Sporx Logo
Takımım Dünya Kupası
2026
Türkiye Özel Canlı Skor
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Geri
İleri
Alex ve gereksiz F.Bahçe-G.Saray düşmanlığı
Google News

Alex ve gereksiz F.Bahçe-G.Saray düşmanlığı

SPORX AI BAKIŞI
AI analizi yükleniyor...
Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesi Alex’in medyaya yansıyan sözleri beklenmedik derecede bir gündem oluşturdu. Malumu ilan eden bu sözler üzerine niye bu kadar gürültü koparıldı çok da anlamış değilim. Yaklaşık altı senedir Türkiye’de bulunan Alex, herhalde bu sözü, başından geçen birçok hadiseye, her derbi maçı öncesi ve sonrasında medyada koparılan yaygaralara ve lüzumsuz polemiklere dayanarak söylüyordu. Elbette Alex bu sözü söylerken “olması gerekeni” değil “olanı” söylemişti ve pek çok kişi maalesef bu gerçeği ıskaladı. Sanki Alex, iki kulübün düşmanlığını istermişçesine bir hava oluşturuldu. Kaldı ki biraz iz’ana sahip olabilsek, hiçbir maçta olay çıkarmayan ve efendiliğiyle tanınan bu adamın sözlerine biraz kulak kabartsak en azından kendisinin haklı çıkmasına sebep olan hazırlık maçındaki rezaletleri yaşamazdık.

--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Alex, sadece saha içinde değil, dışında da zekasını konuşturan zeki bir oyuncu. Bu sözü söylerken mutlaka düşünmüş, tartmıştır. Gerçi baskılar sonucu çark edip günahı “tercüme hatası”nın boynuna bağlamasına rağmen, benim gözümde yaptığı doğru tespitle (maalesef) alkışı hak etmiştir. Öte yandan, kimseyi yalancı çıkarmayı sevmeyen bir millet olarak, Alex’i iki gün içerisinde haklı çıkarmanın ayrı bir gururunu yaşıyoruz şu son derbi rezaletimizle!

Peki ne oldu da iki kulübün arasındaki ilişkiler taraftardan tutun da oyunculara ve yöneticilere sirayet edecek kadar bozuldu' Bunun birçok sebebi olabilir ve bu yazının konusu bu sebepleri araştırmak değil; lakin üzerinde durmak istediğim mevzu, Fenerbahçe-Galatasaray arasındaki husumetin “geçerli” bir tarihi kökeni olmadığını ispatlamakla ilgili olacak.

Hepimizin malumu FB-GS derbisi denince aklımıza hemen bu derbiyi dünyadaki muadilleriyle aynı kefeye koymak geliyor. Dünyada belli başlı birkaç derbi veya “rekabet” olarak adlandırabileceğimiz çekişme var. Bunların hepsi çeşitli tarihi sebeplere dayanıyor. Önce kısaca inceleyelim:

Rangers – Celtics: İskoçya’nın bu derbisi, Protestan ve Kuzey İrlanda kökenli Rangers ile Katolik ve İrlanda kökenli Celtics taraftarlarının oluşturduğu bir Glasgow şehri derbisi. Görünürde dini (mezhep demeyelim; çünkü Hıristiyanlık’ta Protestanlık ile Katoliklik bir din kadar birbirinden uzak ve ayrıdır) bir farklılık var gibi gözükse de mesele sadece dinden ibaret değil. Mesela Rangers’lılar Britanya’nın birliğini savunur, Celtics ise zıt siyasi görüştedir.

Boca Juniors – River Plate: Superclasico olarak da adlandırılan bu derbinin geçmişine bakıldığında düşük gelirli kesimin desteklediği Boca ile nispeten zengin ve elit kesimin desteklediği River takımlarının rekabetin görürsünüz. Belki de fakirliğin verdiği “ayrı” bir hırsla şu ana kadarki maçlarda 120-104 Boca üstünlüğü göze çarpıyor. Tabii ki, olayların mebzul miktarda olduğu bu derbi en çok Puerta 12 trajedisiyle (meşhur Heysel faciasından daha çok trajik bir şekilde 71 kişinin 1968’te oynanan bir maçın ardından çıkış kapılarında ezilmesi hadisesi) hatırlanıyor. Ölenlerin yaş ortalamasının 19 olduğunu söylüyor Wikipedia bize.

