Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Geri
İleri
Bu sakatlık planları mahveder!
SPORX AI BAKIŞI
AI analizi yükleniyor...
Bu kez arayı uzun tuttuk. Sağolsun basketbol dünyası da bize yazacak bol malzeme verdi. Aslında her biri ayrı bir yazı konusu olmaya değer yaşananlar...
Milli Takım'dan başlayalım... Tanjevic sonrası dümene, asistanı Orhun Ene geçti. TBL'de Banvit ile yaptıkları, dev bütçelere karşı takımıyla gösterdiği performans, asla yetersiz bulunmadı. Futbolun aksine basketbolda böyle dev bütçelerle baş etmek ciddi anlamda zordur.
Banvit ondan o Banvit'ten memnun. Milli Takım'da ise Bogdan Tanjevic gibi bir ustanın altında kariyerini geliştirdi. Genç yaşında tüm bu adımlarını başarıyla atarken, tek bir insanla polemiğe girmeyip herkesin saygısını kazanması da cabası... Zaten, o kıskanılan, eğitimli, kültürlü sporcu profili onun oyunculuk zamanlarında idi...
Kendisinin A Milli Takım Baş Antrenörü olarak sunulduğu basın toplantısındaydım... Başkan Turgay Demirel'in söz ve davranışlarından hissettiğim şey, "Bogdan Tanjevic'te olduğu gibi Orhun Ene'de de daima destekçi olacağız, hocamızın arkasında olacağız." şeklindeydi.
İşte bu noktada tek endişemi dile getirmek istiyorum... Banvit'teki görev süresi içinde kendisini eleştirecek bir medya hiç olmadı belki gelecekte de olmayacak. Ancak 12 Dev Adam'ın başında alacağı sonuçların olumsuz olması halinde, gelebilecek eleştirileri nasıl karşılayacak merak ediyorum. Tanjevic gibi bir sabır taşının yanında bunları net bir şekilde yaşadı. İşte bu noktada Turgay Demirel ve kurmayları, Tanjevic'teki dik duruşlarını sergilemeyi sürdürürlerse mesele kalmaz.
Ben şahsen Orhun Hoca'nın başarılı olacağına inanıyorum ancak onun daha da başarılı olması, biraz da kulüp takımları ve altyapılarına bağlı olacak. Sonuçta hocanın eline verilecek malzeme, buralardan çıkacak.
BUNDAN KÖTÜSÜ OLAMAZDI
Avrupa Şampiyonası kura çekimi çoğumuzu şaşırtmış olmalı... Turnuvaya katılacak diğer takımlara, "Kura çekmeyin. Kafanıza göre grupları yapın. Bizi de bir tanesine sokun" desek bundan kötü bir gruba girmezdik sanırım. Bir grup devlerin kapışmasına sahne olacak iken bir başka grupta Balkan turnuvasının yapılacak olması da ilginç.
Zaten kaşla göz arasında takım sayısı 16'dan 24'e çıkartılarak o hep övündüğümüz "Zor, sert, gerçek takımların ayakta durduğu" Eurobasket formatından da uzaklaşıldı ve hafiften Dünya Kupası tadı verildi. Dilerim bu konuda gelecekte geri adım atılır.
Gruptaki şansımıza gelince... Ne desek boş... Kadroları görelim önce! Mesela ev sahibi Litvanya, en önemli skoreri Kleiza'yı kaybetti. Bakalım daha neler olacak... Sonuç olarak madalya ve Olimpiyat bileti yolu oldukça zorlu görünüyor.
PLANLARI MAHVEDECEK BİR SAKATLIK!
Mirsad Türkcan'ın sakatlığı Fenerbahçe Ülker için, bir oyuncuyu kaybetmekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu takımda, saha içinde gerçek bir dinamosundan sezon boyu yararlanamayacak. Takımda en sıkıntılı pozisyon olarak gözüken dört numarada, işini layıkıyla yapan tek oyuncu sezonun kalanında yok!
Euroleague hatta TBL'de planları bozacak bir şey olacak bu! İstanbul'daki Regal Barcelona maçını hatırlayalım... Ricky Rubio'nun beslediği çabuk ayaklı, orta mesafesi olan uzunları göz önünüze getirin... İşte bu tarz uzunları tutabilecek, öte yandan da ribauntlarda takımı sırtlayıp gerektiğinde dış atışlarla rakibi cezalandıracak bir oyuncuydu Mirsad. Mirsad sonrası mevcut kadroda bunları yapabilecek en iyi isim Lavrinovic ancak onun da performansı malum...
