Bir efsane daha futbolu bıraktı: Zlatan Ibrahimovic
IBRAHIMOVİC, FUTBOLA VEDA ETTİ
''FUTBOLA VEDA ETME ZAMANI GELDİ''
493 GOL, 201 ASİST
33 KUPA KAZANDI
5x Serie A
4x Ligue 1
1x LaLiga
2x Eredivisie
1x UEFA Avrupa Ligi
1x UEFA Süper Kupa
1x Kulüpler Dünya Kupası
2x Fransa Kupası
3x İtalya Süper Kupası
2x İspanya Süper Kupası
1x İtalya Lig Kupası
1x İngiltere Lig Kupası
3x Fransa Lig Kupası
1x Community Shield
1x Hollanda Kupası
1x Hollanda Süper Kupası
3x Fransa Süper Kupası
A'DAN Z'YE: ZLATAN IBRAHIMOVIC
Zlatan Ibrahimovic, Corriere della Sera'ya birçok konuda düşüncelerini açıkladığı geniş bir röportaj verdi. İşte Ibra'nin sözleri:
"BENİM EVİMDE BENİM KURALLARIM"
"Hangi dilde düşünürsün?"
- Değişir. Asla İsveççe düşünmem. Çok nazik bir dildir. Bu yüzden daha çok Slavca düşünürüm. Bazen İngilizce veya İtalyanca. Aile içerisinde İsveççe konuşuyoruz. Ancak, evin içerisinde benim geleneklerime göre yaşarız. Eve girmeden önce ayakkabılar kapıda çıkarılır, sadece çoraplar kalır. Evde temizlik işlerine bakan bayan dışında kimse çalışamaz. Geri kalan her işi ev halkı yapmak zorunda."
"Kendini İsveçli mi hissediyorsun?"
- Ben İsveçliyim zaten. Ancak aynı zamanda bir karışımım. Annem Hırvat ve Katolik. Babam Bosnalı ve Müslüman. Hayatımın çoğunda ise İtalya'da yaşadım.
"TANRIYA İNANMAM"
"Tanrıya inanıyor musun?"
- Hayır. Sadece kendime inanıyorum.
"Ahirete inanmıyor musun?"
- Hayır. Bu hayat. Öldüğün zaman ölürsün. Yakılmak mı, mezar mı istediğimi bile bilmiyorum. Ben sevenlere acı çektirecek bir yer olsun istemiyorum.
"İYİ ŞANSLAR DEMEK HOŞUMA GİTMEZ"
"Batıl inançlı biri misin?"
- Hayır. İyi şanslar demek bile hoşuma gitmez. Buna ihtiyacım yok. İşlerin nasıl gideceğine ben karar veririm.
"İlk hatıran nedir?"
- Yugoslavya'da bir yer. Küçükken beni arabayla trene götürüyorlardı. Komünizm dönemiydi. Başka bir dünyaydı.
"DOĞUMDA HEMŞİRE BENİ DÜŞÜRMÜŞ"
"Nasıl bir çocukluk geçirdin?"
- Her zaman acı çeken bir çocuktum. Ben doğar doğmaz hemşire beni 30-40 santim mesafeden yere düşürmüş. Hayatım boyunca acı çektim. Okulda farklıydım. Diğerleri renkli gözlüydü, ben kahverengi. Onlar sarışındı ben siyahtım. Onlar ince burunluydu, ben büyük burunlu. Onlardan farklı konuştum, farklı hareket ettim. Takım arkadaşlarımın hepsi beni takımdan attırmak için kulübe dilekçe verdi. Hep nefret edildim. İlk zamanlarda bu tip şeylere büyük tepkiler verirdim.
"NEFRET EDERLERSE ÇOK İYİ OYNARIM"
"Savaş başlıklarıyla mı..."
İzole kalarak. Sonra acıyı ve hatta nefreti bile nasıl güce dönüştüreceğimi öğrendim. Benim yakıtım benden edilen nefret oldu. Eğer mutluysam iyi oynarım. Sinirlenirsem, kırılırsam, acı çekersem mükemmel oynarım. Beni seven bir stadyumdan iyi enerji alırım. Benden nefret eden bir stadyumdan ise çok daha fazlasını alırım.
