Geri
Ýleri
Sarý-kýrmýzýnýn heyecaný ve umudu!
FATÝH ÞAMLIOÐLU YAZIYOR...
... Evet, futbolu sadece yeþil zemin üzerine düþünemeyiz... Meþin yuvarlaðýn hedefe ulaþmasýný tetikleyen bir çok dinamik etken vardýr. Altyapýdýr bu etken, tesistir, ekonomidir, yönetimdir, yapýlanmadýr... Bu etkenler, futbol kultürlerine göre birbirinden tamamen baðýmsýz olmasa da bazý farklýlýklar gösterir. Ýngiltere futbolunun temeli organizasyon, yapýlanmayken; Ýspanyollar buna altyapý ile karþýlýk verir; Almanlar için ise durum biraz da olsa karmadan ibarettir, dönemsel farklýlýklar gösterir. Bazen tetikleyici etken ekonomi olur bazen altyapý, tesisleþme...
Takýmý iyiyse maça gider, transferi varsa formalara saldýrýr ya da baþarý varsa taraftar odaklý projelere destek verir. Ýngiltere, Ýspanya ya da Almanya'daki taraftarlarýn futbola olan bakýþ açýsý ile 'bizimki' arasýndaki fark da budur aslýnda... 1860 München 40 bin kiþiye oynarken; Þükrü Saracoðlu'na 40 bin kiþi gelmesini yere göge sýðdýramamamýz ya da Cardiff City'in 25 bin kiþiye oynarken; Ali Sami Yen Stadý'ný 15 bin kiþi ile cehennem - özellikle son dönemde- olarak nitelendirmemiz, bakýþ açýmýzdan, heyecanýmýzdan ve umudumuzdan gelir aslýnda...
Ýþte þu anda tam da o noktadayýz! Heyecanýný, inancýný kaybeden bir taraftar kitlesisinin koca bir camia üzerinde nasýl etkili olabileceðini yavaþ yavaþ hissetmeye baþlýyoruz. Galatatasaray'dan bahsediyorum... Hani o sarý-kýrmýzýlý sevdalýlarýný adýyla, formasýyla, rengiyle heyecanlandýran, umutlandýran bir takým vardý ya, ondan iþte... Futbolda sistemler üzerine günlerce konuþabiliriz, Frank Rijkaard'ýn yaptýklarýndan, yapamadýklarýndan, bireysel performanslardan, umud edilen total futbolun nereye sürüklendiðinden... Arda 78'de çýktý, Ali Turan kötüydü, fauldü, deðildi; penaltýydý gibi spesifik olaylarýn üzerinde durup; tabloyu genele yormayý da pek ala biliriz. Ancak sorun bu deðil...
Sorun Galatasaray'ýn iki transfer yapýp yapmayacaðý da deðil... Sorun; sarý-kýrmýzýnýn hedefleri, hayalleri, açmaz, anlamsýz politikasý, mevcut yönetimin paramýz yok deme cesaretini kendinde bulabilmesi, bir oyuncunun teknik direktörünü alanen eleþtirilebilme gücüne sahip olup; o teknik direktörün eleþtiren oyuncuyu beðenmese de oynatmaya mecbur býrakýlmasýndadýr! Sorun, Frank Rijkaard'ýn TFF yetkilisine ya da meslektaþýna laf yollamasýna zorlanacak psikolojiye sokulmasýndadýr... Sorun organizasyon, yapýlanma, baþýboþluk, düþüncesizlik, vizyonsuzluk sorunudur. Futbolda yönetenin sýzlanma, hayýflanma ya da 'yok', 'imkanýmýz bu' deme lüksü yoktur! Yönetenin varoluþ amacý yaratmaktýr. Kaynak yaratmaktýr, tesis yaratmaktýr, futbolcu yaratmaktýr, destekleyici politikalar yaratmaktýr. Yaratamýyorsa þayet varoluþ amacýna ters düþer, bulunduðu yeri dolduramaz.
Galatasaray yönetiminin paramýz yok demeye, 'salt ekonomik denge yüzünden' oyuncu satmaya hakký yoktur... Taraftar masumdur, bekler, ürün alýr, kredi kartý alýr, kombine alýr ve bekler! Ne bekler? Baþarý bekler, yakýn olduðu, formasýnýn üzerine ismini yazdýrdýðý isimleri görmek ister o yeþil zemin üzerinde ya da pankartlarýný adý ile süslediði bir yönetimi görmek ister kenarda, tribünde! Futbolla iliþkisi sýfýr noktasýnda olan sokaktan geçen bir kiþiyi Galatasaray'ýn baþýna oturtsanýz, Keita'yý 8.5 milyon avro'ya satar, üzerine kar ettim der ve bonservis bedeli ödemeden kadrosuna kattýðý bir futbolcu ile -Serdar Özkan- sattýðý oyuncunun yerini doldurmaya çalýþýr...
