Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Geri
İleri
APOEL'in önlenemez yükselişi!
//&aiToken=sporx_ai_test_2026'); // // })(); //
Özel İnceleme: Barış KAYGUSUZ
barisk@maksimum.net
UEFA Başkanı Michel Platini, 2009-2010 sezonu başında Şampiyonlar Ligi'ndeki format değişikliklerini anlatırken buna sebep olarak birçoğumuzun hiç de önemsemediği “daha fazla sürpriz takım çıkarma” hedefini ortaya koymuştu. Önceleri spor kamuoyu tarafından pek de dikkate alınmayan bu hedef bugünlerde gerçekleşmiş gibi gözüküyor. İçinde bulunduğumuz sezonda bu olayın baş aktörü, Kıbrıs Rum Kesimi temsilcisi APOEL.
Peki, mütevazı kadrosu olan, alt tarafı 800 bin nüfusu olan küçük bir adanın çıkardığı bu futbol takımının, Şampiyonlar Ligi gibi üst düzey bir organizasyonda bu kadar başarılı olmasının ve buna bağlı olarak bütün Avrupa'nın dikkatini çekmesinin nedeni ne?
Lefkoşa'daki Yunanlıların Atletik Futbol Teşkilatı
Dilerseniz önce biraz geçmişe uzanalım ve tarihin sararmış yapraklarını çevirelim. APOEL kulübü 84 yıl önce, 1926'da kurulan, sarı-lacivert renklere sahip bir ekip. Kulübün ismi ise siyasi kimliği hakkında yeterince fikir veriyor. Kulübün milliyetçi geleneğini tamamen yansıtan bir isim: “Athlitikos Podosfairikos Omilos Ellinon Lefkosias” yani “Lefkoşa'daki Yunanların Atletik Futbol Teşkilatı”.
Kulübün renklerinde de kulüp geleneğinin yansıması göze çarpıyor. Kulübün renklerinde lacivert Yunanistan'ı temsil ederken, uzun süre Bizans egemenliğinde kalan İstanbul, sarı renkle simgeleniyor.

Başarıya giden ilk adım: İstikrar
Kendi açısından baktığımızda APOEL'i başarılı bir kulüp olarak niteleyebiliriz. Kulüp geride kalan yıllarda, 21 şampiyonluk, 19 Federasyon kupası ve 12 Süper Kupa kazanmış. Rum ekibinin, 2001 yılından bu yana ligde gördüğü en kötü derece ise üçüncülük. Bu aslında bize APOEL'in başarısının kilit noktalarından birini de gösteriyor: İstikrar. Son 10 yılda yerel ligde sürekli tepeye oynayan, dolayısıyla Avrupa Kupaları'na katılma şansı elde eden istikrarlı bir ekibin Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olması kesinlikle tesadüf değil.
Beşiktaş ve Trabzonspor'a elenmişlerdi
Futbol dünyası ismini daha yeni yeni tartışmaya başlasa da, APOEL aslında bizim için oldukça tanıdık bir kulüp. Onlarla ilk tanışmamız 1986 yılının Ekim ayında gerçekleşmiş. Şampiyon Kulüpler Kupası 2. Turunda Beşiktaş ile eşleşen Rum ekibi, dönemin siyasi atmosferini bahane göstererek İnönü Stadı'nda oynanacak ilk maça gelmemiş ve Avrupa kupalarından 2 yıl süreyle ihraç edilmişti. Böylece Beşiktaş, topa bile değmeden adını çeyrek finale yazdırmıştı. 2006 yılının Ağustos ayında ise UEFA Kupası 2. Turunda Trabzonspor ile karşılaşan sarı-lacivertli ekip 1-1 ve 1-0'lık skorlarla kupaya veda etmişti.
Şampiyonlar Ligi macerası
Rum ekibinin ilk Şampiyonlar Ligi deneyimi, ön eleme formatının değiştiği 2009-2010 sezonuna denk geliyor. Porto, Chelsea ve Atletico Madrid ile aynı grupta yer alan sarı lacivertli ekip, bugünün habercisi olacak şekilde sürpriz sonuçlara imza atma başarısını göstermişti. Chelsea'den 1, Atletico Madrid'den 2 puan almayı başaran APOEL, ikili averajla Atletico'nun altında kalmış ve Avrupa kupalarına o sezon için havlu atmıştı. O sezon ikili averajla APOEL'in üstüne çıkıp yoluna Avrupa Ligi'nde devam eden Atletico Madrid ise daha sonra Galatasaray'ı da eleyerek Avrupa Ligi'ni kazanmayı başarmıştı.
