Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Geri
İleri
Hak eden alır
SPORX AI BAKIŞI
AI analizi yükleniyor...
Biz kâğıt üzerinde hangi takımın ne kadar şansı olduğunu tartışaduralım, oyun sahada oynanıyor. İlk 2 maçların sonunda anladık ki şansı daha az görünen takımlar "bana karşı favori olabilirsin ama beni geçmek için terinin son damlasına kadar savaşmak zorundasın" mesajını vermekten geri kalmadılar. Sahadaki mücadeleye bakınca tipik 1-8 veya 2-7 esleşmelerinin çok uzağında geçiyor maçlar. Favorilerin işi gerçekten zor. Bu seneki play-offların reytingleri patlama yapmış durumda. Normalde ilk turlar çok seyirci çekmezdi, zira her tür 7 maçlık olduğu için tahmin etmesi zor değildir NBA play-offlarını. İnsanlar daha çok konferans finalleri ve özellikle de NBA Final serisini izlerlerdi. Bu sene tahmin etmek gerçekten güç ve Doğu konferansı bile mücadele bakımından epeyi gümbürtülü başladı.
Hakemler her sezon olduğu gibi play-offlara yine berbat bir başlangıç yaptılar. Genelde ilerleyen turlarda düzelirler ama ilk tür maçlarında hep kritik dakikalarda hatalı düdük çalarlar. Herhangi bir oyuncu, hoca veya yönetici hakemler hakkında en ufak bir eleştiride bulundu mu David Stern despotluğunu konuşturup sağlam para cezası vermekten kaçınmaz. Bu sefer o bile özür diledi Nuggets takımından. Thunder-Nuggets ilk maçının son dakikasında Thunder'ın bariz şekilde sayılmaması gereken basketinin sayılması, Celtics-Knicks ilk maçının son sütunda Ray Allen üçlüğü sokmadan önce kendisini savunmaya giden oyuncuya Garnett'in taktığı çelmenin çalınmaması, Bulls-Pacers ikinci maçının son dakikasında Bulls lehine çalınan iki düdük, bu çekişmeli geçen maçların kader anlarında gözümüze çarpan örneklerden birkaç tanesi. "Günün sonunda 7 maçlık bir seridir, hak eden kazanacak nasıl olsa" desek de, bu tarz kader anı hataları serilerin gidişatındaki psikolojik dengelerin oynamasına bayağı yol açıyor. Ayrıca konferans finalleri ve NBA final serisinde hakemler kural gereği maçların son 2 dakikasında istedikleri pozisyonu ekrandan izleme hakkına sahiplerken, bu kural neden önceki turlarda da uygulanmaz anlamam. Yazık günah!
DOĞU
BULLS – PACERS
Seri başlamadan önce Bulls süpürür dememiz çok kolay olmuştu. Bir tarafta sezonu 37 galibiyetle tamamlayabilmiş Pacers, öte tarafta sezonun silindiri, son 2 ayı da formunun zirvesinde tamamlamış, sakatlıklarından arınmış 61 galibiyetli Bulls. Pacers yarınlar yokmuş gibi oynadı ikisinde de. İtiraf ediyorum, bunca yıldır su mereti izlememe rağmen Pacers Tyler Hansborough'nun basketleriyle ilk maçın son 3 dakikasına 10 sayı önde girince maç bitti gözüyle baktım. Rose ise neden bu sezonun MVP'si oylamasının tartışmasız favorisi olduğunu gösterir gibi maçı soktu aldı adeta. O coştukça takım savunmadaki savaşçı kimliğine geri döndü ve Noah'ın tasmasından sıyrılmış pitbull gibi pota altında terör estirmesiyle 1-0 yaptılar.

Pacers'ta Collison maçın büyük bölümünde Rose'la aşık atmasına rağmen sonlarda Rose'un vites artırmasına mani olamadı. Fakat Pacers'ın tecrübeli oyuncuları Dunleavy, savaşçı Hansborough, yıldızı Granger'in bu seriyi öyle kolay kolay bırakmayacaklarını anladık. Öyle seri öncesinde söylediğimiz gibi bir dayak yemediler.
Bulls'un play-offlar boyunca önüne çıkacak en önemli handikap takımın deli fişek gibi oynamasına rağmen henüz play-off tecrübesinin fazla olmaması. En son Cavaliers örneğinde yaşadığımız gibi turlar ilerledikçe stres faktörü Bulls'u zorlayacaktır. Bence bu sene Bulls finale çıkarsa Cavaliers'in Spurs'e karşı oynadığı final gibi bir akıbete uğrayabilir. Veya ondan önce Heat veya Celtics'e karşı da o tarz bir tecrübe noksanlığı yaşayabilirler.
2. maçtaysa Pacers'ın gardının düşeceğini, Bulls'un en azından son dakikalarda değil de ilk yarıdan işi sağlama alacağını düşünmüştüm. Pacers'ın yine pes etmeye niyeti yoktu. İlk maçta nerede bıraktılarsa, hatta Collison'in maç içinde sakatlanmasına rağmen, oradan devam ettiler. Bulls'un uzunları Hansborough'yu yıprattılar. Boozer biraz daha iyiydi. Ama iş yine son dakikalara kaldı. Bu sefer son dakikalarda geriden gelip maçı almak zorunda kalmadılar ama cezayı yine Rose kesti. Korver da maçı koparan üçlüğü, yine ilk maçta yaptığı gibi köşeden sokuverdi. Hakemlerin Bulls'a mavi boncuk dağıtması da son dakikada işi iyice Bulls'un lehine çevirdi ve Bulls yine zor da olsa maçı kazandı.
Serinin geri kalanında anladık ki Pacers'ın bir yere gittiği yok. Conseco Fieldhouse'ta Bulls'u zorlayacaklardır. Bulls'un yaptığı tek şey ev sahibi avantajını sürdürmek oldu. Ama şurası da bir gerçek tarihte ilk 2 maçı kazanan takımların aşağı yukarı % 75'i seriyi de kazanmış.
Top simdi Pacers'ta. Seriyi 2-0'dan çevirmek çok zor ve ilk iki maçta o kadar mücadeleden sonra 3. maçı kazanamamak süpürgeye tek maç kaldı demek olacak. 3. maç ya herrü ya merrü maçıdır o yüzden. 3. maçı Bulls alırsa seri bittikten sonra geriye donup baktığımızda "ya iste adamlar süpürmüşler, zaten bekleniyordu" diyecek olsak da, kazın ayağı pek öyle olmamış olacak. En azından ilk iki maça baktığımızda bu böyle.
İlk 2 maçta izlediğim Pacers'ın süpürülmemesi lazım ama Rose diye bir faktör var. 61 galibiyetle 37 galibiyet arasındaki fark bir şekilde ortaya çıkacaktır.
NBA'de şampiyonluk favorisi takımlar için söylenen bir söz vardır: "Asil play-offlar deplasman maçı kazanınca baslar". Bulls 3. maçı almak isteyecektir ama Pacers da en azından bir maçı hak ediyor. Bulls olur da 3. maçı kaybederse, 4. maçı kazanıp seriyi Chicago'da bitirir.
3. Maç sonrası not: Pacers yine iyi oynadığı maçın sonunu getiremedi ve Rose'u bu sefer maçın genelinde daha iyi savunmalarına rağmen son saniyelerde durduramadılar. Rose'un pota altından bulduğu hançerle boyun eğdiler. Bulls bu dakikadan sonra 4. maçı da alıp süpürgeyi tamamlar herhalde. Bizim bildiğimiz supurgelerde genelde 2 maç farklı biter, süpürülen takım boy ölçüşemezdi. Oysa bu seride 3 maçta toplam 15 sayı fark yedi Pacers. Diyecek bir şey yok. 1 maç almalarını isterdim ama Rose'u durdurmak çok zor ve günün sonunda süpürge süpürgedir.
HEAT – SIXERS
Bulls-Pacers serisinin aksine bu serinin ilk 2 maçındaki mücadele beklentiler doğrultusunda gerçekleşti. Bulls-Pacers arasındaki kora kor mücadele bu seride yaşansaydı şaşırmazdım ama gördüğümüz kadarıyla Heat'in şakası yok. İlk maçın sonlarında farkın erimesine göz yumup bayağı zor duruma düşmelerine rağmen sonlarda Lebron'un inadı tutmadı ve Wade'in olaya hakim olmasıyla ilk maçı bir şekilde aldılar. Lebron'un 4. çeyrek sendromuna girmeyip Wade üzerinden hücum setlerini oynaması artı puan kazandırdı kendisine.
Favori takımların ilk turun ilk maçlarda zorlanmalarını doğal karşılıyorum. Çünkü onların hedefi bir sonraki turlar olduğu için ilk maça kafada çok iyi hazırlanmamış oluyorlar. Ayrıca kâğıt üzerinde zayıf olan rakipler de "kaybedecek bir şeyimiz yok" mantalitesiyle saha avantajını ele geçirmek için var güçleriyle saldırıyorlar. Bu bağlamda en büyük şansları ilk maçlarda oluyor genelde. Ama ilk maçı favori takım bir şekilde kazanınca ikinci maçlar daha rahat oluyor. Bulls-Pacers serisinde öyle olmadı ama Heat ikinci maçı gayet rahat kazandı. Savunmada taş gibiler, Lebron ilk üç çeyrek terör estiriyor.