Bakýn sokaktaki adamdan bahsediyorum... -Galatasaray'ýn oyuncu satma politikasýný Lyon ya da Porto'nun oyuncu satma politikasý ile karþýlaþtýrmak da futbolda varolan gerçeklerden keskin bir þekilde sapmayý beraberinde getirdi! O yüzden bu konuyu farklý politika ve anlayýþ çerçevesinde deðerlendirmek lazým.-
Galatasaray Baþkaný Sayýn Adnan Polat ve deðerli kurmayý Adnan Sezgin de 'sokaktaki insan' gibi davranmýþtýr, kazanmak yerine satmýþtýr! Artýk büyümesi, bir önceki yýldan fazlasýyla ders almasý gereken Galatasaray'ýn hedefleri küçültülmüþtür ve her þeyden önemlisi taraftarýnýn heyecanýný dizginlemiþtir!
Sarý-kýrmýzý taraftar baþarýsýzlýðý olaðan karþýlama güdüsüne sürüklenmiþ, umutsuzluða hapsedilmiþtir. Taraftarýn yaþadýðý bu 'umutsuzluk ve heyecansýzlýk' medyayý da harekete geçirmiþ ve Galatasaray basýnýn kara tablosu haline gelmiþtir. Bir nevii Galatasaray yönetimi, hesap edilmeyen sinsilelerle kendini kendini asmýþtýr... Ýþte asýl ve çözülmesi gereken sorun da budur. Hem de bir an önce...
... Evet, futbolu sadece yeþil zemin üzerine düþünemeyiz... Meþin yuvarlaðýn hedefe ulaþmasýný tetikleyen bir çok dinamik etken vardýr. Altyapýdýr bu etken, tesistir, ekonomidir, yönetimdir, yapýlanmadýr... Bu etkenler, futbol kultürlerine göre birbirinden tamamen baðýmsýz olmasa da bazý farklýlýklar gösterir. Ýngiltere futbolunun temeli organizasyon, yapýlanmayken; Ýspanyollar buna altyapý ile karþýlýk verir; Almanlar için ise durum biraz da olsa karmadan ibarettir, dönemsel farklýlýklar gösterir. Bazen tetikleyici etken ekonomi olur bazen altyapý, tesisleþme...
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Ýtalyanlar ve Fransýzlar biraz daha statiktir bu konuda... Onlar için öðretiler, gelenekler önemlidir. Ya biz? Modern futbolu unutun, bizim dinamik etkenimiz 'heyecandýr, hýrstýr, umuttur'... Bizim için ekonomik politikalar ya da tesisleþme yapýlanmasý bir zorunluluktur, geri kalmýþlýðýn acýsýyla telafi edilmesi gerekendir. Evet, heyecan dedik... Türk taraftarý, futbolu 'heyecaný', 'hýrsý' ve 'umudu' olduðu için seyreder. Takýmý iyiyse maça gider, transferi varsa formalara saldýrýr ya da baþarý varsa taraftar odaklý projelere destek verir. Ýngiltere, Ýspanya ya da Almanya'daki taraftarlarýn futbola olan bakýþ açýsý ile 'bizimki' arasýndaki fark da budur aslýnda... 1860 München 40 bin kiþiye oynarken; Þükrü Saracoðlu'na 40 bin kiþi gelmesini yere göge sýðdýramamamýz ya da Cardiff City'in 25 bin kiþiye oynarken; Ali Sami Yen Stadý'ný 15 bin kiþi ile cehennem - özellikle son dönemde- olarak nitelendirmemiz, bakýþ açýmýzdan, heyecanýmýzdan ve umudumuzdan gelir aslýnda...