Bu sezon ise ön elemelerde sırasıyla Korçe, Slovan Bratislava ve Wisla Krakow'u eleyen Rum ekibi Şampiyonlar Ligi'ne tarihinde ikinci kez katılmaya hak kazandı. Porto, Zenit ve Shakhtar ile aynı grubu paylaşan APOEL, kendi evinde Zenit ve Porto'yu 2-1 ile geçerken, deplasmanda oynadığı Shakhtar ve Porto maçlarından 1-1'lik skorlarla ayrıldı. Bu sonuçlardan sonra 4 maçta topladığı 8 puanla liderlik koltuğuna oturma başarısını yakaladı.

Yabancılar Brezilya ve Portekiz'den
APOEL'in başarısının yapı taşlarını incelemeye devam edersek, karşımıza Kıbrıs Rum Kesimi Ligi'nde yabancı oyuncu sınırı olmaması durumu çıkıyor. Zira 1 Kasım Salı günü oynadıkları Porto maçında sahaya çıkan 14 oyuncudan sadece 4'ü Kıbrıs Rum Kesimi'ndendi. Kadrosu genel olarak teknik kapasitesi yüksek Portekiz ve Brezilyalı oyunculardan oluşan Rum ekibi, transferlerini daha çok Yunanistan Ligi'nde tutunamamış yabancı oyuncuları kadrosuna katmak suretiyle gerçekleştiriyor. Kadrosundaki oyuncuların birçoğunun aynı dili konuşuyor olması da bir başka önemli ayrıntı.
Şüphesiz ki kadrodaki en dikkat çekici isimlerin başında Brezilyalı forvet Ailton bulunuyor. 4 maçta attığı 3 golle yıldızlaşan sambacıya, vatandaşı Manduca ve Makedon Trickovski eşlik ediyor.
Faşizmin beşiği tribünler
Özellikle kendi sahasında oynadığı maçlarda yüksek performans gösteren APOEL'den bahsedip de, en dikkat çekici yönlerinden biri olan taraftarlarından bahsetmemek olmaz. Rum ekibinin tribünlerini dolduran taraftar grupları, Kıbrıs'taki faşizmin önemli odak noktalarından biri. Öyle ki çoğu APOEL maçında Kıbrıs Rum Kesimi ve hatta APOEL bayrağından daha çok Yunanistan bayrağını tribünlerde görmek normal bir durum.
Bu sezon 10.000 kombine bilet satan APOEL'in, 22,859 kapasiteli GPS stadyumu neredeyse her maç tıklım tıklım doluyor. 80 milyon nüfuslu ülkemizde bir çok stadın boş kaldığı düşünüldüğünde, 800 bin nüfuslu bir ada için 22 bin rakamı gerçekten etkileyici.
Kıbrıs Rum Kesimi Ligi'ndeki en büyük rakipleri ise yine bir Lefkoşa ekibi olan ve sol görüşlü tribün gruplarıyla bilinen Omonia. Oynanan derbi maçlarda ise Kıbrıs Rum Kesimi'nde tabir-i caizse kan gövdeyi götürüyor, hatta adada yaşayan Türklere dikkatli olmaları yönünde telkinlerde bulunuluyor. Kulübün genel anlamda Kıbrıs'ın Yunan köklerini simgelediği algısının oldukça yaygın olduğunu söylesek yanlış olmaz. Kulüpte bu algıdan beslenerek ayrı kendisine ayrı bir motivasyon kaynağı yaratınca, tribünlerde süregelen faşizm bunun doğal bir getirisi oluyor. Takımın Brezilyalı orta saha oyuncusu Gustavo Manduca
bu durumu “Hepimiz birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir aile gibiyiz, kulübün kökleri hepimizi etkiliyor. Ben bu kulüp için oynamaktan oldukça mutluyum. Buradaki ortamın dünyanın herhangi bir yerinde olduğunu düşünmüyorum” sözleriyle ifade ediyor.
Güçlü bir geleneğe, istikrarlı bir yapıya sahip olan APOEL, 17 milyon euro'luk kadrosuyla Avrupa'nın devlerine kafa tutmaya devam ediyor. Akdeniz'in ortasındaki adanın güneyinde yanan ateş bir süre daha yanmaya devam edecekmiş gibi gözüküyor. Rum temsilcisi gruptan çıkamasa bile -ki bu çok düşük bir ihtimal- Avrupa Ligi biletini cebine koymuş durumda. Bakalım APOEL'in yazdığı bu peri masalı, ne zaman ve nasıl son bulacak…
barisk@maksimum.net
UEFA Başkanı Michel Platini, 2009-2010 sezonu başında Şampiyonlar Ligi'ndeki format değişikliklerini anlatırken buna sebep olarak birçoğumuzun hiç de önemsemediği “daha fazla sürpriz takım çıkarma” hedefini ortaya koymuştu. Önceleri spor kamuoyu tarafından pek de dikkate alınmayan bu hedef bugünlerde gerçekleşmiş gibi gözüküyor. İçinde bulunduğumuz sezonda bu olayın baş aktörü, Kıbrıs Rum Kesimi temsilcisi APOEL.