Philadelphia seyircisi gürültüyü sever. Sixers 3. maça hızlı başlayacaktır ama Heat seriyi orada bitirmeye gidiyor gibi bir intiba oluştu bende. Wade'in migreni bu aralar azmış durumda. Seriyi ne kadar çabuk bitirirlerse Wade için o kadar iyi. Bu seride su ana kadar uzun uzadıya konuşulacak bir faktör yok.
3. maç sonrası not: Sixers seyircisinin gazıyla aynen çok hızlı başladı maça ama Heat 3 kafadarın oyuna ağırlığını koymasıyla o gazı aldı, maçı dengeledi ve son çeyrekte Wade'in arka arkaya vurduğu darbelerle seriyi süpürgenin eşiğine getirdi. İlk maçın tekrarı gibi oldu aslına bakarsanız. 3 kafadar toplam 75 sayı atarak galibiyetin mimarı oldular ama aslan payı migreni azalan Wade'e ait. Heat hak etti bu seriyi. Sixers'in kadrosunda Heat'le başa çıkacak yetenekte oyuncular olmadığını düşünüyorduk zaten.
CELTICS – KNICKS
Yeşil Yonca'lar da ilk iki maçı alıp "Şimdi onlar düşünsün" diyenlerden. İlk iki maçtaki mücadele beklentiler doğrultusundaydı. Su an Knicks'i 2-0 önde bile görebilirdik ama tecrübeli Celtics maçın son anlarını yine çok akıllı oynayarak kazanmasını bildi. Bunu diyorum ama ilk maçın bitimine 10 saniye kala Ray Allen'ın isabetli üçlüğündeki pozisyonda Garnett'in hücum faulü çok barizdi. Futbolda olsa kesin sarı kartlık pozisyon. Yine diyorum, yazık günah!
Knicks geçen gün yazdığımız gibi ilk Amare'yi oyuna bayağı dahil etti ilk maçta. Garnett bayağı zor durumda kaldı. Ama maçın sonucuyla ilgili sadece hakemi suçlamamak lazım. Ondan önceki pozisyonda Carmelo'nun hücum faulü daha önemliydi.
İkinci maçta Billups oynamadı, ilk maçın en iyisi Amare maçın ilk yarısında sakatlandı ve gemiyi kurtarmak Carmelo'ya düştü. Celtics'in maçı koparacağını düşünmemize rağmen Knicks Carmelo liderliğinde oyundan hiç düşmedi. Yine de maçın sonunu getiremediler. Bu noktada Knicks'in adına bir sürü mazeret üretebiliriz. Billups yok, Amare yok, Boston'dasınız, rakip Celtics vs.

Şu maçtan Carmelo sayesinden kopmadılar, ama yine de Carmelo yüzünden yenildiler. Takımda adam yok. Sayıların yarısını o atmış, üstüne 17 ribaunt almış, 6 asist yapmış. Peki neden? Yıldız oyuncu olmak zor. Sen istersen ilk 42 dakika 60 sayı at, son 6 dakika attığın şutların hiçbiri girmezse, hatta potaya ile bakamadıysan daha önce attığın 60 sayının bir kıymeti yok. Senin amacın nesiller ötesi bir oyuncu olarak anılmaksa zeki oynayacaksın. Celtics senin tepene üç kişi veriyorsa, sen en doğru adamı yine bulmalısın. Maçın son 12.3 saniyesi Carmelo'nun kafasını çalıştırmayıp "kaybedenler kulübüne" ait olduğunu gösterdi. Önünde ikili kişilik savunma var ama yine de perdeleme kullanıp kendi sütunu yaratabilirdi. O kritik anda takımda o sütü sokabilecek kimse yoktu. O ne yaptı gidip topu o ana kadar fazla bir şey yapmamış Jeffries'e verdi, o Garnett'i görünce tırsıp yanlış bir kararla o ana kadar 11'de 0 atmış Walker'a vereyim dedi. Eli ayağına dolaştığı için Garnett topu kaptı. Hücum sona erdi. Ayrıca bitime daha 5 saniye var. Celtics kenardan topu boştaki oyuncuya aktarır aktarmaz faul yapması gereken Carmelo, faul yapmayı ancak 0.5 saniye kala akıl etti. Aval aval baktı 4.5 saniye boyunca. Maç da öyle bitti. Bu mu senin yıldızlığın Carmelo? Sonra da maçtan sonra basın toplantısında "valla ben elimden geleni yaptım, bayağı eğlenceli bir maçtı, içimde hiç uhde yok, hep doğru kararları aldım, ne yapalım nasip değilmiş" dedi. Bahanesi bol! Ama New York başını Denver başını gibi el bebek gül bebek yapmaz, ertesi gün Carmelo'yu yerden yere vurdular. Knicks'te yıldız olmak böyle bir şey Melo Efendi! Bu iş bahane dinlemez.
Serinin devamı Amare ve Billups'in durumlarına bağlı. Amare 3. maçta oynayacak. Billups 50-50. Onlar sakat olmasaydı bu seri 2-2'ye gelir derdim de, şimdi olay tamamen Celtics'in lehine. Celtics ilk turlarda böyle kıran kırana oynayıp havasını öyle bulmayı adet haline getirmiş bir takım. Bence gene de 2-2 olabilir bu seri. Knicks 3. maçı alır.
MAGIC – HAWKS
Atlanta geçen seneyi unutmamış. Kendine güvenleri yerine. İlk maçı gayet rahat kazandılar Dwight'in 46 sayısına rağmen. 2. maçın da ilk yarısında genelde öndelerdi, maçı da çok kolay bırakmadılar, o da güzel. Hatta bu hırsla oynarlarsa seriyi alabilirler. İlk 2 maçlık performanslarını tebrik ediyorum. Belli ki çok iyi hazırlanmışlar. Jason Collins az süre aldıysa da Dwight'in sinirlerini yeterince bozdu, onu faul problemine soktu ilk maçta. (Dwight'in 46 sayısının 31'i ilk yarıdaydı)

