanarak, takımın rutinini bozmaları gerek. Beşiktaş'ın Liverpool'u 2-1 yenmesinin tek nedeni seyircidir.?
- Youtube'da en fazla tıklanan görüntüydü o seyirci desteği. Ama sonrası hüzün oldu.
?Olabilir. Bunu çok abartıyorlar. Benim eleştirdiğim orada Beşiktaş takımının tavrıydı. 3. ve 4. golden sonra abarttılar, takım dağıldı. Leeds'e 6-0 yenildiğimizde maçı tribünden izledim. Orada gol yedikçe, gol atmaya çalıştılar. Daha çok yediler. Defansa bıraktılar, 'Kardeşim gol atacağız' dediler. Ama Liverpool'da, 'Ne olacak bizim halimiz' tavrıyla panikteydiler. Maç 2-3 dakika daha uzasaydı 10-12 olurdu. Benim sinirlendiğim bu. Ne olursa olsun sen Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmeye hak kazanmış bir takımsın. Böyle bir korkuya kapılmana gerek yok. Mücadeleni vereceksin, 8-0 olduğunda da, 'Ne yapalım kardeşim elimizden geleni yaptık' dersin. Ama tabii Türkiye'de insanlar rakamlara çok ehemmiyet veriyor.?
?ÇARŞI GRUBU TAKIMIN ÖNÜNE GEÇTİ?
- Beşiktaş taraftarında şiddet biraz öne çıkıyor. Bunun nasıl önüne geçilebilir?
?Taraftarın canlı olması çok güzel bir şey. Ben, Çarşı Grubu'nu normal bir taraftar grubu olarak görmüyorum. Her türlü siyasi olaya yaklaşımları var. Sadece olaya futbol açısından bakmıyorlar. Aralarından çok donanımlı insanlar var, olmayanlar da tabii. Çok küçük bir grup değil. çizgileri çok farklı, değişik kesimlerden gelen insanlardan kurulu. Burada önemli olan kimlerin hakim olduğu, çizgiyi, tavrı kim belirliyor? Bugüne kadar bir olumsuzluk yaşanmadı. Bütün olaylara duyarlı, adil olmaya çalışan, yorum yapan bir grup vardı. Bu kadar maddiyatın ön plana çıktığı, sektör haline geldiği ortamda taraftar da bu dönen paralardan pay isteme sürecine girdi.?
- Korkarım alıştırıldılar...
?Tabii ki... Yalın bir taraftar olmaktan çıkmaya başladılar. Kulüplerin buna prim vermemeleri lazım. Bugün sizin aleyhinize bağırmayacaklar ama yarın alamadıklarını beğenmeyecekler, daha fazlasını isteyecekler. Nedir, taraftar portresi?. Formasını, biletini alır, tribüne gelir, takımını destekler... Bu profilin dışına çıkanlara kapıların yavaş yavaş kapatılması lazım. Bunu Fenerbahçe doğru yaptı. Büyük oranda, Türkiye'de bazı şeyleri yüzde yüz çözemezsiniz. Fenerbahçe portresi değişmeye başladı. Bu durum coşkunun azalması olarak algılanabilir ama bunu göze almak lazım. Sürekli kulüpten menfaat bekleyen, olmadığında zaman bunu şiddete döken insanları statlara sokmamak lazım. Çoluk çocuğuyla maça gelmek isteyen insanlara da mani oluyorsunuz. Kaldı ki, Beşiktaş bu konuda ilk kulüptür. Çünkü, bir semt takımıdır ve bu semtin insanları gelir. Ama bu giderek yok olmaya başladı. Artık, Fenerbahçe'nin stadına insanlar, kız arkadaşları ve aileleriyle geliyor. Futbolun eğlence olduğunu unutmadan, taraftarın eğlenerek, insani koşullar içinde maç seyretmesini sağlamak lazım. Öyle şeyler duyuyoruz ki, o gruba aykırı düşen insan atılıyor. Kombinesi var stada giremiyor. Maçın ortasında ağlayarak stadı terk ediyor. Bazı taraftarlar kendilerini diğerlerinden üstün görmeye başladığında bunun sonu yok.?
?SEYİRCİ, SEYREDİLEN OLDU, HER ŞEYİN BİR YERİ VAR?