"IRKÇILIK HER ÜLKEDE VARDIR"
"Sana Çingene diyorlar..."
- Evet. En son Roma'da oldu. Gol sonrası sevinirken ellibin kişi bana 'Çingene' diye bağırdı. Sonra hakem bana gelip 'Aldırma' dedi.
"İtalya ırkçı bir ülke mi?"
- Irkçılık her ülkede vardır. İsveç'te de var.
"KIZLARLA BULUŞMAYA KAĞITLA GİDİYORDUM"
"Kızlarla aran nasıldı?"
- Hep çok utangaçtım. İlk buluşmalarda söyleceğim şeyleri bir kağıda yazıyordum. Eğer kız benim çalışmadığım bir yerden soru sorarsa, ben de ona soruyla cevap vererek konuyu geçiştirme taktiğim vardı. Çok acı verici biriydim. Her şeyi yaşıtlarımdan daha sonra yapabildim.
"17 YAŞIMDA, İLK KEZ..."
"Hangi yaşta ilk kez seviştin?"
- 17 yaşımdaydım. Çünkü 17 yaşımda Malmö gettosundan çıkıp şehre gittim. Ancak o zaman herkesin bahsettiği İsveç'i gördüm. Sarışınlardı, özgürlerdi. Gettodaki kızlar ise kısa saçlıdır ya da başörtülüdür.
"20 YILLIK İLİŞKİ SIRRI; SABIR"
"Yirmi yıldır aynı kadınla birliktesin; Helena. Sırrı nedir?"
- Sabır. Ayrıca bana verdiği denge. Helena benden 10 yaş büyük. Her zaman 10 yaştan da fazla olgundu. Sonra Maximilian ve Vincent doğdu.
"İNGİLTERE'YE ATTIĞIM GOL EŞİMİ MUTLU ETTİ"
"Onu en çok mutlu eden golün hangisi?"
- İsveç milli takım formasıyla İngiltere'ye 30 metreden attığım rövaşata golü. Helena, İngilizler'i hep küçümserdi ve onlara gol atamadığım için bana kızardı.
"HAKLISINIZ, GERÇEKTEN B.K GİBİ"
"Sen Paris'te oynarken Helena Fransa'nın 'b.k gibi bir ülke' sözleri olmuştu."
- Marine Le Pen ülkeden kovulmamı söylemişti. Ertesi gün sokaktaki tepkilerden çekindim. Bunun yerine Fransızlar tebrik etmek için bana yaklaştı. 'Haklısınız, gerçekten b.ktan bir ülkeyiz' dediler.
"GÖĞSÜMÜ BIÇAKLA DELDİLER SANKİ"
"İngiltere'ye attığın gol mü, Maximilan ve Vincent'in doğumuyl mı mutlu oldu?"
- Karşılaştırmam bile. Bir çocuğun doğumu başınıza gelebilecek en önemli şeydir. Senden gelen bir hayat. Maxi'nin zaman geldiğini doğduğunu şu an bile net hatırlıyorum. Onu aldım, göğsüme koydum. Vincent Stockholm'den bana 'Baba seni özledim' dedi. Göğsümü bıçakla deldiler sanki. Her şeyden, hatta Milan'dan bile vazgeçip ona koşmak istedim.
"BİRİ AĞLADI, ÖBÜRÜ KUŞLARA BAKTI"
"Çocuklarının futboldan nefret ettiği doğru mu?"
- Onlarla bir kez top oynamaya gittim. Biri ağladı, öbürü kuşlara baktı. Şimdi ikisi de futbol oynuyor. Takım seçmelerine annelerinin soyadıyla kaydoldular; Seger. Maxi, Ibrahimovic'i seçti. Vincent ise henüz karar vermedi.