Madalyonun öteki yüzüne gelince. Orlando, Jameer ve Dwight haricinde gayet boş bir takım görüntüsü verdi bana. Su ana kadar bomboş üçlükleri dahi atamadılar. Ne dedik? Üçlük performansları önemli dedik. Atamadılar. Jason Richardson, geçen sezon Phoenix'teki Jason Richardson kesinlikle değil. Sezon içinde de bunun emarelerini gördük ama play-offlarda tecrübesini konuşturur diye düşünmüştüm. Hidayet su ana kadar pek bir şey yapmadı. 2.maçın sonlarında atıp da maçı kopardığı üçlük haricinde takıma katkısı beklentilerin altında kaldı. Dwight elinden geleni yapıyor. 2. maç 48 dakika kaldı sahada. Adamın faul yüzdesi de gayet iyi durumda eskiyle karşılaştırdığımızda. Jameer de kalitesini gösteriyor. Sorun diğerlerinde. İlk maç savunma yapmadılar. 2. maçın ikinci yarısı yumurta kapıya dayanınca toparlandılar. Ayrıca o toparlanmanın en önemli nedeni Hawks'in zaten bu deplasmandan istediği tek galibiyetlik hedefi zaten tutturmuş olmasıydı.
Bu seri beklentiler doğrultusunda uzun olacak gibi duruyor. Hoş, ben Hawks'i küçümsemiştim ama beni boş verin. Orlando deplasmanda rakibinden bir maç kazanıp Amway Arena'ya 2-2'yle dönebilecek güçte bir takım. Yedeklerin performansına bağlı.
BATI
SPURS – GRIZZLIES
Cumartesi'yi iple çekiyorum. Kısmetse Fedex Forum'da olacağım. Bu maçla ve seriyle ilgili ayrıntılı yazımı, 3. maçın fotoğraflarıyla beraber (foto muhabir kalitesinde fotoğraf çekemem şimdiden yazayım) ertesi gün okuyabilirsiniz.

Grizzlies Spurs'ü zorlar, hatta Manu oynamazsa ilk maçı alır diye düşünüyordum. İlk maçı son saniyelerde kaptan Battier'nin üçlüğüyle aldılar. İkinci maçta Manu sahadaydı ama az daha ikinci maçı da kazanıyorlardı. Spurs'ün gücünü tartışmam. Fedex'teki 2 maçı da alabilecek güçte bir takım. Ama bu seri AT&T Center'a 2-2 gidecektir. Grizzlies'in bundan önce tecrübe ettiği 3 süpürgenin ikisi Spurs'e aitti. Grizzlies su ana kadar doğru şekilde oynadı, hep doğruları yaptı, içeriden zorladı Spurs'u, acele atışlarda bulunmadı. Takım bundan sonra da bu şekilde oynamalı. Elbette kolay değil. Karşındaki takım son üç şampiyonluğunda play-offlara mağlubiyetle başlamış bir takımsa hele, ekstra zor. Ama takım inanmış, esnaf inanmış, şehir inanmış, taraftar inanmış (ki zaten biletler rakibin Spurs olduğu belli değilken tükenmişti). O zaman ışıklar, sahne ve hava atışına kaldı her şey.
LAKERS – HORNETS
Lakers için kolay rakip yok. Kâğıt üzerindeki en kolay rakibi de olay yapacak enteresanlıkta bir takım. Rakipte uzun oyuncu yok. West sezonu kapamış. Okafor sürekli faul probleminde. Ama Pau uyurgezer gibi. İlk maçtan sonra Kobe, Phil Jackson, ESPN, Amerika'daki bilimum basın adamı eleştirdi. 2. maça bakıyorsunuz, Pau yine yok, yine yok. Üstelik bu adam tipik bir Türk futbol yıldızı da değil olaya duygusal bakıp da tribüne kol çıkarsın, havaya imza atsın veya "annemin el yapımı tapasını özledim, gurbet acısı çekiyorum, su anda El Clasico'da olmak vardı anasını satayım" diyip hayata küssün. Daha önce böyle eleştiriler oldu mu anında cevabını verip kasırga estirirdi pota altında. İlk maçtaki performansını anlarım. Olur öyle. Zaten takım olarak zevzeklik peşindelerdi ilk maçta. Sokak basketbolu oynayıp savunma yapmaya tenezzül etmediler. Yeni bir hikaye değil, ayrıca bekliyordum.
Pau'nun ikinci maçtaki performansını ise kabul etmiyorum. Son çeyrek savunmada önemli işler yaptıysa da, hücumda yokları oynadı. Ki bu adam Hornets'a karşı sezon içinde (David West'e rağmen) ortalama 22.3 sayı atmış. Neyse ki Bynum 2. maçta pota altında affetmedi ve uzun kollarıyla X faktörlüğünü konuşturdu
Lamar keza Lakers tarihinde en iyi 6. adam ödülü kazanmış ilk oyuncu olarak (gerçi bu ödülü 1983'te vermeye başlamışlar, 50 yıllık bir geçmişi yok) kalitesini gösterdi. Aslında Lamar'ın bu performansı göstermesi çok ilginç. Eşi Chloe Kardashian'la hazırladıkları bir belgesel var. Evlendiğinden beri Los Angeles'ta "Bay Kardashian" olarak geyik malzemesi yapıyorlar adamı. Odaklanmasına mani olacak her tulu etkene rağmen rağmen kariyerinin en iyi sezonunu geçirdi.