Olympiakos – Panathinaikos:
Yine üstteki derbiye benzer bir şekilde Olympiakos’un çalışan kesimi, Panathinaikos’un ise elit kesimi temsil ettiği bir Atina derbisi. Gerçi bu durumun eskisi gibi olmadığı ifade ediliyor çeşitli mahfillerde.

Roma – Lazio: Solcu Roma ile sağcı Lazio’nun çekişmesi olarak da bilinir. Öyle ki, Lazio, geçen sene küme düşme tehlikesi yaşamasına rağmen Inter’le oynanan maçta yedikleri gollere “pek üzülmemeleriyle” dikkat çektiler. Nitekim Inter’in şampiyon olamaması, Roma’nın şampiyonluğu manasına gelecekti.

Real Madrid – Barcelona: Bir rekabetten bahsedip de El Clasico’dan bahsetmemek olmaz. General Franco’nun desteklediği Real Madrid ile, Katalunya bölgesinin takımı Barcelona’nın çekişmesi gayet mantıklı sebeplere dayanıyor. Bilhassa İkinci Dünya Savaşı’ndan 1975’te Franco’nun ölümüne kadar geçen sürede Katalan dili ve işaretlerinin yasaklandığı ve bu yasakların Barcelona taraftarları ve takımı üzerindeki etkisi düşünülürse...

Bize gelelim... Bizim FB – GS derbisinde ben herhangi bir din farkı (FB’yi tutanlar Müslüman da diğerleri “ecnebi” mi'), siyasi görüş ayrılığı (sağcılar FB’yi, solcular GS’yi mi destekliyor acep'), ekonomik ayrıcalık (eskiden GS zengin takımı, FB halkın takımı derlerdi; ancak halkın takımı FB’nin bilet fiyatlarını halkımızın çoğu karşılayacak seviyede değil. Hani vakt-i zamanında “Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor,” demiş ya zatın birisi, o hesap.) belirginliği göremiyorum. Eh, ülkemizdeki Kürt kardeşlerimiz, tıpkı Katalanlar misali, sadece FB veya GS’yi tutmadıklarına göre (hani Katalanlar’ın durumuna benzetme yapmak istesek o da uymuyor), tarihi köken itibariyle heyecan fırtınası ve tansiyonu yüksek maçlar dışında bariz bir rekabet sebebi görülmüyor. Ancak bu gerçeğe rağmen, çıkan olaylar yönüyle FB-GS derbisi yukarıdaki maçların hiçbirini aratmıyor. Aynı evden sabah maça giden iki kardeş farklı tribünlerde yer alarak kendi takımını destekleyebiliyor ve akşam eve döndüğünde yine aynı çatıyı paylaşmak durumunda.

Şimdi tutup da “Ah ah eskiden tribünler ikiye bölünürdü, ne güzeldi o günler,” geyiği yapmayacağım. Evet o günler çok güzeldi, keşke geri dönebilsek; ama şu anki kulüp yönetme zihniyetimiz o günlere geri dönüşün mümkün olmadığını gösteriyor. O halde bugünleri bari kaybetmeyelim.

Yazar Ahmet Selim’in çok sevdiğim bir sözü vardır üç büyüklere dair: Galatasaray Türk futbolunun beyni, Beşiktaş kalbi, Fenerbahçe ise şuuraltıdır. Üzerine saatlerce tartışılabilecek bir söz. Subjektif bir bakış açısı kabul; ama en azından düşünülerek ağızdan çıkmış bir söz. Tıpkı Alex’in kanayan yaramıza tuz basması gibi.

Bir de şu mesele var: Tarihi geçerli bir sebep olsa bile bu olayların çıkması için bir bahane olmamalı. Celtic kulübü mesela 1996’da “Bhoys (yazım yanlışı yok) Against Bigotry” (Çocuklar Bağnazlığa Karşı) isimli bir kampanya başlatarak her türlü farklı inanca, düşünceye ve ırka saygılı olmaya davet ettiler taraftarları. Bizde ise “Dünya Derbisi” kavramının içini sadece düşmanlıkla, kavgayla ve olaylarla doldurma anlayışı mevcut.