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Rum temsilcisi sadece ikinci kez mücadele ettiği Devler Ligi'nin grup aşamasında, geride bıraktığımız ilk 4 hafta sonunda 8 puanla liderlik koltuğuna oturmuş durumda. Bu başarıyı perçinleyen durumlardan birisi de APOEL'in bu başarıyı, Porto, Zenit ve Shakhtar gibi güçlü, yakın zamanda Avrupa kupası kaldırmış, bugün Avrupa Ligi yarı finaline isimlerini yazsanız, kimsenin yadırgamayacağı 3 takım arasından sıyrılıp elde etmiş olması.Peki, mütevazı kadrosu olan, alt tarafı 800 bin nüfusu olan küçük bir adanın çıkardığı bu futbol takımının, Şampiyonlar Ligi gibi üst düzey bir organizasyonda bu kadar başarılı olmasının ve buna bağlı olarak bütün Avrupa'nın dikkatini çekmesinin nedeni ne?
Lefkoşa'daki Yunanlıların Atletik Futbol Teşkilatı
Dilerseniz önce biraz geçmişe uzanalım ve tarihin sararmış yapraklarını çevirelim. APOEL kulübü 84 yıl önce, 1926'da kurulan, sarı-lacivert renklere sahip bir ekip. Kulübün ismi ise siyasi kimliği hakkında yeterince fikir veriyor. Kulübün milliyetçi geleneğini tamamen yansıtan bir isim: “Athlitikos Podosfairikos Omilos Ellinon Lefkosias” yani “Lefkoşa'daki Yunanların Atletik Futbol Teşkilatı”.
Kulübün renklerinde de kulüp geleneğinin yansıması göze çarpıyor. Kulübün renklerinde lacivert Yunanistan'ı temsil ederken, uzun süre Bizans egemenliğinde kalan İstanbul, sarı renkle simgeleniyor.

Başarıya giden ilk adım: İstikrar
Kendi açısından baktığımızda APOEL'i başarılı bir kulüp olarak niteleyebiliriz. Kulüp geride kalan yıllarda, 21 şampiyonluk, 19 Federasyon kupası ve 12 Süper Kupa kazanmış. Rum ekibinin, 2001 yılından bu yana ligde gördüğü en kötü derece ise üçüncülük. Bu aslında bize APOEL'in başarısının kilit noktalarından birini de gösteriyor: İstikrar. Son 10 yılda yerel ligde sürekli tepeye oynayan, dolayısıyla Avrupa Kupaları'na katılma şansı elde eden istikrarlı bir ekibin Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olması kesinlikle tesadüf değil.
Beşiktaş ve Trabzonspor'a elenmişlerdi
Futbol dünyası ismini daha yeni yeni tartışmaya başlasa da, APOEL aslında bizim için oldukça tanıdık bir kulüp. Onlarla ilk tanışmamız 1986 yılının Ekim ayında gerçekleşmiş. Şampiyon Kulüpler Kupası 2. Turunda Beşiktaş ile eşleşen Rum ekibi, dönemin siyasi atmosferini bahane göstererek İnönü Stadı'nda oynanacak ilk maça gelmemiş ve Avrupa kupalarından 2 yıl süreyle ihraç edilmişti. Böylece Beşiktaş, topa bile değmeden adını çeyrek finale yazdırmıştı. 2006 yılının Ağustos ayında ise UEFA Kupası 2. Turunda Trabzonspor ile karşılaşan sarı-lacivertli ekip 1-1 ve 1-0'lık skorlarla kupaya veda etmişti.
Şampiyonlar Ligi macerası
Rum ekibinin ilk Şampiyonlar Ligi deneyimi, ön eleme formatının değiştiği 2009-2010 sezonuna denk geliyor. Porto, Chelsea ve Atletico Madrid ile aynı grupta yer alan sarı lacivertli ekip, bugünün habercisi olacak şekilde sürpriz sonuçlara imza atma başarısını göstermişti. Chelsea'den 1, Atletico Madrid'den 2 puan almayı başaran APOEL, ikili averajla Atletico'nun altında kalmış ve Avrupa kupalarına o sezon için havlu atmıştı. O sezon ikili averajla APOEL'in üstüne çıkıp yoluna Avrupa Ligi'nde devam eden Atletico Madrid ise daha sonra Galatasaray'ı da eleyerek Avrupa Ligi'ni kazanmayı başarmıştı.