Ýþte þu anda tam da o noktadayýz! Heyecanýný, inancýný kaybeden bir taraftar kitlesisinin koca bir camia üzerinde nasýl etkili olabileceðini yavaþ yavaþ hissetmeye baþlýyoruz. Galatatasaray'dan bahsediyorum... Hani o sarý-kýrmýzýlý sevdalýlarýný adýyla, formasýyla, rengiyle heyecanlandýran, umutlandýran bir takým vardý ya, ondan iþte... Futbolda sistemler üzerine günlerce konuþabiliriz, Frank Rijkaard'ýn yaptýklarýndan, yapamadýklarýndan, bireysel performanslardan, umud edilen total futbolun nereye sürüklendiðinden... Arda 78'de çýktý, Ali Turan kötüydü, fauldü, deðildi; penaltýydý gibi spesifik olaylarýn üzerinde durup; tabloyu genele yormayý da pek ala biliriz. Ancak sorun bu deðil...
Sorun Galatasaray'ýn iki transfer yapýp yapmayacaðý da deðil... Sorun; sarý-kýrmýzýnýn hedefleri, hayalleri, açmaz, anlamsýz politikasý, mevcut yönetimin paramýz yok deme cesaretini kendinde bulabilmesi, bir oyuncunun teknik direktörünü alanen eleþtirilebilme gücüne sahip olup; o teknik direktörün eleþtiren oyuncuyu beðenmese de oynatmaya mecbur býrakýlmasýndadýr! Sorun, Frank Rijkaard'ýn TFF yetkilisine ya da meslektaþýna laf yollamasýna zorlanacak psikolojiye sokulmasýndadýr... Sorun organizasyon, yapýlanma, baþýboþluk, düþüncesizlik, vizyonsuzluk sorunudur. Futbolda yönetenin sýzlanma, hayýflanma ya da 'yok', 'imkanýmýz bu' deme lüksü yoktur! Yönetenin varoluþ amacý yaratmaktýr. Kaynak yaratmaktýr, tesis yaratmaktýr, futbolcu yaratmaktýr, destekleyici politikalar yaratmaktýr. Yaratamýyorsa þayet varoluþ amacýna ters düþer, bulunduðu yeri dolduramaz.
Galatasaray yönetiminin paramýz yok demeye, 'salt ekonomik denge yüzünden' oyuncu satmaya hakký yoktur... Taraftar masumdur, bekler, ürün alýr, kredi kartý alýr, kombine alýr ve bekler! Ne bekler? Baþarý bekler, yakýn olduðu, formasýnýn üzerine ismini yazdýrdýðý isimleri görmek ister o yeþil zemin üzerinde ya da pankartlarýný adý ile süslediði bir yönetimi görmek ister kenarda, tribünde! Futbolla iliþkisi sýfýr noktasýnda olan sokaktan geçen bir kiþiyi Galatasaray'ýn baþýna oturtsanýz, Keita'yý 8.5 milyon avro'ya satar, üzerine kar ettim der ve bonservis bedeli ödemeden kadrosuna kattýðý bir futbolcu ile -Serdar Özkan- sattýðý oyuncunun yerini doldurmaya çalýþýr...
Bakýn sokaktaki adamdan bahsediyorum... -Galatasaray'ýn oyuncu satma politikasýný Lyon ya da Porto'nun oyuncu satma politikasý ile karþýlaþtýrmak da futbolda varolan gerçeklerden keskin bir þekilde sapmayý beraberinde getirdi! O yüzden bu konuyu farklý politika ve anlayýþ çerçevesinde deðerlendirmek lazým.-
Galatasaray Baþkaný Sayýn Adnan Polat ve deðerli kurmayý Adnan Sezgin de 'sokaktaki insan' gibi davranmýþtýr, kazanmak yerine satmýþtýr! Artýk büyümesi, bir önceki yýldan fazlasýyla ders almasý gereken Galatasaray'ýn hedefleri küçültülmüþtür ve her þeyden önemlisi taraftarýnýn heyecanýný dizginlemiþtir!
Sarý-kýrmýzý taraftar baþarýsýzlýðý olaðan karþýlama güdüsüne sürüklenmiþ, umutsuzluða hapsedilmiþtir. Taraftarýn yaþadýðý bu 'umutsuzluk ve heyecansýzlýk' medyayý da harekete geçirmiþ ve Galatasaray basýnýn kara tablosu haline gelmiþtir. Bir nevii Galatasaray yönetimi, hesap edilmeyen sinsilelerle kendini kendini asmýþtýr... Ýþte asýl ve çözülmesi gereken sorun da budur. Hem de bir an önce...
Haber; Sporx.com Yazarlar
Diðer haberleri görmek için aþaðýya kaydýrýn.
Diðer Haberler
Diðer haberleri görmek için aþaðýya kaydýrýn.


