Geri
İleri
"Hala umudum var"
|| Son güncelleme
“Yaşamının birçok bölümünde olduğu gibi yine yollara düşme hazırlığı yapıyordum... Planım 1-2-3 Nisan’ı kapsıyordu.. İstanbul’dan Barcelona’ya uçacak, trenle Madrid’e geçecek, oradan yine trenle İspanya’nın küçük bir kenti Vitoria’ya ulaşacaktım.. Amacım üç günde üç maç seyretmekti.. İlki 1 Nisan’daki Barcelona-Atletico Madrid Şampiyonlar Ligi çeyrek finaliydi.. Messi-Arda Turan karşılaşması beni heyecanlandırmıştı..
Ligde ise Real ve Barça ile birlikte şampiyonluk için yarışıyorlardı..
Felix Brych’in düdüğüyle başlayan maçın ilk yarısında açıkçası büyük bir hayalkırıklığı vardı.. Barcelona etkili atak geliştiremiyor, Atletico ise kısa paslarla oyunu soğutmayı tercih ediyordu.. Maçın kırılma anıysa 30.dakikaydı.. Simeone’nin en çok güvendiği oyunculardan biri olan Diego Costa sakatlandı.. Konuk ekibin en büyük gol silahı çıkmak zorundaydı.. Baktım kulübeye doğru.. Simeone defansif bir ismi almak yerine 26 numaralı formasıyla Diego Ribas’ı oyuna soktu..
İkinci yarıda tempo yine düşüktü.. Ama o düşük tempoyu yukarı çeken oyuncu Brezilyalı Diego Ribas olmuştu.. 56.dakikada Gabi’den aldığı topu inanılmaz bir yere gönderdi 35 metreden ve sağ çarprazdan.. Refleksleri zaten çok iyi olmayan Pinto topu ancak kalede gördü bizim gibi.. Ben Barcelona taraftarları arasından izliyordum maçı ama solumda bir Real’li vardı ve Atletico’yu tutuyordu bu maçta.. Diego’nun golüne sanırım en çok o sevindi.. Ben de sevinmiştim doğal olarak.. Arda Turan’ın takımıydı Atletico ve bir Türk oyuncusu Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam için önemli bir gol kaydetmişti.. Bu müthiş füze UEFA tarafından 2013-14 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nin en güzel golü seçildi.. Açıkçası yorgunluğa değmişti o harika vuruşu tribünden izlemenin keyfi..
Maç bir başka Brezilyalı Neymar’ın güzel golüyle berabere tamamlandı.. Ben Real- Dortmund ve Vitoria-Fenerbahçe Ülker maçlarını seyrettikten sonra Türkiye’ye döndüm.. Atletico; La Liga’de “olmaz” denileni başarıp şampiyon oldu.. Üstelik son maçta Barcelona ile yine Nou Camp’ta yine 1-1 berabere kalarak.. Arda o maçta 23 dakika sahada kalmış ama La Liga’da 21 numaralı formayı giyen Diego Ribas hiç şans bulamamıştı.
Atletico’nun Avrupa serüveni Lizbon’daki finale kadar sürdü.. O finale de gittim.. Arda gibi Diego da 120 dakikaya giden maçta oynayamadı.. Arda yedek bile soyunmadı.. Üstelik Diego Costa sakat sakat oynadı ve 8.dakikada çıkmak zorunda kaldı.. Yolu Türkiye’ye düşecek bir başka oyuncu Sosa ise son bölümde oyuna girmişti..”
XXX
Türkiye Kupası’nın güzel bir yönü var.. Türkiye’nin her bölgesinden, her liginden takıma şans tanıyor kupa.. Bir de kötü yanı var.. Sistem güçlüden yana.. Sürpriz olma ihtimali bu statü de zor gözüküyor.. Maçın genelinde dağınık göründü Fenerbahçe.. Diego ve Emenike’nin varlığı, 3 genç oyuncunun oynaması taraftarın maçı izleme nedeniydi aslında.. 3 kupa maçında bir galibiyet, bir beraberlik, bir yenilgi almış Fenerbahçe.. Üstelik ikisini evinde oynamış.. Altınordu maçı da sadece gençlerin cesur oyunu ve Diego’nun ilk golünü atmış olmasından dolayı önemliydi..
