Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Geri
İleri
İki şehrin hikayesi
SPORX AI BAKIŞI
AI analizi yükleniyor...
"En iyi zamanlardı, en berbat zamanlardı. Bilgelik çağıydı, aptallık çağıydı. İnanç devriydi, kuşku devriydi. Işık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi. Umudun baharıydı, umutsuzluğun kışıydı. Önümüzde her şey vardı, önümüzde hiçbir şey yoktu. Doğrudan cennete gidecektik, doğrudan cehenneme gidecektik. Sözün kısası, o zamanlar da tam bu zamanlar gibiydi; zamanın en yaygaracı otoriteleri, iyi veya kötü, her şeyin o güne kadarkinin en yükseği olduğunu iddia ediyorlardı.”
Ben de sana benzer zıtlıklarla dolu başka iki şehrin hikayesini anlatacağım şimdi.
Bu şehirlerin birinde evlat, yani A şehrinde, herşey hoşgörülür ama şiddet hoşgörülmezmiş. Spora şiddet bulaştıranlar, stadlara girmekten bir ömür boyu men edilir, hatta maç saatinde karakolda beklemek zorunda kalırlarmış.
Diğer şehirde, yani B şehrinde ise, hiçbir şey hoşgörülmez ama şiddet hoşgörülürmüş. Farklı düşünenlere veya sesini çıkaranlara tahammül edilemez ama şiddete tahammül edilirmiş.
A şehrinde, böylelikle, şiddet maçlara giremez olmuş. Masum seyirciler cezalandırılmaz olmuş. Seyircisiz maç hiç görülmediği gibi, tribünlerde boş yer de kalmaz olmuş.
B şehrinde ise, şiddet hiç bitmemiş bu yüzden. Hatta kavgasız, olaysız her maça övgüler düzülür hale gelmiş. Maçların çoğu seyircisiz, daha doğrusu, sadece kadınlara ve çocuklara oynanır olmuş ve hatta bununlar gurur duyulur olmuş.
Tribünlerden bahsetmişken, A şehrinde bilet fiyatları B şehriyle aynıymış. Oysa hem o şehrin gelir ortalaması daha yüksekmiş, hem çok daha fazla maç oynanırmış, hem seyricisiz maç olmazmış, hem çok daha büyük yıldızlar sahne alırmış, hem de çok daha büyük takımlar gelirmiş.
A şehrinde, güvenlikten sorumlu olanlar biraz fazla kibarmış. Göstericilere müdahale etmez, hatta onları korurmuş. Çünkü amaçları güvenliği sağlamakmış.
B şehrinde ise, güvenlik güçleri, insanların güvenliğini sağlamak için, insanların güvenliğini tehlikeye atabilir, kalabalıkları birkaç kişiden korumak için, bütün kalabalığa zarar verebilirmiş. Buradaki çelişkiyi ise hiç sorgulamazmış.
A şehrinde, şampiyon olmak için son maçına çıkan takım, stadının dörtte birini rakibine ayırırmış. Hatta o takımın seyircileri, rakip seyircilerin, gol olduğunda yanıbaşlarında çılgınca sevinmelerine ses çıkarmaz, tahrik olmazmış.
B şehrinde ise, değil rakibinin stada alınması, aynı caddede bile görülmesi tahrik sebebiymiş. Rakibinin yanında sevinmek ise en tehlikeli şeylerden biriymiş o şehirde.
A şehrinde, şampiyonluğu son dakikada ezeli rakibine kaptıran bir takımın başındaki adam, rakibinin şampiyonluğu hakettiğini söyleme büyüklüğünü gösterirmiş. İçinde 'ama' geçen tek bir cümle bile kurmadan hem de.
B şehrinde ise ezeli rakipler, değil birbirine saygı duymak, sezon boyunca birbirlerine o kadar çok çamur atarmış ki, birbirlerinin yüzüne bakacak halleri kalmazmış. Birbirlerini tebrik etseler bile hep “ama” ile devam ederlermiş.
A şehrinde, politikacılar spora hiç müdahale etmez (ve edemez), kulüpler veya yetkililer her sorunu kendi seviyelerinde çözermiş.
B şehrinde ise, politikacılar sporun içindeymiş hep. Spor dediysem futbolun. Bu şehirde, sahayı boşaltmak için bile başbakana telefon açılırmış.
A şehrinde, hakemler az hata yaptıklarında önemsenmez, çok ciddi hatalar yaptıklarında ise eleştirilirmiş. Zaten hakemlerin isimlerini ezbere bilen de yokmuş.