"Transfer yapılmayacak" kararı sonrası artık gözler Sean May de olacak. Ancak geldiğinden beri, "tahmin ettiğimiz üzere" bir türlü arzulanan noktaya gelemedi. Ancak artık bu kadroya girmek zorunda. O kadroya girince TBL'de, ya Kinsey ya da Tomas tribüne çıkacak gibi. Engin Atsür dönüp form tutunca Jasikevicius bile 6. yabancı durumuna düşebilir. Hangisi kenara gelirse gelsin dengeler biraz bozulacak. Önemli olan, bu sendeleme sonrası yeniden ayaklanabilmek...
Bu arada dikkat edilirse bu sezon da takımı sırtlayan isimler, geçen sezondan kalma yetenekler... Biraz form düşüklüğü yaşasa da Ukic, Ömer Onan ve Emir Preldzic takımın neferleri konumunda... Yeniler henüz bu kadar ağırlıklarını koyamadılar... İlerleyen haftalarda, ligde ve Avrupa'da bunun sıkıntısı görülebilir!
LARRY MILLER OLSAYDI KİMİN FİŞİ ÇEKİLİRDİ?
Hem basketbolda hem de futbolda veteran oyunculara ayrı bir sevgim olmuştur. "Parayı kazandım. Artık yeme zamanı" deyip bırakmak yerine, amatör ruhla, adeta "şişenin dibindeki son damlayı tadana dek" spordan kopmayan insanlara sonsuz saygım vardır. Bu yüzden de basketbolda Haluk Yıldırım, Kurt Thomas, Jason Kidd, Juwan Howard, futbolda da Javier Zanetti, Ryan Giggs, Brad Friedel, Faryd Mondragon gibi isimlerin yerleri bende ayrıdır.
İşin antrenörlük boyutunda yaş olayı biraz olsun önemini yitiriyor olabilir ancak yine de veteran coachlardan alınacak dersler vardır.
Jerry Sloan'ın çok ilginç bir kariyeri var. Oyunculuğunda Chicago Bulls'da yıldızlaşmış. NBA'deki ilk head coachluk deneyimini de bu takım da yaşamıştı. İlginçtir, 23 yıl sonra Jazz'dan kopuşu da, bir Bulls yenilgisinden sonra oldu.
Hayat arkadaşını kanserden kaybedip diğer aşkı olan Jazz ile hayata tutunan Sloan, "yıldız mertebesine erişmeye başlayan ancak hala bir John Stockton veya Karl Malone'un yanına yaklaşamamış" bir oyuncunun, Deron Williams'ın saygısızlığı sonrası fişini çekti. Toprağı bol olsun, Larry Miller bu takımın sahipliğini sürdürseydi acaba kimin kellesi uçardı?
Yeni nesil yıldızları idare etmenin daha zor olduğu bir gerçek! Bazen öyle bir konuşurlar ki, o oklara Head Coach, Genel Menajer ya da takımdaki herhangi bir oyuncu doğrudan hedef olabiliyor.
Son 3-4 yıldır, sinsi sinsi Jazz'dan ayrılmak için fırsat kollayan Deron Williams da Jazz'ın okçusu! Adamın yeteneğine lafım yok ama oynamadığında ya da oynamak istemediğinde takımını çok rahat ikinci plana atabiliyor!
Takım kazanamadığında küsen, sinirlenen ve bu takımı sahiplenmekten uzak her türlü hareketi yapan bir oyuncu için bu takımın efsanesi bir kalemde silinmemeliydi. Belki Sloan'ın, senelerdir aynı rotasyona bağlı kalması can sıkıyordur ama nihayetinde bu takım bir yerlere geliyordu. Bir iki ufak nokta atışıyla daha iyi yerlere gelebilirlerdi. Ancak gelinen noktada Deron Williams bu takımın huzursuzluk kaynağı olmaya devam edecektir.