Yukarıdaki paragrafta uzun uzun anlattığım Diego Ribas’la ilgili sezon başında bir yazı kaleme almıştım.. Onun Fenerbahçe’ye büyük katkı vereceğini düşünüyordum.. Ama takım içindeki rol dağıtımında İsmail Kartal’la yıldızları hiç barışmadı.. Emenike gibi o da sürekli düşen temposuyla dikkat çekti..
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Şampiyonlar Ligi’nde uzun süredir bu kadar başarılı olamamış bir takımdı Atletico..Ligde ise Real ve Barça ile birlikte şampiyonluk için yarışıyorlardı..
Felix Brych’in düdüğüyle başlayan maçın ilk yarısında açıkçası büyük bir hayalkırıklığı vardı.. Barcelona etkili atak geliştiremiyor, Atletico ise kısa paslarla oyunu soğutmayı tercih ediyordu.. Maçın kırılma anıysa 30.dakikaydı.. Simeone’nin en çok güvendiği oyunculardan biri olan Diego Costa sakatlandı.. Konuk ekibin en büyük gol silahı çıkmak zorundaydı.. Baktım kulübeye doğru.. Simeone defansif bir ismi almak yerine 26 numaralı formasıyla Diego Ribas’ı oyuna soktu..
İkinci yarıda tempo yine düşüktü.. Ama o düşük tempoyu yukarı çeken oyuncu Brezilyalı Diego Ribas olmuştu.. 56.dakikada Gabi’den aldığı topu inanılmaz bir yere gönderdi 35 metreden ve sağ çarprazdan.. Refleksleri zaten çok iyi olmayan Pinto topu ancak kalede gördü bizim gibi.. Ben Barcelona taraftarları arasından izliyordum maçı ama solumda bir Real’li vardı ve Atletico’yu tutuyordu bu maçta.. Diego’nun golüne sanırım en çok o sevindi.. Ben de sevinmiştim doğal olarak.. Arda Turan’ın takımıydı Atletico ve bir Türk oyuncusu Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam için önemli bir gol kaydetmişti.. Bu müthiş füze UEFA tarafından 2013-14 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nin en güzel golü seçildi.. Açıkçası yorgunluğa değmişti o harika vuruşu tribünden izlemenin keyfi..
Maç bir başka Brezilyalı Neymar’ın güzel golüyle berabere tamamlandı.. Ben Real- Dortmund ve Vitoria-Fenerbahçe Ülker maçlarını seyrettikten sonra Türkiye’ye döndüm.. Atletico; La Liga’de “olmaz” denileni başarıp şampiyon oldu.. Üstelik son maçta Barcelona ile yine Nou Camp’ta yine 1-1 berabere kalarak.. Arda o maçta 23 dakika sahada kalmış ama La Liga’da 21 numaralı formayı giyen Diego Ribas hiç şans bulamamıştı.
Atletico’nun Avrupa serüveni Lizbon’daki finale kadar sürdü.. O finale de gittim.. Arda gibi Diego da 120 dakikaya giden maçta oynayamadı.. Arda yedek bile soyunmadı.. Üstelik Diego Costa sakat sakat oynadı ve 8.dakikada çıkmak zorunda kaldı.. Yolu Türkiye’ye düşecek bir başka oyuncu Sosa ise son bölümde oyuna girmişti..”
XXX
Türkiye Kupası’nın güzel bir yönü var.. Türkiye’nin her bölgesinden, her liginden takıma şans tanıyor kupa.. Bir de kötü yanı var.. Sistem güçlüden yana.. Sürpriz olma ihtimali bu statü de zor gözüküyor.. Maçın genelinde dağınık göründü Fenerbahçe.. Diego ve Emenike’nin varlığı, 3 genç oyuncunun oynaması taraftarın maçı izleme nedeniydi aslında.. 3 kupa maçında bir galibiyet, bir beraberlik, bir yenilgi almış Fenerbahçe.. Üstelik ikisini evinde oynamış.. Altınordu maçı da sadece gençlerin cesur oyunu ve Diego’nun ilk golünü atmış olmasından dolayı önemliydi..
Yukarıdaki paragrafta uzun uzun anlattığım Diego Ribas’la ilgili sezon başında bir yazı kaleme almıştım.. Onun Fenerbahçe’ye büyük katkı vereceğini düşünüyordum.. Ama takım içindeki rol dağıtımında İsmail Kartal’la yıldızları hiç barışmadı.. Emenike gibi o da sürekli düşen temposuyla dikkat çekti..
Haber; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.