"BABAM AĞLADI, SABAHTAN AKŞAMA KADAR"
"Yugoslavya'daki savaşı hatırlıyor musun?"
- Babam çok acı çekti. Her gün tanıdığı birinin ölüm haberi gelirdi. Mültecilere çok yardım etti. Beni güvende tutmaya çalışıyordu. Kız kardeşi İsveç'te öldüğünde morga gitmeme izin vermedi. Kardeşim Sapko, lösemiden öldüğündeyse oradaydım. Kardeşim beni bekledi, yanına gittim ve son nefesini verdi. O müslümandı ve İslam adetlerine göre cenaze işlemlerini yaptık. Babam o gün gözyaşı dökmedi. Ertesi gün mezarlığa gitti ve güneş doğduktan batana kadar ara vermeden ağladı. Tek başına..."
"ÇORABIM YOKTU, ÇORAP ÇALDIM"
Luigi Garlando ile birlikte yazdığı ikinci kitabı 'Adrenalin'de AVM'de hırsızlık yaparken yakalandığını anlatıyor:
"Takım arkadaşlarımın tasarım kıyafetleri vardı. Takım elbisem vardı ama çorabım yoktu. Gittim çorap çaldım. Benimle dalga geçtiler. Futbol dışında çalışmak zorundaydım. Siyahi bir arkadaşımla birlikteydim. Babasını aradılar. Neyse ki benim babamı bulamadılar. Ona bir mektup yazdılar. Ertesi gün şafakla beraber posta kutusuna gidip mektubu aldım ve yırttım. Babam disiplin konusunda çok katı biridir.
"KENDİME AŞIKTIM, SEVGİLİM YOKTU"
"Çok değişmişsin."
- Sadece utangaç olduğum için değil, kendime aşık olduğum için de sevgilim yoktu. Aşkta sirk etkisi arıyordum. Çünkü tüm İsveçlilerin toplamından daha büyük bir egom vardı. İtalya'da değiştim. Helena'ya dedim ki, 'Hadi deneyelim, benimle Torina'ya gel' Geldi, işe yaradı.
"CAPELLO BEN YOKMUŞUM GİBİ DAVRANDI"
"Futbolda seni kim değiştirdi?"
- Capello bana gol aramayı öğretti. Beni her zaman gebertirdi. Çok sert biriydi. İlk gün basın toplantısından, törenden, kutlamadan vs. sonra soyunma odasına girdim. 15 dakika gecikmiştim. La Gazzetta dello Sport'u okuyordu. Nefes nefese kaldım, heyecanlandım. 'Günaydın bayım' dedim. Gazeteyi okumaya devam etti. Capello ayağa kalktı. Gazeteyi kapattı. Bana tek kelime etmeden gittim. Sanki orada hiç var olmamışım gibi.
"11 DEĞİL 13 ŞAMPİYONLUĞUM VAR"
"Kitapta Luciano Moggi ile ilgili övgülerin..."
- Moggi yüzünden iki şampiyonluğumuz Juventus'tan alındı ama biz o şampiyonlukları kazandık. Kimse onları bizden alamaz. Hiç kimse terin, yorgunluğun, emeğin, yaraların yerini silemez. Bu nedenle kariyerin boyunca 11 şampiyonluk kazandın dedikleri anda onları düzelttim, 13! Moggi bana huzur veren biriydi. Tıpkı Berlusconi gibi.
"BERLUSCONİ BİR GÜN BANA YANA KAY DEDİ"
"Berlusconi hakkında ne düşünüyorsun?"
- Çok güzel. Bir pazar San Siro'da tribündeydim. Beni yanına oturttu. 'Ibra, bir yana kayabilir misin? Bir kişi geliyor." dedi. Ben de sağıma soluma bakıp Adriano Galliani'yi aradım ama yanına genç, güzel, topuklu ayakkabı giymiş bir bayan geldi. Berlusconi bana göz kırptı, 'Çok önemli ve özel bir insan Ibra' dedi. Belki de onun için gerçekten öyleydi.