Kobe'nin 2. maçta 11 sayıda kalmasının sebebiyse, potaya bakmak istememesi, tamamen uzunlara odaklı hücum etmeyi tercih edip, Pau'nun Bynum'un sorumluluk almasını istediği içindi. Yoksa Ariza'nın savunmasından usandığı ve potayı göremediği için değil. Ayrıca kendini New Orleans deplasmanlarına sakladı. Takımın ilk turda kendine güvenini tekrar kazanması lazım. İlk turda 35-40 sayı atarak belki bir maç alırsınız ama sonrası için iyi bir emare olmaz bu, eğer Kobe yaşında bir adamsanız. Gücünü ekonomik kullanmak istiyor.
Hornets'tan bahsedelim. Chris Paul Lakers'in gardlarıyla, hatta uzunlarıyla da oyuncak gibi oynuyor. Hatta ilk maçta Pau'yu rezil etti 1-2 kez. Hornets'i durdurmak istiyorsanız Chris Paul gibi bir adamın aynı anda hem sayı atıp hem de asist yapmasını engellemeniz lazım. İlk maçta her ikisini de yaptırdı Lakers. İkinci maçtaysa sadece sayı atmasına izin verdiler. Ama sayı atarken de yorularak sayı attı çünkü Kobe ve Artest sürekli tepesindeydi. Diğer oyuncuları iyi kapatan Lakers savunmasını gören Chris Paul 4. çeyrekte yoruldu. Ama çok büyük oyuncu. Ayrıca çok fazla hücum faul aldırıyor rakip savunmaya. Bazen bunu çok abartıp etrafında kimse yokken kendini oradan oraya atınca hakemler yemiyorlar ama Fisher'dan daha çok hücum faul aldırdığı kesin. Fisher'ın numaraları daha profesyonel işi. O faul aldırırken ilk bakışta tam anlayamayabiliyorsunuz. Chris Paul'unkiler daha çok hakem hatası. Staples'in çatısında oturan birisi o faullerin yarısının hakikaten yalandan olduğunu rahat anlar.
Trevor Ariza'ya ayrı bir paragraf açalım. 2 sene önce Lakers'taki başarıları malumunuz. Fakat şimdilerde o günlerinden daha da iyi durumda. O zamanlar da diyordum, şimdi de diyorum. Ariza gibi adam her eve lazım. Başka söze gerek yok. Lakers'a karşı olduğu için de ekstra hırslı oynuyor. Kobe'yi sağlam yoruyor. Her zamanki gibi tekmeye kafa uzatarak oynama modunda.
Bu serinin kaç maçta biteceği tamamen Lakers'a bağlı. Bu seri su dakikadan sonra 4-1 bitmez. Hornets'i azdırdılar. İlk iki maçlar sonunda Chris Paul'un Derrick Rose'la beraber en etkili oyuncu olarak gözükmesine neden oldular. Deplasmanda 2 maç üst üste alamaz Lakers. Bu seri su dakikadan sonra 4-2 de bitebilir, 4-3 de bitebilir. Bana biraz 2 sene önce 4-3 biten Rockets serisini andıracak, tüm Lakers taraftarının saçını başını yolmasına neden olacak bir seri olacakmış gibi geliyor iyice. Lakers için serinin çekişmeli geçmesi iyi bir şey. Geçen sene de sezonu kötü kapatmışlar ve Thunder serisiyle kendilerine gelmişlerdi.
MAVS – BLAZERS
Blazers'in Dirk'e karşı bir cevabı yok gibi durdu ilk iki maçta. Ağırlığını koyması gereken yerlerde takımını sırtladı. Onun haricinde Jason Kidd de oldukça isabetli üçlükleriyle takımın bu çetin rakibe karşı 2-0'lik önemli bir avantaj elde etmesinin nedenlerinden birisi. Özellikle 2. maçta Peja eski günlerinden bir potpuri sununca Mavs son çeyrekte maçı zorlanmadan aldı diyebiliriz.
Blazers'da Brandon Roy yedekten girince farkını yaratır diye düşünüyordum ama yanıldım. Oyuna küsmüş, sıradan bir yedekten fazlasını göremedik doğrusu. 2. Maç sonrası hayal kırıklığı demeci de hiç yerinde olmadı. Aldrigde de hücumda iyi gözükmesine rağmen savunmada zayıf kaldı.

Mavs 2006 finalinden sonra her sene ilk turda elenmeyi adet haline getirdiği için oyuncular bu sefer şeytanın bacağını kırmaya bayağı niyetliler. 2006 Haziran'ı demişken 2-0 öne geçtikten sonraki 4 maçı kaybettikleri hala hafızalarda taze. O yüzden de süpürge s'sini ağızlarına alamazlar.
Hali hazırdaki 2-0'lik seriler içerisinde 2-2 olma ihtimali en yüksek seri Mavs-Blazers serisi bence. Zira fanatik Portland seyircisinin önünde Blazers daha başka oynuyor. Öte yandan Mavs bu sene de deplasmanlarda iyi performans gösterdi. Seride su ana kadar Dirk, Kidd ve Peja söz sahibi oldular, geriye Jason Terry ve Matrix kaldı. Sıra onlardaysa Mavs Jason Terry'nin ağırlığını koymasıyla Portland'dan huzurlu dönebilir. Portland deplasmanından galip gelen, her salondan galip çıkabilir. Yine de Mavs formda olmasına rağmen deplasmanda bir maç galip gelirse büyük başarı elde etmiş olur. 2-2'de seri yeniden başlar. Blazers'ta o potansiyel var.
3. maç sonrası not: Mavs'de bu sefer gerçekten de Terry koydu ağırlığını ama Dirk ve Terry'nin yanına 3. bir isim hücum yükünü çekemeyince, agresif Blazers'a karşı 3. maçı kaybettiler. Wes Matthews ilk yarıda müthiş oynadı. Brandon Roy'sa mutsuz yedek portresinden sıyrılıp çok daha pozitif bir oyun oynadı. Bu da takıma olumlu etki etti. Bu maçtan sonra serinin 2-2'den tekrar başlayacağına olan inancım devam ediyor.
THUNDER – NUGGETS
Nuggets'ta un var, şeker var, yağ var ama play-offlarda zor anlarda takımı sürükleyecek yani helvayı yapacak bir yıldız yok. Olmayınca da 2. maçtan boyunları bükük ayrıldılar. İlk maç çok çekişmeliydi ve öyle bir hakem hatasına kurban gittiler ki, burnundan kıl aldırmayan NBA yönetimi özür dilemek zorunda kaldı. Öyle güzel bir maçın ardından hakemin konuşulması büyük talihsizlik veya haksızlık. Gerçi Türk insanıyız, şunu en son diyen ben olmalıyım. Hakemden başka bir şey konuşulmaz bizim ülkemizde.
Bu canavar kadroya ileriki yıllarda Durant, Rose, Wade, Dirk ayarında bir yıldız katarlarsa çok büyük iş yapmış olurlar aslına bakarsanız. Yani öyle ki Carmelo bayağı iş yapardı bu kadroyla. Olayın trajikomikliği de burada. Play-offlar normal sezona benzemiyor. Eller titrer. Moraller bozulur. En iyi bildiğiniz setleri uygulayamaz hale gelirsiniz. Sonunda da 2. maç gibi kötü bir maç çıkarırsınız ve ilk maçtaki hakem hatasının esamisi okunmaz olur.