- Beşiktaş'ta roller değişti. Çarşı grubu artık takımın önüne geçiyor, siz ne dersiniz?
?Biraz da takımın geri plana düşmesi, starların olmaması nedeniyle, Çarşı Grubu sanki takımın önüne geçti. Daha nice Pascal Nouma, İlhan Mansız formaları satılırken, bugün Çarşı grubunun t-shirtleri satılıyor. Tamam güzel, ama her şeyin bir yeri var. Seyirci, seyirciliğini bilmesi lazım. Seyirci artık, seyredilen hale geldi.?
- Avrupa biletini zorla da olsa aldık. Şansımızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
?Manevi duyguları futbol sahalarına taşımak ve bundan medet umarak bir yerlere gelmek çok, çok yanlış şeyler. Bunu İsviçre maçında yaşadık ve rezil olduk. Futbolcuların nasıl motive (!) edildiklerini gördük. Futbolcuyken, ?insan eline taşın altına koyar, kartlık bir hareket yapar? diye eleştirdiğim Şifo Mehmet?in, orada tekme attığını gördüm. Öyle bir ortam çok yanlıştı. Sporu milliyetçilikle karıştırmamak lazım. Sonuçta bu bir spordur. Mutlaka kazanan ve kaybeden olacaktır. Asıl karşıdaki insana saygı gösterdiğinizde büyürsünüz, sempatik olursunuz. 'Yenilen ama sempatik olan milli takım mı, yoksa ona buna tekme atan ama kazanan mı bir milli takım derseniz?', ben daima profesyonelce işini yapan, rakibine saygı gösteren ve tribünlerin sempatisini kazanan mili takımı yeğlerim.?
- Çok yazıldı çizildi, ama gerekli derslerin çıkarıldığına inanıyor musunuz?
?Bu konuda çok konuşuldu ama bu olayın kahramanları ne derece özeleştiri yaptılar bilemiyorum. Ama o dönem suçluların baş aktörlerinden Emre, kaptan yapıldı. Şike iddiasıyla 6 ay ceza alan Gökdeniz, milli takımın başlıca oyuncularından bir tanesi. Maalesef, 'maneviyatçıyız' diyoruz. Ama uygulamada aynı duyarlılığı gösteremiyoruz. Grup liderinin İsviçre olmasını da çok anlamlı buluyorum. Takdiri ilahi!... Tüm olumsuzlukları silerek centilmenlik içerisinde olmamız lazım.?

Beşiktaş ve futbol sevdalısı bir kadından, Gülengül Altınsay'dan takımından, ulusal takım oyuncularına kadar çeşitli alanlardaki fikirlerini aldım.
Duygusal düşünüyor olabilir ama hislerini yorumlarında uzak tutmaya gözen gösterdiğini fark edebiliyorsunuz.
Sadece kadın olduğu için değil, futbolu seven bir yazar olarak takip edilmek isteyen dişi kalemlerden biri Gülengül Altınsay.
Hatta ve hatta eşinden dolayı hatırlanmak ise bazen sinirlendirebiliyor kendisini...
Hayat yolunda uzun yıllardır birlikte yürüdüklerini bildiğim için "Kaç yıllık evlisiniz?" şeklindeki sorumu Gülengül Hanım, "Çookkkk!.." diyerek yanıtlıyor.
Birbirlerine olan sevdalarından önce başlayan bir sevgi var ki, o da Beşiktaş...
Bir takıma gönül vermek, taraftarın karşılıksız emek isteyen sevgisi ve bu sevgiyle yıllardır bir sevdiceği için yazılar kaleme almak.
Görüyorsunuz ya,
Bu da farklı bir kadın dokunuşu...
Dedik ya bir kere: Futbola kadın eli değdi!..
Bir hayal kursak, belki olur ne dersiniz?..
Taraftarlar rakip tribünlere küfürler değil, çiçekler fırlatsa,
Binlerce insanın bir araya geldiği bu alanda hep bir ağızdan aşk şarkıları söylense,
'Çok zor' mu diyorsunuz?
Ama benim hayallerim var,
Artık kadının eli futbola dokundu bir kez,
Bu büyülü topa, o sihir bulaştı,
Bir gün ortaya çıkacak ama,
İşte, tıpkı kadın gibi,
Zarafeti kendin de saklı!..
Röportaj: Saadet ÖZCAN
Haber; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.