Türkiye’de yaşadığım yıllarda ben de gittim bir FB-GS derbisine. Ve bazı taraftarların rakip takım taraftarlarına yaptıklarını “bizzat” görünce kendi taraftarlarımdan (hangi takımı tuttuğumun şu an hiç ama hiçbir önemi yok) resmen iğrendim; zira yoldaki hayvancağızlara yapılmayacak en edep dışı hareketler rakip taraftarlara yapıldı, hem de müthiş bir seremoni vecdi içinde! Halbuki o taraftarlar arasında yolda karşılaştığında sarılmadan geçemeyeceğin samimi arkadaşın da vardı, canciğer dostun da vardı ve en azından bir “kardeşin” vardı. Merak ediyorum evimize aldığımız misafirlere de böyle muamelede mi bulunuyoruz' Hani meşhur bir Türk misafirperverliği vardır, ABD’de bile bazı insanlarca kabul edilen. İşte, o meşhur misafirperverliğimiz bir anda “meş’um” hale dönüşüyor. Ve işin içinden sıyrılmak için “birkaç kendini bilmez” yalanına başvuruyoruz. Günah keçisi bulmada ise bizden mahiri yok. Halbuki hepimiz az-biraz suçluyuz: Medyasından, kalem erbabına, “yarı ümmi” futbolcusundan, “işbilmez” yöneticisine ve “şuursuz” taraftarına kadar hepimiz.

Taraftarlık demişken... Ülkemizde taraftarlık, forma satın aldığında kendisini kulübün "gizli sahibi" olarak gören, yenildiğinde yapmadığını bırakmayan, sadece iddialı maçlarda tribünleri dolduran, çıkardığı gürültüyle gurur duyan, en iyi oyuncsunu bile yuhalayan, cefakarı "gerçek manada" çok az olan bir olgudur. Biz, maalesef tezahüratı bile kendi oyuncusuna negatif tesir eden ve onu strese sokan bir "insan" topluluğuyuz. Zaten ülke olarak yeterince bölünmemiz yetmezmiş gibi, taraftarlıkla da ayrı bir bölünme sendromu yaşıyoruz. Bari, holigan diyerek küçümsediğimiz yabancı ülke taraftarları kadar olabilsek.

Maçta tezahürat amaçlı gerekirse sesimiz kısılana kadar bağıralım, tempo tutalım, şarkılar ve marşlar söyleyeylim ve maç öncesi ile sonrasında birbirimize takılalım. Bunlar işin tatlı yanları. Ama incitmek çok ağır, yaralamak nefret edilesi bir şey, hele öldürmek gayrıinsani. Yine Ahmet Selim’in bir lafını biraz değiştirerek aktarayım: “Savaşta yapmayacağımız şeyleri maç sırasında rakip takım taraftar ve oyuncularına yapıyoruz.” Bazen de tuttuğumuz takımın futbolcumuza...

Ve acı bir gerçeği yansıtan bir fıkrayla bitirelim yazıyı... Fıkra bu ya, cehennemde her ülke için ayrı bir çukur ve her çukurun başında bir zebani varmış. Birisi çıkmak istediğinde zebani kafasına vurup geri gönderirmiş. Bir tek Türkiye’nin çukurunda zebani falan yokmuş. Sebebi sorulunca şöyle demiş baş zebani: “Korkmayın kaçamazlar zaten; çünkü Türklerden birisi kaçmak için biraz tırmanmaya kalksa, diğer memleketlileri onu hemen alaşağı ederler, o yüzden bize ihtiyaç bırakmazlar.”

Kendi kendimizin zebanisi olmayı bıraktığımız gün inanıyorum “her şey daha güzel olacak”.

Sevgi.. Azıcık da olsa...

https://twitter.com/kbudak

Haber; Sporx.com Yazarlar
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Sporx Anasayfasına Dön yukarı ok
Sporx Anasayfasına Dön