Thunder'sa 2. maçta kasırga gibiydi. Maçı en başında kopardı. Sonra da mutedil bir şekilde kapattılar maçı. Bundan sonra işleri kolay diye düşünürlerse hata ederler. Bu hatayı yapabilirler çünkü daha önce şoför koltuğunda oturmamışlardı. Nuggets hala tehlikeli bir takım ve bu takımın baş ağrıtmasını istemiyorsanız 3. maçı kazanıp kazasız bir şekilde yolunuza devam etmeniz lazım. Thunder su anda Batı'daki en sıcak takım görünümünde.
Grizz-Spurs maçından sonra tekrar görüşmek üzere. Play-offsuz kalmayın.
YAZAN: Enis OKŞAN
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Bulls ve Celtics ilk iki maçta çok zorlandılar. Orlando, Spurs, Lakers saha avantajını şimdilik kaybetti. Heat, Nuggets ve Mavs baş ağrısı az bir 2 maç oynadılar ama onların da ilk maçları çok zor geçti.Hakemler her sezon olduğu gibi play-offlara yine berbat bir başlangıç yaptılar. Genelde ilerleyen turlarda düzelirler ama ilk tür maçlarında hep kritik dakikalarda hatalı düdük çalarlar. Herhangi bir oyuncu, hoca veya yönetici hakemler hakkında en ufak bir eleştiride bulundu mu David Stern despotluğunu konuşturup sağlam para cezası vermekten kaçınmaz. Bu sefer o bile özür diledi Nuggets takımından. Thunder-Nuggets ilk maçının son dakikasında Thunder'ın bariz şekilde sayılmaması gereken basketinin sayılması, Celtics-Knicks ilk maçının son sütunda Ray Allen üçlüğü sokmadan önce kendisini savunmaya giden oyuncuya Garnett'in taktığı çelmenin çalınmaması, Bulls-Pacers ikinci maçının son dakikasında Bulls lehine çalınan iki düdük, bu çekişmeli geçen maçların kader anlarında gözümüze çarpan örneklerden birkaç tanesi. "Günün sonunda 7 maçlık bir seridir, hak eden kazanacak nasıl olsa" desek de, bu tarz kader anı hataları serilerin gidişatındaki psikolojik dengelerin oynamasına bayağı yol açıyor. Ayrıca konferans finalleri ve NBA final serisinde hakemler kural gereği maçların son 2 dakikasında istedikleri pozisyonu ekrandan izleme hakkına sahiplerken, bu kural neden önceki turlarda da uygulanmaz anlamam. Yazık günah!
DOĞU
BULLS – PACERS
Seri başlamadan önce Bulls süpürür dememiz çok kolay olmuştu. Bir tarafta sezonu 37 galibiyetle tamamlayabilmiş Pacers, öte tarafta sezonun silindiri, son 2 ayı da formunun zirvesinde tamamlamış, sakatlıklarından arınmış 61 galibiyetli Bulls. Pacers yarınlar yokmuş gibi oynadı ikisinde de. İtiraf ediyorum, bunca yıldır su mereti izlememe rağmen Pacers Tyler Hansborough'nun basketleriyle ilk maçın son 3 dakikasına 10 sayı önde girince maç bitti gözüyle baktım. Rose ise neden bu sezonun MVP'si oylamasının tartışmasız favorisi olduğunu gösterir gibi maçı soktu aldı adeta. O coştukça takım savunmadaki savaşçı kimliğine geri döndü ve Noah'ın tasmasından sıyrılmış pitbull gibi pota altında terör estirmesiyle 1-0 yaptılar.

Pacers'ta Collison maçın büyük bölümünde Rose'la aşık atmasına rağmen sonlarda Rose'un vites artırmasına mani olamadı. Fakat Pacers'ın tecrübeli oyuncuları Dunleavy, savaşçı Hansborough, yıldızı Granger'in bu seriyi öyle kolay kolay bırakmayacaklarını anladık. Öyle seri öncesinde söylediğimiz gibi bir dayak yemediler.
Bulls'un play-offlar boyunca önüne çıkacak en önemli handikap takımın deli fişek gibi oynamasına rağmen henüz play-off tecrübesinin fazla olmaması. En son Cavaliers örneğinde yaşadığımız gibi turlar ilerledikçe stres faktörü Bulls'u zorlayacaktır. Bence bu sene Bulls finale çıkarsa Cavaliers'in Spurs'e karşı oynadığı final gibi bir akıbete uğrayabilir. Veya ondan önce Heat veya Celtics'e karşı da o tarz bir tecrübe noksanlığı yaşayabilirler.
2. maçtaysa Pacers'ın gardının düşeceğini, Bulls'un en azından son dakikalarda değil de ilk yarıdan işi sağlama alacağını düşünmüştüm. Pacers'ın yine pes etmeye niyeti yoktu. İlk maçta nerede bıraktılarsa, hatta Collison'in maç içinde sakatlanmasına rağmen, oradan devam ettiler. Bulls'un uzunları Hansborough'yu yıprattılar. Boozer biraz daha iyiydi. Ama iş yine son dakikalara kaldı. Bu sefer son dakikalarda geriden gelip maçı almak zorunda kalmadılar ama cezayı yine Rose kesti. Korver da maçı koparan üçlüğü, yine ilk maçta yaptığı gibi köşeden sokuverdi. Hakemlerin Bulls'a mavi boncuk dağıtması da son dakikada işi iyice Bulls'un lehine çevirdi ve Bulls yine zor da olsa maçı kazandı.
Serinin geri kalanında anladık ki Pacers'ın bir yere gittiği yok. Conseco Fieldhouse'ta Bulls'u zorlayacaklardır. Bulls'un yaptığı tek şey ev sahibi avantajını sürdürmek oldu. Ama şurası da bir gerçek tarihte ilk 2 maçı kazanan takımların aşağı yukarı % 75'i seriyi de kazanmış.
Top simdi Pacers'ta. Seriyi 2-0'dan çevirmek çok zor ve ilk iki maçta o kadar mücadeleden sonra 3. maçı kazanamamak süpürgeye tek maç kaldı demek olacak. 3. maç ya herrü ya merrü maçıdır o yüzden. 3. maçı Bulls alırsa seri bittikten sonra geriye donup baktığımızda "ya iste adamlar süpürmüşler, zaten bekleniyordu" diyecek olsak da, kazın ayağı pek öyle olmamış olacak. En azından ilk iki maça baktığımızda bu böyle.
İlk 2 maçta izlediğim Pacers'ın süpürülmemesi lazım ama Rose diye bir faktör var. 61 galibiyetle 37 galibiyet arasındaki fark bir şekilde ortaya çıkacaktır.
NBA'de şampiyonluk favorisi takımlar için söylenen bir söz vardır: "Asil play-offlar deplasman maçı kazanınca baslar". Bulls 3. maçı almak isteyecektir ama Pacers da en azından bir maçı hak ediyor. Bulls olur da 3. maçı kaybederse, 4. maçı kazanıp seriyi Chicago'da bitirir.
3. Maç sonrası not: Pacers yine iyi oynadığı maçın sonunu getiremedi ve Rose'u bu sefer maçın genelinde daha iyi savunmalarına rağmen son saniyelerde durduramadılar. Rose'un pota altından bulduğu hançerle boyun eğdiler. Bulls bu dakikadan sonra 4. maçı da alıp süpürgeyi tamamlar herhalde. Bizim bildiğimiz supurgelerde genelde 2 maç farklı biter, süpürülen takım boy ölçüşemezdi. Oysa bu seride 3 maçta toplam 15 sayı fark yedi Pacers. Diyecek bir şey yok. 1 maç almalarını isterdim ama Rose'u durdurmak çok zor ve günün sonunda süpürge süpürgedir.
HEAT – SIXERS
Bulls-Pacers serisinin aksine bu serinin ilk 2 maçındaki mücadele beklentiler doğrultusunda gerçekleşti. Bulls-Pacers arasındaki kora kor mücadele bu seride yaşansaydı şaşırmazdım ama gördüğümüz kadarıyla Heat'in şakası yok. İlk maçın sonlarında farkın erimesine göz yumup bayağı zor duruma düşmelerine rağmen sonlarda Lebron'un inadı tutmadı ve Wade'in olaya hakim olmasıyla ilk maçı bir şekilde aldılar. Lebron'un 4. çeyrek sendromuna girmeyip Wade üzerinden hücum setlerini oynaması artı puan kazandırdı kendisine.
Favori takımların ilk turun ilk maçlarda zorlanmalarını doğal karşılıyorum. Çünkü onların hedefi bir sonraki turlar olduğu için ilk maça kafada çok iyi hazırlanmamış oluyorlar. Ayrıca kâğıt üzerinde zayıf olan rakipler de "kaybedecek bir şeyimiz yok" mantalitesiyle saha avantajını ele geçirmek için var güçleriyle saldırıyorlar. Bu bağlamda en büyük şansları ilk maçlarda oluyor genelde. Ama ilk maçı favori takım bir şekilde kazanınca ikinci maçlar daha rahat oluyor. Bulls-Pacers serisinde öyle olmadı ama Heat ikinci maçı gayet rahat kazandı. Savunmada taş gibiler, Lebron ilk üç çeyrek terör estiriyor.