Milli Takım'dan başlayalım... Tanjevic sonrası dümene, asistanı Orhun Ene geçti. TBL'de Banvit ile yaptıkları, dev bütçelere karşı takımıyla gösterdiği performans, asla yetersiz bulunmadı. Futbolun aksine basketbolda böyle dev bütçelerle baş etmek ciddi anlamda zordur.
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Başarılı bir hoca mı Orhun Ene? Oyunculuğunu tartışmaya bile gerek yok. Ondan sonra, son 10 yılda sadece Kerem Tunçeri bu bayrağı düşürmeden taşıyabildi. Coachluğunda ise gayet düzgün bir yolda ilerliyor. İlerleyişi dikkatli ve adım adım! İkinci ligden birinci lige, milli takımlar seviyesinde ise altyapıdan A Takım asistanlığına ve oradan da A Milli Takım'ın başına...Banvit ondan o Banvit'ten memnun. Milli Takım'da ise Bogdan Tanjevic gibi bir ustanın altında kariyerini geliştirdi. Genç yaşında tüm bu adımlarını başarıyla atarken, tek bir insanla polemiğe girmeyip herkesin saygısını kazanması da cabası... Zaten, o kıskanılan, eğitimli, kültürlü sporcu profili onun oyunculuk zamanlarında idi...
Kendisinin A Milli Takım Baş Antrenörü olarak sunulduğu basın toplantısındaydım... Başkan Turgay Demirel'in söz ve davranışlarından hissettiğim şey, "Bogdan Tanjevic'te olduğu gibi Orhun Ene'de de daima destekçi olacağız, hocamızın arkasında olacağız." şeklindeydi.
İşte bu noktada tek endişemi dile getirmek istiyorum... Banvit'teki görev süresi içinde kendisini eleştirecek bir medya hiç olmadı belki gelecekte de olmayacak. Ancak 12 Dev Adam'ın başında alacağı sonuçların olumsuz olması halinde, gelebilecek eleştirileri nasıl karşılayacak merak ediyorum. Tanjevic gibi bir sabır taşının yanında bunları net bir şekilde yaşadı. İşte bu noktada Turgay Demirel ve kurmayları, Tanjevic'teki dik duruşlarını sergilemeyi sürdürürlerse mesele kalmaz.
Ben şahsen Orhun Hoca'nın başarılı olacağına inanıyorum ancak onun daha da başarılı olması, biraz da kulüp takımları ve altyapılarına bağlı olacak. Sonuçta hocanın eline verilecek malzeme, buralardan çıkacak.
BUNDAN KÖTÜSÜ OLAMAZDI
Avrupa Şampiyonası kura çekimi çoğumuzu şaşırtmış olmalı... Turnuvaya katılacak diğer takımlara, "Kura çekmeyin. Kafanıza göre grupları yapın. Bizi de bir tanesine sokun" desek bundan kötü bir gruba girmezdik sanırım. Bir grup devlerin kapışmasına sahne olacak iken bir başka grupta Balkan turnuvasının yapılacak olması da ilginç.
Zaten kaşla göz arasında takım sayısı 16'dan 24'e çıkartılarak o hep övündüğümüz "Zor, sert, gerçek takımların ayakta durduğu" Eurobasket formatından da uzaklaşıldı ve hafiften Dünya Kupası tadı verildi. Dilerim bu konuda gelecekte geri adım atılır.
Gruptaki şansımıza gelince... Ne desek boş... Kadroları görelim önce! Mesela ev sahibi Litvanya, en önemli skoreri Kleiza'yı kaybetti. Bakalım daha neler olacak... Sonuç olarak madalya ve Olimpiyat bileti yolu oldukça zorlu görünüyor.
PLANLARI MAHVEDECEK BİR SAKATLIK!
Mirsad Türkcan'ın sakatlığı Fenerbahçe Ülker için, bir oyuncuyu kaybetmekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu takımda, saha içinde gerçek bir dinamosundan sezon boyu yararlanamayacak. Takımda en sıkıntılı pozisyon olarak gözüken dört numarada, işini layıkıyla yapan tek oyuncu sezonun kalanında yok!