"SINISA VE BALLACK PROVOKATÖR"
"Mihajlovic ile birlikte mahkemeye taşınan kavgan oldu."
- Sinisa maç boyunca beni kışkırttı. Bana Slavca, Sırpça, Hırvatça korkunç küfürler etti. Beni provoke etti. Şimdi bana 'bato' diyor, oğlum! O hastalandığında, kardeşim Sapko'yla aynı hastalık, onun yanına Bologna'ya gidecektim. Onun için. Sahadaki Mihajlovic, Ballack gibi provokatör, kötü biriydi. Ama bunu takım arkadaşlarına avantaj sağlamak için yaparlardı. Materazzi gibi değillerdi.
"MATERAZZI SAKATLAMAK İÇİN VURURDU"
"Materazzi nasıl biriydi?"
- Arkadan sakatlamak için sert şekilde, bilerek vuran biriydi. Bir oyuncunun ne amaçla topa girdiğini hemen anlarsın.
"MALDINI SAHA İÇİNDE ALÇAKTI"
"Ya Paolo Maldini..."
- Paolo Maldini saha içerisinde alçak biriydi. Seni nasıl sakatlayacağını çok iyi bilirdi. Fakat, bundan kaçınırdı. Çünkü, dürüst bir kötüydü. Takımına yardım etmek için uğraşırdı.
"MATERAZZI'DEN HESABI ALDIM"
"Maldini yerine Materazzi mi?"
- Yıllarca Materazzi ile bir hesabım vardı. Derbide ona hayatının dersini verdim. Ayaklarıma kayıyordu, zıplıyordum. En son kimse görmezken ona bir dirsek attım. Maçta da golümü attım. Pippo Inzaghi maç sonrası, 'Hayatımın en güzel derbisi. 1-0 kazandık, Ibra attı, Materazzi hastanede' demişti.
"PIPPO BİR GÜN BANA..."
"Kitabında Inzaghi hakkında sadece golü düşünürdü yazmışsın."
- Öyle değil miydi? Pippo bir gün bana, 'Siz Ibra istediğinizi yapın. Top sürün, orta yapın, çalım atın. Ben kale önünde fırsat kovalıyorum. Spektaküler goller atmaktansa dümdüz goller atmayı seçerim." demişti.
"LUKAKU'DAN RÖVANŞI ALMAM LAZIM"
"Lukaku ile aranda ne oldu?"
- İtalya Kupası maçıydı. Önce Romagnoli ile ardından Saelemaekers ile kavga etti. Takım arkadaşlarımı savunmak için araya girdim. Lukaku bu sefer bana saldırdı. Şok oldum. Çünkü Manchester'da iyi bir arkadaşlığımız vardı.
Lukaku'nun büyük bir egosu var. Gerçekten güçlü biri. Kendinin lider olduğuna inanıyor ama ben Malmö gettosunda büyüdüm. Biri üzerime geldiğinde onu yerine oturturum. Onu zayıf noktasından vurdum, anne küfürleri. Kontrolünü kaybetti.
Derbiyi kaybettik. Ben kırmızı kart gördüm. Sakatlandım. Birçok şey ters gitti. Lukaku'dan rövanşı almam lazım. Yakında onunla mücadele etmek istiyorum.
"Sokakta mı?"
- Hayır, sahada. Bunlar sahada çözülmesi gereken şeyler. Kimseden nefret etmiyorum, Lukaku'dan da... Nefret baş etmesi zor bir duygudur.
"SAVCILAR FUTBOLU KORUYOR"
"Juventus soruşturması hakkında ne düşünüyorsun?"
- Dava henüz çok başında. Yargısız infaz için erken. Vergilerde, bütçelerde, parada çok dikkatli olduğumu söyleyebilirim. Muhasebecilerime çok iyi paralar ödüyorum.
"Savcıların çok fazla gücü yok mu?"
- Hayır. Savcılar futbolu korumaya çalışıyor.
"BENİ AKBABALARDAN KURTARDI"
"Menajerim Mino Raiola. Çok tartışılıyor. Ona arkadaşım, kardeşim, babam diyorsun."