Philadelphia seyircisi gürültüyü sever. Sixers 3. maça hızlı başlayacaktır ama Heat seriyi orada bitirmeye gidiyor gibi bir intiba oluştu bende. Wade'in migreni bu aralar azmış durumda. Seriyi ne kadar çabuk bitirirlerse Wade için o kadar iyi. Bu seride su ana kadar uzun uzadıya konuşulacak bir faktör yok.
3. maç sonrası not: Sixers seyircisinin gazıyla aynen çok hızlı başladı maça ama Heat 3 kafadarın oyuna ağırlığını koymasıyla o gazı aldı, maçı dengeledi ve son çeyrekte Wade'in arka arkaya vurduğu darbelerle seriyi süpürgenin eşiğine getirdi. İlk maçın tekrarı gibi oldu aslına bakarsanız. 3 kafadar toplam 75 sayı atarak galibiyetin mimarı oldular ama aslan payı migreni azalan Wade'e ait. Heat hak etti bu seriyi. Sixers'in kadrosunda Heat'le başa çıkacak yetenekte oyuncular olmadığını düşünüyorduk zaten.
CELTICS – KNICKS
Yeşil Yonca'lar da ilk iki maçı alıp "Şimdi onlar düşünsün" diyenlerden. İlk iki maçtaki mücadele beklentiler doğrultusundaydı. Su an Knicks'i 2-0 önde bile görebilirdik ama tecrübeli Celtics maçın son anlarını yine çok akıllı oynayarak kazanmasını bildi. Bunu diyorum ama ilk maçın bitimine 10 saniye kala Ray Allen'ın isabetli üçlüğündeki pozisyonda Garnett'in hücum faulü çok barizdi. Futbolda olsa kesin sarı kartlık pozisyon. Yine diyorum, yazık günah!
Knicks geçen gün yazdığımız gibi ilk Amare'yi oyuna bayağı dahil etti ilk maçta. Garnett bayağı zor durumda kaldı. Ama maçın sonucuyla ilgili sadece hakemi suçlamamak lazım. Ondan önceki pozisyonda Carmelo'nun hücum faulü daha önemliydi.
İkinci maçta Billups oynamadı, ilk maçın en iyisi Amare maçın ilk yarısında sakatlandı ve gemiyi kurtarmak Carmelo'ya düştü. Celtics'in maçı koparacağını düşünmemize rağmen Knicks Carmelo liderliğinde oyundan hiç düşmedi. Yine de maçın sonunu getiremediler. Bu noktada Knicks'in adına bir sürü mazeret üretebiliriz. Billups yok, Amare yok, Boston'dasınız, rakip Celtics vs.

Şu maçtan Carmelo sayesinden kopmadılar, ama yine de Carmelo yüzünden yenildiler. Takımda adam yok. Sayıların yarısını o atmış, üstüne 17 ribaunt almış, 6 asist yapmış. Peki neden? Yıldız oyuncu olmak zor. Sen istersen ilk 42 dakika 60 sayı at, son 6 dakika attığın şutların hiçbiri girmezse, hatta potaya ile bakamadıysan daha önce attığın 60 sayının bir kıymeti yok. Senin amacın nesiller ötesi bir oyuncu olarak anılmaksa zeki oynayacaksın. Celtics senin tepene üç kişi veriyorsa, sen en doğru adamı yine bulmalısın. Maçın son 12.3 saniyesi Carmelo'nun kafasını çalıştırmayıp "kaybedenler kulübüne" ait olduğunu gösterdi. Önünde ikili kişilik savunma var ama yine de perdeleme kullanıp kendi sütunu yaratabilirdi. O kritik anda takımda o sütü sokabilecek kimse yoktu. O ne yaptı gidip topu o ana kadar fazla bir şey yapmamış Jeffries'e verdi, o Garnett'i görünce tırsıp yanlış bir kararla o ana kadar 11'de 0 atmış Walker'a vereyim dedi. Eli ayağına dolaştığı için Garnett topu kaptı. Hücum sona erdi. Ayrıca bitime daha 5 saniye var. Celtics kenardan topu boştaki oyuncuya aktarır aktarmaz faul yapması gereken Carmelo, faul yapmayı ancak 0.5 saniye kala akıl etti. Aval aval baktı 4.5 saniye boyunca. Maç da öyle bitti. Bu mu senin yıldızlığın Carmelo? Sonra da maçtan sonra basın toplantısında "valla ben elimden geleni yaptım, bayağı eğlenceli bir maçtı, içimde hiç uhde yok, hep doğru kararları aldım, ne yapalım nasip değilmiş" dedi. Bahanesi bol! Ama New York başını Denver başını gibi el bebek gül bebek yapmaz, ertesi gün Carmelo'yu yerden yere vurdular. Knicks'te yıldız olmak böyle bir şey Melo Efendi! Bu iş bahane dinlemez.
Serinin devamı Amare ve Billups'in durumlarına bağlı. Amare 3. maçta oynayacak. Billups 50-50. Onlar sakat olmasaydı bu seri 2-2'ye gelir derdim de, şimdi olay tamamen Celtics'in lehine. Celtics ilk turlarda böyle kıran kırana oynayıp havasını öyle bulmayı adet haline getirmiş bir takım. Bence gene de 2-2 olabilir bu seri. Knicks 3. maçı alır.
MAGIC – HAWKS
Atlanta geçen seneyi unutmamış. Kendine güvenleri yerine. İlk maçı gayet rahat kazandılar Dwight'in 46 sayısına rağmen. 2. maçın da ilk yarısında genelde öndelerdi, maçı da çok kolay bırakmadılar, o da güzel. Hatta bu hırsla oynarlarsa seriyi alabilirler. İlk 2 maçlık performanslarını tebrik ediyorum. Belli ki çok iyi hazırlanmışlar. Jason Collins az süre aldıysa da Dwight'in sinirlerini yeterince bozdu, onu faul problemine soktu ilk maçta. (Dwight'in 46 sayısının 31'i ilk yarıdaydı)