B şehrinde, hakemlerin tek bir hatasında bile kötü niyet aranırmış. Bu yüzden hakemlerin isimleri yıldız futbolcular kadar iyi bilinirmiş zaten.
A şehrinde, çocuklar tuttukları takımların formalarıyla “parklarda” oynar, babaları tuttukları takımın formalarıyla yanyana otururlarmış.
B şehrinde ise, çocuklar tuttukları takımların formalarıyla “sokaklarda” oynar, ancak babaları aynı formalarla yanyana gelemezmiş.
Park dedim de, A şehrinde, yeşillik çok sevilirmiş. Şehrin her yeri yeşilmiş. Çünkü o şehirde çocuklar sevilirmiş.
Sokak dedim de, B şehrinde ise yeşillik düşmanmış. Yeşillik olan yere gökdelenler veya camiler yapılmak istenirmiş. Çünkü o şehirde çocuklar zaten yalancıktan sevilirmiş.
A şehrinde oğlum, kulüp başkanı 125 sterlinin hesabını veremediği için futboldan ömür boyu men edilirmiş.
B şehrinde ise, kulüp başkanları kulüpleri batağa sürükler, futbolcuları alacakları peşinde süründürür, taraftarları kahredermiş. Yine de ödüllendirilir, belediye başkanı, federasyon başkanı yapılırmış.
A şehrinde, insanlar kaybetmeyi bilirmiş. Çünkü bunun sadece futbol olduğunun farkındalarmış.
B şehrinde, kaybetmeyi bilenler azınlıktaymış. Çünkü bunu futboldan fazlası olarak görürlermiş.
Böyle gidermiş bu iki şehrin zıtlıkları. Buralara yazmakla bitmezmiş.
Bu arada; A şehrine Manchester, B şehrine İstanbul denirmiş.
A şehrinde takım tutmanı isteyebilirdim oğlum. Hem de hangisi olursa olsun.
B şehrinde ise bir takımın taraftarı olmanı istediğimden bile emin değilim. Ben, annen ve deden senin için rekabete girmiş, sana farklı takımların formasını giydirmiş olsak bile.
İlk paragaftaki alıntıyı A şehrinde de yaşamış ve babana ilham veren büyük bir ustadan yapmıştım.
Kapanışı ise B şehrinde de yaşamış ve sana ilham vereceğini umduğum bir başka büyük ustayla yapıyorum.
"Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir şehirin. İdrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim; kelimeden, sevgiden bir köprü.. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi. Hakikat ve sevgi.." Cemil Meriç / Mağaradakiler
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Böyle başlar büyük usta Charles Dickens, İki Şehrin Hikayesi’ne oğlum.Ben de sana benzer zıtlıklarla dolu başka iki şehrin hikayesini anlatacağım şimdi.
Bu şehirlerin birinde evlat, yani A şehrinde, herşey hoşgörülür ama şiddet hoşgörülmezmiş. Spora şiddet bulaştıranlar, stadlara girmekten bir ömür boyu men edilir, hatta maç saatinde karakolda beklemek zorunda kalırlarmış.
Diğer şehirde, yani B şehrinde ise, hiçbir şey hoşgörülmez ama şiddet hoşgörülürmüş. Farklı düşünenlere veya sesini çıkaranlara tahammül edilemez ama şiddete tahammül edilirmiş.
A şehrinde, böylelikle, şiddet maçlara giremez olmuş. Masum seyirciler cezalandırılmaz olmuş. Seyircisiz maç hiç görülmediği gibi, tribünlerde boş yer de kalmaz olmuş.
B şehrinde ise, şiddet hiç bitmemiş bu yüzden. Hatta kavgasız, olaysız her maça övgüler düzülür hale gelmiş. Maçların çoğu seyircisiz, daha doğrusu, sadece kadınlara ve çocuklara oynanır olmuş ve hatta bununlar gurur duyulur olmuş.
Tribünlerden bahsetmişken, A şehrinde bilet fiyatları B şehriyle aynıymış. Oysa hem o şehrin gelir ortalaması daha yüksekmiş, hem çok daha fazla maç oynanırmış, hem seyricisiz maç olmazmış, hem çok daha büyük yıldızlar sahne alırmış, hem de çok daha büyük takımlar gelirmiş.
A şehrinde, güvenlikten sorumlu olanlar biraz fazla kibarmış. Göstericilere müdahale etmez, hatta onları korurmuş. Çünkü amaçları güvenliği sağlamakmış.