- Sana bir anımı anlatayım. Manchester'da dizimden sakatlandım. Ağrı kesicileri reddettim, sahadan yürüyerek çıktım. Ben bir şey yok diye düşünüyordum. Akbabalar (Editör notu: Doktorlar) başıma toplandı. Bittiğimi, felaket bir sakatlık geçirdiğimi falan söyledi. Mino ise beni akbabalardan kurtaran kişiydi.
Bu diz ameliyatını en iyi yapacak kişiyi tüm dünyada aradı. Pittsburgh'ta Hong Konglu bir doktor buldu; Freddie Fu. Randevu için bile aylarca beklemeniz gerekiyor. Mino birkaç saat içinde beni aradı, 'Ibra valizleri hazırla. Pittsburgh'a gidiyoruz.' dedi. Gece yarısı ABD'ye gittik. Efsanevi Freddie Fu ve personeli sabah 4'te bizi kliniğin girişinde bekliyordu. Sabah 4'te!
"MESSI DİYEYİM"
"Messi mi, Ronaldo mu?"
- Her ikisi de çok iyi. Birlikte oynadığımız için Messi diyeyim.
"BALLON D'OR LEWA'NIN HAKKIYDI"
"Aranız nasıldı?"
- Profesyonel. Leo futbol için yaşayan biridir. Ancak bu yıl Ballon d'Or Lewandowski'nin hakkıydı.
"GUARDIOLA BENİ ANLAMADI"
"Peki ya Guardiola?"
- Asla beni anlamadı. Yapmam gereken her şeyi planlamak istedi. İçgüdüsel olarak öyle istiyordu, ben de Guardiola'nın ne istediğini düşündüm ve değiştim. Guardiola'nın problemi, oyuncuların kişiliklerini hesaba katmaz. Bir problem vardı, çözemedik. Ben de ayrıldım.
"3-0 YENİLMİŞİZ, HERKES MUTLU!"
"Milan'da Allegri'yle kavga ettin."
- Arsenal'e 3-0 yenildik, soyunma odasına gittim ve herkes mutluydu. Turu geçtik, doğrdu ama ortada gülünecek bir şey yoktu. Bunun için kavga ettim.
"ALLEGRI REAL MADRID'E GİTMELİYDİ"
"Allegri sana ne dedi?"
- Sen Ibra kendini düşünüyorsun, sıçıp batırdığını. Ona bu takımı mentalitesini bitirenin o oldğunu söyledim. Korkudan iki kalecisini yedek kulübesine çekmişti. Allegri, soyunma odasını yönetme konusunda çok iyidi ama cesur değildi. Real Madrid'e gidip yurt dışında savaşmalıydı. Bunun yerine İtalya'da rahatı seçti.
"MOURINHO BİLE OLSA SELAMLAŞMAM"
"Neden maçtan önce tanıdığın teknik adamlarla selamlaşmazsın?"
- Bunu yapmam. Rakibim Mourinho olsa bile. Ki Mourinho'yu çok severim. Sadece 1 kez, hasta olduğu için Mihajlovic'e sarıldım.
"RONALDO'YU TAKLİT EDERDİM"
"Tarihin en güçlü futbolcusu kim?"
- El Fenomeno, Ronaldo! Çocukken onu taklit ederdim.
"NAPOLI'YE GİTMEK İSTEDİM, OLMADI"
"Peki ya Maradona?"
- Maradona bir efsanedir. Onunla ilgili bir belgesel izledim. Diego gibi yapmak için Napoli'ye gitmeye bile karar vermiştim. Napoli'ye İtalya şampiyonluğu kazandırmak istemiştim.
O sırada Los Angeles'taydım ama Amerika'dan çok sıkılmıştım. Futbolu bırakayım dedim kendi kendime. Mino bana 'Sen delirmişsin' dedi. İtalya'ya geri döndürdü beni. İlk Napoli'ye gitmeye karar verdik. O sırada De Laurentiis Ancelotti'yi görevden aldı. Mino'ya 'En kötü takım hangisi, kimi değiştirebilirim' diye sordum. Mino da 'Milan, dün Atalanta'ya 5-0 yenildiler' dedi. Tamam dedim, Milan'da karar verdim. Tanıdığım kulüp, sevdiğim şehir.
