Sporx Logo
Takımım Dünya Kupası
2026
Türkiye Özel Canlı Skor
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Geri
İleri
Litvanya'dan akılda kalanlar
Google News

Litvanya'dan akılda kalanlar

SPORX AI BAKIŞI
AI analizi yükleniyor...
İyi ve kötü anılarıyla bir Avrupa Basketbol Şampiyonası daha geride kaldı. 12 Dev Adam üzerinden düşünürsek, turnuvadan pek keyif aldığımız söylenemez. Takım tutmayan basketbolsever gözüyle baktığımızda ise final maçı haricinde kıran kırana geçen, sürprizi bol bir turnuva izlediğimiz söylenebilir. Ev sahibi ülkenin, ön elemelerden gelen bir takıma yenilerek klasman maçlarına kalması da, basketbolda ülkeler arasında duvarların nasıl da yıkılmakta olduğunun göstergesi idi.

--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Artık başarı için yıldız oyuncu ve kadro genişliğinin yanısıra, takım olma duygusu, disiplin, mental hazırlık ve coaching faktörü gibi her takımın sahip olabileceği faktörler de iyiden iyiye ön plana çıkmış durumda.

Turnuvayı ilk gününden son gününe dek takip ettiğim için, salon içinde gördüğüm, yaşadığım, etkilendiğim 5 olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

İSPANYA

Geçen yaz Türkiye'ye eksik gelmişlerdi. Özellikle de Pau Gasol'ün yokluğu çok büyük kayıptı. Yine de ABD'den sonra en büyük favoriler arasındaydılar ancak olmadı. Asıl hedefleri Londra 2012 olduğundan Litvanya'ya tam kadro gelip bir de ütüne Ibaka'yı takıma aldılar. Daha en baştan bas bas bağırıyorlardı "Altın madalya bizim olacak diye"



Panevezys'deki maçlarda biraz beklentilerin altında kalsalar da turnuva ilerledikçe form grafikleri arttı. Turnuvanın tamamında sakat sakat oynamasına rağmen Pau Gasol'ü bile çoğu maçta zorlama gereği duymadılar. Sonunda da muhteşem bir Fransa finaliyle istediklerini aldılar. Gasol kardeşler, Rudy, Calderon, Ibaka ve pek tabii ki "La Bomba", bu kıtadaki basketbola bir hatta bir kaç gömlek fazla gelmiş gibiydiler. Boğalar gerçekten muhteşem bir jenerasyonla, harika işler yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar.

MAKEDONYA VE FİNLANDİYA

Ben dahil pek çok insan, EuroBasket'e katılacak takım sayısının 16'dan 24'e çıkartılmasını eleştirdik. Bu eleştirimin de arkasındayım. Bu değişikliğin sonucu olarak Makedonya ve Finlandiya'yı görme şansına sahip olsak dahi...

Makedonya bize, üstte bahsettiğim "Takım olma duygusu, disiplin, mental hazırlık ve coaching" faktörünün ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Bunları iyi biçimde yapıp bir de ellerinde doğru bir winner oyuncu bulundurdular ve sonunda da elemelerden gelip madalya maçına çıkma başarısını gösterdiler. EuroBasket 2011'deki Makedonya örneği muhakkak, daha derin konuşulacak ve konuşulmalıdır.



Makedonya'nın gölgesinde kalsa da Finlandiya da bu turnuvada limitlerini fazlasıyla aştılar. Belki daha efektif bir ABD'li devşirme ile daha iyi yerlere gelebilirdiler ancak olmadı. Yine de onlar da bu turnuvanın kazananları arasında yer aldılar.

LİTVANYA SEYİRCİSİ

Litvanya'nın basketbol ülkesi olduğunu, basketbolun bu ülkede din gibi bir şey olduğunu yıllarca duydum. İlk kez gittiğim bu ülkede bu gerçeğe şahit oldum. Orada futbolun gördüğü ilgi, burada voleybolun gördüğü ilgiye neredeyse eşdeğer... Varsa yoksa basketbol...

Salon dışındaki hayatlarına, bir basketbol aşığı olarak hayran kaldım. Milli maçları milli dava gibi görürken asla bunu "savaş" boyutuna taşımıyorlar. Makedonya maçı sonrası Kaunas caddelerinde tek tük olaylar olsa da, bu durum, baştaki genellemeyi yapmama engel olmuyor.