B şehrinde ise, güvenlik güçleri, insanların güvenliğini sağlamak için, insanların güvenliğini tehlikeye atabilir, kalabalıkları birkaç kişiden korumak için, bütün kalabalığa zarar verebilirmiş. Buradaki çelişkiyi ise hiç sorgulamazmış.
A şehrinde, şampiyon olmak için son maçına çıkan takım, stadının dörtte birini rakibine ayırırmış. Hatta o takımın seyircileri, rakip seyircilerin, gol olduğunda yanıbaşlarında çılgınca sevinmelerine ses çıkarmaz, tahrik olmazmış.
B şehrinde ise, değil rakibinin stada alınması, aynı caddede bile görülmesi tahrik sebebiymiş. Rakibinin yanında sevinmek ise en tehlikeli şeylerden biriymiş o şehirde.
A şehrinde, şampiyonluğu son dakikada ezeli rakibine kaptıran bir takımın başındaki adam, rakibinin şampiyonluğu hakettiğini söyleme büyüklüğünü gösterirmiş. İçinde 'ama' geçen tek bir cümle bile kurmadan hem de.
B şehrinde ise ezeli rakipler, değil birbirine saygı duymak, sezon boyunca birbirlerine o kadar çok çamur atarmış ki, birbirlerinin yüzüne bakacak halleri kalmazmış. Birbirlerini tebrik etseler bile hep “ama” ile devam ederlermiş.
A şehrinde, politikacılar spora hiç müdahale etmez (ve edemez), kulüpler veya yetkililer her sorunu kendi seviyelerinde çözermiş.
B şehrinde ise, politikacılar sporun içindeymiş hep. Spor dediysem futbolun. Bu şehirde, sahayı boşaltmak için bile başbakana telefon açılırmış.
A şehrinde, hakemler az hata yaptıklarında önemsenmez, çok ciddi hatalar yaptıklarında ise eleştirilirmiş. Zaten hakemlerin isimlerini ezbere bilen de yokmuş.
B şehrinde, hakemlerin tek bir hatasında bile kötü niyet aranırmış. Bu yüzden hakemlerin isimleri yıldız futbolcular kadar iyi bilinirmiş zaten.
A şehrinde, çocuklar tuttukları takımların formalarıyla “parklarda” oynar, babaları tuttukları takımın formalarıyla yanyana otururlarmış.
B şehrinde ise, çocuklar tuttukları takımların formalarıyla “sokaklarda” oynar, ancak babaları aynı formalarla yanyana gelemezmiş.
Park dedim de, A şehrinde, yeşillik çok sevilirmiş. Şehrin her yeri yeşilmiş. Çünkü o şehirde çocuklar sevilirmiş.
Sokak dedim de, B şehrinde ise yeşillik düşmanmış. Yeşillik olan yere gökdelenler veya camiler yapılmak istenirmiş. Çünkü o şehirde çocuklar zaten yalancıktan sevilirmiş.
A şehrinde oğlum, kulüp başkanı 125 sterlinin hesabını veremediği için futboldan ömür boyu men edilirmiş.
B şehrinde ise, kulüp başkanları kulüpleri batağa sürükler, futbolcuları alacakları peşinde süründürür, taraftarları kahredermiş. Yine de ödüllendirilir, belediye başkanı, federasyon başkanı yapılırmış.
A şehrinde, insanlar kaybetmeyi bilirmiş. Çünkü bunun sadece futbol olduğunun farkındalarmış.
B şehrinde, kaybetmeyi bilenler azınlıktaymış. Çünkü bunu futboldan fazlası olarak görürlermiş.
Böyle gidermiş bu iki şehrin zıtlıkları. Buralara yazmakla bitmezmiş.
Bu arada; A şehrine Manchester, B şehrine İstanbul denirmiş.
A şehrinde takım tutmanı isteyebilirdim oğlum. Hem de hangisi olursa olsun.
B şehrinde ise bir takımın taraftarı olmanı istediğimden bile emin değilim. Ben, annen ve deden senin için rekabete girmiş, sana farklı takımların formasını giydirmiş olsak bile.
İlk paragaftaki alıntıyı A şehrinde de yaşamış ve babana ilham veren büyük bir ustadan yapmıştım.
Kapanışı ise B şehrinde de yaşamış ve sana ilham vereceğini umduğum bir başka büyük ustayla yapıyorum.
"Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir şehirin. İdrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim; kelimeden, sevgiden bir köprü.. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi. Hakikat ve sevgi.." Cemil Meriç / Mağaradakiler
Haber; Sporx.com Yazarlar, Fotoğraf; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.