"HEPSİYLE TEK TEK KONUŞTUM, HERKESİN İÇİNDE"
"Ve Milan'ı değiştirdin..."
- İlk gittiğimde antrenmanda kimse koşmuyordu. Onlarla tek tek konuştum. Kenarda değil. Antrenmanın ortasında. Herkesin gözü önünde. Antrenmanda ölene kadar çalışman gerekiyor. Eğer ben antrenmanda kaçarsam, ölene kadar çalışmazsam arkadaşlarım da çalışmaz. Bir kişi hariç beni herkes anladı.
"BENİ DİNLEMEYEN KİŞİ LEAO'YDU"
"Kim?"
- Rafael Leao. Beni ilk başta dinlemedi. Kendi bildiği yoldan gitti. Sonra beni dinledi. Kendini geliştirdi.
"BEN OLURSAM UTANIRLAR"
"Takım arkadaşlarınla akşam yemeği yemiyormuşsun?"
- Ben bir liderim. Ben yemekte olursam utanırlar. Rahatsız olurlar. Onların iyiliği için yaptığım bir fedakarlık.
"MBAPPE'Yİ ARAYIP 'AYRIL' DEDİM"
"Mbappe'yi PSG'den ayrılması için aradığın doğru mu?"
- Doğru. Mbappe'nin Real Madrid gibi daha iyi yapılandırılmış bir kulübe ihtiyacı var. 'Ayrıl' dedim. Sonra da PSG başkanını arayıp 'Sakın Mbappe'yi satma' dedim.
"GIGIO, ONLARIN TAMAMINDAN GÜÇLÜ"
"Donnarumma'yı ıslıklamak doğru muydu, yanlış mı?"
- Gigio harika bir kaleci. Ona istediğini verselerdi Milan'da kalırdı. Şimdi Paris'te bir karmaşanın içinde düzen yaratması gerekiyor. Güney Amerikalıların ona bir şey söylemesine gerek yok. Gigio onların tamamından daha güçlüdür!"
"KÖTÜ DAVRANDIKLARIM BİLE GELDİ"
"40. doğum günü partin nasıldı?"
- Çok etkilendim. Sürpriz partileri sevmem ama bunu Helena düzenlemişti. Çok uzun süredir görmediğim insanlar geldi. Pogba, Verratti, Ambrosini, Abate, Cassano, Galliani, Moggi, Zambrotta, Dacourt, Oddo, Sirigu, Kulusevski... Sahada kötü davrandığım insanlar bile geldi.
"GATTUSO'YU ÇÖP KOVASINA SOKTUM"
"Gattuso bile mi?"
- Kesinlikle. Rino ile sürekli kavga eder, birbirimizi suçlardık. Bana 'Çirkin Slav' dedi. Onu tuttuğum gibi çöp kovasının içine soktum.
"OYUNU UYARLADIM"
"40 yaşında futbola nasıl adapte oluyorsun."
- Oyunu yeni yaşına göre uyarlaman gerekiyor. Doğru zamanı hesaplıyorum. Şutları ayarlıyorum. Başkaları için daha fazla oynuyorum.
"40 YAŞLA BİRLİKTE ENDİŞE GELDİ"
"Seni korkutan bir şey yok mu?"
- Gelecek beni biraz endişelendiriyor. 40 yaşla birlikte bana bir endişe geldi.
"ADRENALİN VERECEK BİR ŞEYLER..."
"Teknik direktör olacak mısın?"
- Bilmiyorum... Çok endişeli... Bana adrenalin verecek bir şey yapacağım. Dayandığım sürece futbol oynarım. Ligin sonuna kadar oynamak ve Katar'daki Dünya Kupası'nda mücadele etmek istiyorum.