Madalyonun öteki yüzüne gelince. Orlando, Jameer ve Dwight haricinde gayet boş bir takım görüntüsü verdi bana. Su ana kadar bomboş üçlükleri dahi atamadılar. Ne dedik? Üçlük performansları önemli dedik. Atamadılar. Jason Richardson, geçen sezon Phoenix'teki Jason Richardson kesinlikle değil. Sezon içinde de bunun emarelerini gördük ama play-offlarda tecrübesini konuşturur diye düşünmüştüm. Hidayet su ana kadar pek bir şey yapmadı. 2.maçın sonlarında atıp da maçı kopardığı üçlük haricinde takıma katkısı beklentilerin altında kaldı. Dwight elinden geleni yapıyor. 2. maç 48 dakika kaldı sahada. Adamın faul yüzdesi de gayet iyi durumda eskiyle karşılaştırdığımızda. Jameer de kalitesini gösteriyor. Sorun diğerlerinde. İlk maç savunma yapmadılar. 2. maçın ikinci yarısı yumurta kapıya dayanınca toparlandılar. Ayrıca o toparlanmanın en önemli nedeni Hawks'in zaten bu deplasmandan istediği tek galibiyetlik hedefi zaten tutturmuş olmasıydı.
Bu seri beklentiler doğrultusunda uzun olacak gibi duruyor. Hoş, ben Hawks'i küçümsemiştim ama beni boş verin. Orlando deplasmanda rakibinden bir maç kazanıp Amway Arena'ya 2-2'yle dönebilecek güçte bir takım. Yedeklerin performansına bağlı.
BATI
SPURS – GRIZZLIES
Cumartesi'yi iple çekiyorum. Kısmetse Fedex Forum'da olacağım. Bu maçla ve seriyle ilgili ayrıntılı yazımı, 3. maçın fotoğraflarıyla beraber (foto muhabir kalitesinde fotoğraf çekemem şimdiden yazayım) ertesi gün okuyabilirsiniz.

Grizzlies Spurs'ü zorlar, hatta Manu oynamazsa ilk maçı alır diye düşünüyordum. İlk maçı son saniyelerde kaptan Battier'nin üçlüğüyle aldılar. İkinci maçta Manu sahadaydı ama az daha ikinci maçı da kazanıyorlardı. Spurs'ün gücünü tartışmam. Fedex'teki 2 maçı da alabilecek güçte bir takım. Ama bu seri AT&T Center'a 2-2 gidecektir. Grizzlies'in bundan önce tecrübe ettiği 3 süpürgenin ikisi Spurs'e aitti. Grizzlies su ana kadar doğru şekilde oynadı, hep doğruları yaptı, içeriden zorladı Spurs'u, acele atışlarda bulunmadı. Takım bundan sonra da bu şekilde oynamalı. Elbette kolay değil. Karşındaki takım son üç şampiyonluğunda play-offlara mağlubiyetle başlamış bir takımsa hele, ekstra zor. Ama takım inanmış, esnaf inanmış, şehir inanmış, taraftar inanmış (ki zaten biletler rakibin Spurs olduğu belli değilken tükenmişti). O zaman ışıklar, sahne ve hava atışına kaldı her şey.
LAKERS – HORNETS
Lakers için kolay rakip yok. Kâğıt üzerindeki en kolay rakibi de olay yapacak enteresanlıkta bir takım. Rakipte uzun oyuncu yok. West sezonu kapamış. Okafor sürekli faul probleminde. Ama Pau uyurgezer gibi. İlk maçtan sonra Kobe, Phil Jackson, ESPN, Amerika'daki bilimum basın adamı eleştirdi. 2. maça bakıyorsunuz, Pau yine yok, yine yok. Üstelik bu adam tipik bir Türk futbol yıldızı da değil olaya duygusal bakıp da tribüne kol çıkarsın, havaya imza atsın veya "annemin el yapımı tapasını özledim, gurbet acısı çekiyorum, su anda El Clasico'da olmak vardı anasını satayım" diyip hayata küssün. Daha önce böyle eleştiriler oldu mu anında cevabını verip kasırga estirirdi pota altında. İlk maçtaki performansını anlarım. Olur öyle. Zaten takım olarak zevzeklik peşindelerdi ilk maçta. Sokak basketbolu oynayıp savunma yapmaya tenezzül etmediler. Yeni bir hikaye değil, ayrıca bekliyordum.
Pau'nun ikinci maçtaki performansını ise kabul etmiyorum. Son çeyrek savunmada önemli işler yaptıysa da, hücumda yokları oynadı. Ki bu adam Hornets'a karşı sezon içinde (David West'e rağmen) ortalama 22.3 sayı atmış. Neyse ki Bynum 2. maçta pota altında affetmedi ve uzun kollarıyla X faktörlüğünü konuşturdu
Lamar keza Lakers tarihinde en iyi 6. adam ödülü kazanmış ilk oyuncu olarak (gerçi bu ödülü 1983'te vermeye başlamışlar, 50 yıllık bir geçmişi yok) kalitesini gösterdi. Aslında Lamar'ın bu performansı göstermesi çok ilginç. Eşi Chloe Kardashian'la hazırladıkları bir belgesel var. Evlendiğinden beri Los Angeles'ta "Bay Kardashian" olarak geyik malzemesi yapıyorlar adamı. Odaklanmasına mani olacak her tulu etkene rağmen rağmen kariyerinin en iyi sezonunu geçirdi.