Bu sezon ise ön elemelerde sırasıyla Korçe, Slovan Bratislava ve Wisla Krakow'u eleyen Rum ekibi Şampiyonlar Ligi'ne tarihinde ikinci kez katılmaya hak kazandı. Porto, Zenit ve Shakhtar ile aynı grubu paylaşan APOEL, kendi evinde Zenit ve Porto'yu 2-1 ile geçerken, deplasmanda oynadığı Shakhtar ve Porto maçlarından 1-1'lik skorlarla ayrıldı. Bu sonuçlardan sonra 4 maçta topladığı 8 puanla liderlik koltuğuna oturma başarısını yakaladı.

Yabancılar Brezilya ve Portekiz'den
APOEL'in başarısının yapı taşlarını incelemeye devam edersek, karşımıza Kıbrıs Rum Kesimi Ligi'nde yabancı oyuncu sınırı olmaması durumu çıkıyor. Zira 1 Kasım Salı günü oynadıkları Porto maçında sahaya çıkan 14 oyuncudan sadece 4'ü Kıbrıs Rum Kesimi'ndendi. Kadrosu genel olarak teknik kapasitesi yüksek Portekiz ve Brezilyalı oyunculardan oluşan Rum ekibi, transferlerini daha çok Yunanistan Ligi'nde tutunamamış yabancı oyuncuları kadrosuna katmak suretiyle gerçekleştiriyor. Kadrosundaki oyuncuların birçoğunun aynı dili konuşuyor olması da bir başka önemli ayrıntı.
Şüphesiz ki kadrodaki en dikkat çekici isimlerin başında Brezilyalı forvet Ailton bulunuyor. 4 maçta attığı 3 golle yıldızlaşan sambacıya, vatandaşı Manduca ve Makedon Trickovski eşlik ediyor.
Faşizmin beşiği tribünler
Özellikle kendi sahasında oynadığı maçlarda yüksek performans gösteren APOEL'den bahsedip de, en dikkat çekici yönlerinden biri olan taraftarlarından bahsetmemek olmaz. Rum ekibinin tribünlerini dolduran taraftar grupları, Kıbrıs'taki faşizmin önemli odak noktalarından biri. Öyle ki çoğu APOEL maçında Kıbrıs Rum Kesimi ve hatta APOEL bayrağından daha çok Yunanistan bayrağını tribünlerde görmek normal bir durum.
Bu sezon 10.000 kombine bilet satan APOEL'in, 22,859 kapasiteli GPS stadyumu neredeyse her maç tıklım tıklım doluyor. 80 milyon nüfuslu ülkemizde bir çok stadın boş kaldığı düşünüldüğünde, 800 bin nüfuslu bir ada için 22 bin rakamı gerçekten etkileyici.
Kıbrıs Rum Kesimi Ligi'ndeki en büyük rakipleri ise yine bir Lefkoşa ekibi olan ve sol görüşlü tribün gruplarıyla bilinen Omonia. Oynanan derbi maçlarda ise Kıbrıs Rum Kesimi'nde tabir-i caizse kan gövdeyi götürüyor, hatta adada yaşayan Türklere dikkatli olmaları yönünde telkinlerde bulunuluyor. Kulübün genel anlamda Kıbrıs'ın Yunan köklerini simgelediği algısının oldukça yaygın olduğunu söylesek yanlış olmaz. Kulüpte bu algıdan beslenerek ayrı kendisine ayrı bir motivasyon kaynağı yaratınca, tribünlerde süregelen faşizm bunun doğal bir getirisi oluyor. Takımın Brezilyalı orta saha oyuncusu Gustavo Manduca
bu durumu “Hepimiz birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir aile gibiyiz, kulübün kökleri hepimizi etkiliyor. Ben bu kulüp için oynamaktan oldukça mutluyum. Buradaki ortamın dünyanın herhangi bir yerinde olduğunu düşünmüyorum” sözleriyle ifade ediyor.
Güçlü bir geleneğe, istikrarlı bir yapıya sahip olan APOEL, 17 milyon euro'luk kadrosuyla Avrupa'nın devlerine kafa tutmaya devam ediyor. Akdeniz'in ortasındaki adanın güneyinde yanan ateş bir süre daha yanmaya devam edecekmiş gibi gözüküyor. Rum temsilcisi gruptan çıkamasa bile -ki bu çok düşük bir ihtimal- Avrupa Ligi biletini cebine koymuş durumda. Bakalım APOEL'in yazdığı bu peri masalı, ne zaman ve nasıl son bulacak…
Haber; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.