Saha dışındaki aktiviteler içinde ise beni en çok etkileyen olaylardan biri, Kaunas'ta şehir meydanındaki "Dilek Duvarı" oldu. İnsanlar, kağıtlara yazdıkları dilekleri, o duvara yapıştırarak bir nevi, takımlarına olan desteklerini göstermeye çalıştılar.



Litvanyalılar, salon içinde de çok özel bir görüntü sergilediler. Takımları Makedonya'ya yenilirken en ufak bir ıslık, bir oyuncuya protesto olmadı. 5.lik - 6.lık maçına bile, final maçı muamelesi gösterdiler. Çünkü 5. olma ihtimali olan takım Litvanya idi.

Şimdi diyeceksiniz ki, "Litvanya seyircisi niçin diğer maçlarda yoktu?" Geçen sene İstanbul'da da, Polonya'da da, diğer ülkelerde de bu böyledir. Gündüz 15:00, 16:00'da oynanan ve kendi ülkesinin oynamadığı maça gitmek yerine okulunu, işini düşünmek her ülkedeki insanın tercih edebileceği bir durumdur.

TÜRKİYE VE SIRBİSTAN

Geçen sene FIBA 2010'da yarı final oynayan 3 Avrupa ülkesinden ikisi olan Türkiye ve Sırbistan (Diğeri ise Litvanya), turnuvanın düş kırıklığı yaratan ekiplerinden oldular. İkisinin de ortak ve farklı nedenleri var bu başarısızlıkta...

"Türkiye dışında başarılı olamayan 12 Dev Adam" damgasını yine silemedik. Takımımızın başarısızlığı için derin taktiksel analizlere girmeden, bu taktiksel hataların da kaynağı olabilecek sebep olarak, konsantrasyon sıkıntısı ve oyun kurucularımızın formsuzluğunu neden olarak gösterebilirim. Mental sıkıntılar olunca, şutlarımız da girmez, setleri de düzgün oynayamayız, tercihlerimiz de kötü olur. Nitekim son Sırbistan maçını bir sayıyla kaybederken 16/29 serbest atış atmamız, kafamızı duvarlara vurmamız için yeterlidir.



Bizden farklı olarak Sırplar, asla potansiyel olarak küçümsenemez ancak bu potansiyeli kullanmada da ne denli etkili oldukları tartışılır. Takımda tamamen "Teodosic'e emanet" bir oyun anlayışı vardı. İyi bir Teodosic ve kötü bir Teodosic, sadece kendine değil tüm takıma etki ediyordu. Ne Krstic, ne Savanovic ne de bir başkası, o kötü oynarsa takımını galibiyete taşıyabilecek durumdaydı. Rakipler ise Teodosic'in aklına girdiğinde onu durdurabileceğini zaten biliyordu. Zaman zaman bu görevi, benchten Ivkovic gerçekleştirir gibi olsa da, Sırbistan'ın da, özellikle idari anlamda ciddi bir revizyona ihtiyaç duyduğu bu turnuvada gözüktü.

DEVŞİRME OYUNCULAR

Devşirme oyuncu oynatmak doğru mu değil mi? Aslında işin ruhuna aykırı çünkü adı üstünde o "Milli Takım". Ülkenin en iyileri orada olmalı. Ama futbol nasıl artık sadece futbol değilse, basketbol da sadece basketbol değil. Organizasyonları daha iyi hale getirebilmek, ülkelere sporu sevdirmek adına bazı kararlar alındı ve alınmaya da devam ediyor.



Devşirme oyuncu, eğer her ülkeye verilmiş bir hak ise çok da itiraz edilecek bir şey olmamalı. Aksi halde ortada iyi basketbol oynayacak ülke pek kalmayacak. Devşirme oyuncu oynatmayan takım sayısını, oynatan takım sayısıyla kıyasladığımızda bu farkı görebiliriz. Bugün Makedonya'nın başarısında, devşirme oyuncusu Bo McCalebb'in katkısı malum. Sadece bireysel katkısı değil, takıma olan uyumu da çok iyi olunca Makedonlar tarih yazmayı başardı. Elbette kötü örnekler de yok değil. (Daniel Hackett / İtalya ve Marquez Haynes / Gürcistan gibi) Ama Makedonya örneği, devşirme oyunculara karşı takınılan tavrın, bazı ülkeler tarafından yeniden gözden geçirilmesine, bu konunun daha fazla konuşulmasına neden olacak.

Haber; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Sporx Anasayfasına Dön yukarı ok
Sporx Anasayfasına Dön