Kobe'nin 2. maçta 11 sayıda kalmasının sebebiyse, potaya bakmak istememesi, tamamen uzunlara odaklı hücum etmeyi tercih edip, Pau'nun Bynum'un sorumluluk almasını istediği içindi. Yoksa Ariza'nın savunmasından usandığı ve potayı göremediği için değil. Ayrıca kendini New Orleans deplasmanlarına sakladı. Takımın ilk turda kendine güvenini tekrar kazanması lazım. İlk turda 35-40 sayı atarak belki bir maç alırsınız ama sonrası için iyi bir emare olmaz bu, eğer Kobe yaşında bir adamsanız. Gücünü ekonomik kullanmak istiyor.
Hornets'tan bahsedelim. Chris Paul Lakers'in gardlarıyla, hatta uzunlarıyla da oyuncak gibi oynuyor. Hatta ilk maçta Pau'yu rezil etti 1-2 kez. Hornets'i durdurmak istiyorsanız Chris Paul gibi bir adamın aynı anda hem sayı atıp hem de asist yapmasını engellemeniz lazım. İlk maçta her ikisini de yaptırdı Lakers. İkinci maçtaysa sadece sayı atmasına izin verdiler. Ama sayı atarken de yorularak sayı attı çünkü Kobe ve Artest sürekli tepesindeydi. Diğer oyuncuları iyi kapatan Lakers savunmasını gören Chris Paul 4. çeyrekte yoruldu. Ama çok büyük oyuncu. Ayrıca çok fazla hücum faul aldırıyor rakip savunmaya. Bazen bunu çok abartıp etrafında kimse yokken kendini oradan oraya atınca hakemler yemiyorlar ama Fisher'dan daha çok hücum faul aldırdığı kesin. Fisher'ın numaraları daha profesyonel işi. O faul aldırırken ilk bakışta tam anlayamayabiliyorsunuz. Chris Paul'unkiler daha çok hakem hatası. Staples'in çatısında oturan birisi o faullerin yarısının hakikaten yalandan olduğunu rahat anlar.
Trevor Ariza'ya ayrı bir paragraf açalım. 2 sene önce Lakers'taki başarıları malumunuz. Fakat şimdilerde o günlerinden daha da iyi durumda. O zamanlar da diyordum, şimdi de diyorum. Ariza gibi adam her eve lazım. Başka söze gerek yok. Lakers'a karşı olduğu için de ekstra hırslı oynuyor. Kobe'yi sağlam yoruyor. Her zamanki gibi tekmeye kafa uzatarak oynama modunda.
Bu serinin kaç maçta biteceği tamamen Lakers'a bağlı. Bu seri su dakikadan sonra 4-1 bitmez. Hornets'i azdırdılar. İlk iki maçlar sonunda Chris Paul'un Derrick Rose'la beraber en etkili oyuncu olarak gözükmesine neden oldular. Deplasmanda 2 maç üst üste alamaz Lakers. Bu seri su dakikadan sonra 4-2 de bitebilir, 4-3 de bitebilir. Bana biraz 2 sene önce 4-3 biten Rockets serisini andıracak, tüm Lakers taraftarının saçını başını yolmasına neden olacak bir seri olacakmış gibi geliyor iyice. Lakers için serinin çekişmeli geçmesi iyi bir şey. Geçen sene de sezonu kötü kapatmışlar ve Thunder serisiyle kendilerine gelmişlerdi.
MAVS – BLAZERS
Blazers'in Dirk'e karşı bir cevabı yok gibi durdu ilk iki maçta. Ağırlığını koyması gereken yerlerde takımını sırtladı. Onun haricinde Jason Kidd de oldukça isabetli üçlükleriyle takımın bu çetin rakibe karşı 2-0'lik önemli bir avantaj elde etmesinin nedenlerinden birisi. Özellikle 2. maçta Peja eski günlerinden bir potpuri sununca Mavs son çeyrekte maçı zorlanmadan aldı diyebiliriz.
Blazers'da Brandon Roy yedekten girince farkını yaratır diye düşünüyordum ama yanıldım. Oyuna küsmüş, sıradan bir yedekten fazlasını göremedik doğrusu. 2. Maç sonrası hayal kırıklığı demeci de hiç yerinde olmadı. Aldrigde de hücumda iyi gözükmesine rağmen savunmada zayıf kaldı.

Mavs 2006 finalinden sonra her sene ilk turda elenmeyi adet haline getirdiği için oyuncular bu sefer şeytanın bacağını kırmaya bayağı niyetliler. 2006 Haziran'ı demişken 2-0 öne geçtikten sonraki 4 maçı kaybettikleri hala hafızalarda taze. O yüzden de süpürge s'sini ağızlarına alamazlar.
Hali hazırdaki 2-0'lik seriler içerisinde 2-2 olma ihtimali en yüksek seri Mavs-Blazers serisi bence. Zira fanatik Portland seyircisinin önünde Blazers daha başka oynuyor. Öte yandan Mavs bu sene de deplasmanlarda iyi performans gösterdi. Seride su ana kadar Dirk, Kidd ve Peja söz sahibi oldular, geriye Jason Terry ve Matrix kaldı. Sıra onlardaysa Mavs Jason Terry'nin ağırlığını koymasıyla Portland'dan huzurlu dönebilir. Portland deplasmanından galip gelen, her salondan galip çıkabilir. Yine de Mavs formda olmasına rağmen deplasmanda bir maç galip gelirse büyük başarı elde etmiş olur. 2-2'de seri yeniden başlar. Blazers'ta o potansiyel var.
3. maç sonrası not: Mavs'de bu sefer gerçekten de Terry koydu ağırlığını ama Dirk ve Terry'nin yanına 3. bir isim hücum yükünü çekemeyince, agresif Blazers'a karşı 3. maçı kaybettiler. Wes Matthews ilk yarıda müthiş oynadı. Brandon Roy'sa mutsuz yedek portresinden sıyrılıp çok daha pozitif bir oyun oynadı. Bu da takıma olumlu etki etti. Bu maçtan sonra serinin 2-2'den tekrar başlayacağına olan inancım devam ediyor.
THUNDER – NUGGETS
Nuggets'ta un var, şeker var, yağ var ama play-offlarda zor anlarda takımı sürükleyecek yani helvayı yapacak bir yıldız yok. Olmayınca da 2. maçtan boyunları bükük ayrıldılar. İlk maç çok çekişmeliydi ve öyle bir hakem hatasına kurban gittiler ki, burnundan kıl aldırmayan NBA yönetimi özür dilemek zorunda kaldı. Öyle güzel bir maçın ardından hakemin konuşulması büyük talihsizlik veya haksızlık. Gerçi Türk insanıyız, şunu en son diyen ben olmalıyım. Hakemden başka bir şey konuşulmaz bizim ülkemizde.
Bu canavar kadroya ileriki yıllarda Durant, Rose, Wade, Dirk ayarında bir yıldız katarlarsa çok büyük iş yapmış olurlar aslına bakarsanız. Yani öyle ki Carmelo bayağı iş yapardı bu kadroyla. Olayın trajikomikliği de burada. Play-offlar normal sezona benzemiyor. Eller titrer. Moraller bozulur. En iyi bildiğiniz setleri uygulayamaz hale gelirsiniz. Sonunda da 2. maç gibi kötü bir maç çıkarırsınız ve ilk maçtaki hakem hatasının esamisi okunmaz olur.

Thunder'sa 2. maçta kasırga gibiydi. Maçı en başında kopardı. Sonra da mutedil bir şekilde kapattılar maçı. Bundan sonra işleri kolay diye düşünürlerse hata ederler. Bu hatayı yapabilirler çünkü daha önce şoför koltuğunda oturmamışlardı. Nuggets hala tehlikeli bir takım ve bu takımın baş ağrıtmasını istemiyorsanız 3. maçı kazanıp kazasız bir şekilde yolunuza devam etmeniz lazım. Thunder su anda Batı'daki en sıcak takım görünümünde.
Grizz-Spurs maçından sonra tekrar görüşmek üzere. Play-offsuz kalmayın.
YAZAN: Enis OKŞAN
Haber; Sporx.com Yazarlar
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.