Euroleague hatta TBL'de planları bozacak bir şey olacak bu! İstanbul'daki Regal Barcelona maçını hatırlayalım... Ricky Rubio'nun beslediği çabuk ayaklı, orta mesafesi olan uzunları göz önünüze getirin... İşte bu tarz uzunları tutabilecek, öte yandan da ribauntlarda takımı sırtlayıp gerektiğinde dış atışlarla rakibi cezalandıracak bir oyuncuydu Mirsad. Mirsad sonrası mevcut kadroda bunları yapabilecek en iyi isim Lavrinovic ancak onun da performansı malum...
"Transfer yapılmayacak" kararı sonrası artık gözler Sean May de olacak. Ancak geldiğinden beri, "tahmin ettiğimiz üzere" bir türlü arzulanan noktaya gelemedi. Ancak artık bu kadroya girmek zorunda. O kadroya girince TBL'de, ya Kinsey ya da Tomas tribüne çıkacak gibi. Engin Atsür dönüp form tutunca Jasikevicius bile 6. yabancı durumuna düşebilir. Hangisi kenara gelirse gelsin dengeler biraz bozulacak. Önemli olan, bu sendeleme sonrası yeniden ayaklanabilmek...
Bu arada dikkat edilirse bu sezon da takımı sırtlayan isimler, geçen sezondan kalma yetenekler... Biraz form düşüklüğü yaşasa da Ukic, Ömer Onan ve Emir Preldzic takımın neferleri konumunda... Yeniler henüz bu kadar ağırlıklarını koyamadılar... İlerleyen haftalarda, ligde ve Avrupa'da bunun sıkıntısı görülebilir!
LARRY MILLER OLSAYDI KİMİN FİŞİ ÇEKİLİRDİ?
Hem basketbolda hem de futbolda veteran oyunculara ayrı bir sevgim olmuştur. "Parayı kazandım. Artık yeme zamanı" deyip bırakmak yerine, amatör ruhla, adeta "şişenin dibindeki son damlayı tadana dek" spordan kopmayan insanlara sonsuz saygım vardır. Bu yüzden de basketbolda Haluk Yıldırım, Kurt Thomas, Jason Kidd, Juwan Howard, futbolda da Javier Zanetti, Ryan Giggs, Brad Friedel, Faryd Mondragon gibi isimlerin yerleri bende ayrıdır.
İşin antrenörlük boyutunda yaş olayı biraz olsun önemini yitiriyor olabilir ancak yine de veteran coachlardan alınacak dersler vardır.
Jerry Sloan'ın çok ilginç bir kariyeri var. Oyunculuğunda Chicago Bulls'da yıldızlaşmış. NBA'deki ilk head coachluk deneyimini de bu takım da yaşamıştı. İlginçtir, 23 yıl sonra Jazz'dan kopuşu da, bir Bulls yenilgisinden sonra oldu.
Hayat arkadaşını kanserden kaybedip diğer aşkı olan Jazz ile hayata tutunan Sloan, "yıldız mertebesine erişmeye başlayan ancak hala bir John Stockton veya Karl Malone'un yanına yaklaşamamış" bir oyuncunun, Deron Williams'ın saygısızlığı sonrası fişini çekti. Toprağı bol olsun, Larry Miller bu takımın sahipliğini sürdürseydi acaba kimin kellesi uçardı?
Yeni nesil yıldızları idare etmenin daha zor olduğu bir gerçek! Bazen öyle bir konuşurlar ki, o oklara Head Coach, Genel Menajer ya da takımdaki herhangi bir oyuncu doğrudan hedef olabiliyor.
Son 3-4 yıldır, sinsi sinsi Jazz'dan ayrılmak için fırsat kollayan Deron Williams da Jazz'ın okçusu! Adamın yeteneğine lafım yok ama oynamadığında ya da oynamak istemediğinde takımını çok rahat ikinci plana atabiliyor!
Takım kazanamadığında küsen, sinirlenen ve bu takımı sahiplenmekten uzak her türlü hareketi yapan bir oyuncu için bu takımın efsanesi bir kalemde silinmemeliydi. Belki Sloan'ın, senelerdir aynı rotasyona bağlı kalması can sıkıyordur ama nihayetinde bu takım bir yerlere geliyordu. Bir iki ufak nokta atışıyla daha iyi yerlere gelebilirlerdi. Ancak gelinen noktada Deron Williams bu takımın huzursuzluk kaynağı olmaya devam edecektir.
Haber; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.

