Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Geri
İleri
Şike: Aramızdaki Hainler - 1
SPORX AI BAKIŞI
AI analizi yükleniyor...
Battlestar Galactica'nın en sevdiğim bölumlerinden biri düşmanın silahı kafasına dayalı halde bazı idam kararlarını imzalayan eski Başkan Baltar'ın hainlikle yargılandığı bölümdür. Lee Adama'nın Baltar'ı kurtaran muhteşem savunması şöyledir:
“Sen Gaius Baltar ölmelisin. Sen ölmelisin çünkü, eh, senden pek hoşlanmıyoruz. Zayıfsın. Korkaksın. Ve biz çetedekiler, seni hava kilidinden atmak istiyoruz. Çünkü Saylonlara karşı gelmedin ve bu esnada ölmedin. Bu şimdi adil. Sen orada ölmeliydin. Ancak, yaşama cüretini gösterdiğine göre seni şimdi idam edeceğiz. Adalet budur!
***
Hainin kim olduğuna, neyin hainlik olduğuna sadece o günün koşullarının karar verdiği durumlara güzel bir örnektir bu. Toplumun sürekli değişen bakış açısının ve korkularının o zamana rastlayan kısmına aykırı davranan kişidir hain. 10 yıl sonra kahraman olacaktır belki. Adı caddelere, binalara verilecektir belki. Nazım Hikmet'ten, Ahmet Kaya'ya, Chaplin'den Arthur Miller'a, Hitler'den Stalin'e gider bu zincir.
Not: İddianame yayınlandı ancak beklemediğimiz hiçbir şey olmadığında hemfikiriz herhalde. O nedenle yeni bir gelişme olarak değerlendirmeyeceğim.
***
Bugün şikede geldiğimiz nokta bundan farklı değil. Ülkenin çıkarları mı kulüplerin çıkarları mı daha önemli? (Ülkemi düşünüyorum diyenlerden korkmayı öğreneli çok oldu, o da ayrı mesele tabii..)
Bugün hata veya ihanet olarak adlandırılacak bir karar yarın büyük bir kahramanlığa dönüşebilir mi? Ya da tam tersi. Bugün hainleri yanlış adreste arıyor olabilir miyiz peki?
Bütün cevapların göreceli olduğu zamanlardayız. Herkes satranç oynuyor ama kimse üç hamle sonrasını göremiyor.
Tabii doğal olarak, böyle bir ortamda da, haklı veya haksız olduğuna aldırmaksızın, taraftarından kulüplere, Federasyondan Meclise birçok kişi olayların bir an önce kapatılmasını, hatta hiç yaşanmamış sayılmasını arzuluyorlar. Zaten Meclisin geçirmeye çalıştığı yasa değişikliğiyle bu arzular iyice ortalığa saçılıp döküldü. Hatta “unutalım gitsin”cilerin sayısının “bu işin kurtuluşu yok”çulardan fazla olduğunu bile söyleyebilriiz.
***
Şimdi kendimizi bu dizinin oyuncularının yerine koyalım tek tek. Önce Futbol Federasyonu'nun, sonra da UEFA'nın, yargının ve kulüplerin…..
Türkiye Futbol Federasyonu: Başroldeki kötü adam (ya da günah keçisi)
Soru şu: Federasyon üyeleri hain mi? Yoksa sadece ülkenin çıkarlarını mı düşünmüştür kendileri? Yoksa sadece ve sadece korkak mı davranmışlardır?
Türkiye'de insanlar neredeyse ikiye ayrılmış durumda. Federasyonun nefret edenler ve Federasyon ile dalga geçenler. Peki, biraz farklı bir yolculuğa ne dersiniz?
Bunun için Mehmet Ali Aydınlar'ın 4 ay önce başladığı yolculuğu canlandıracağız.
Tabii önce "taraftar" marka gözlüklerimizi çıkarıyoruz ve çok boyutlu gösteren gözlüklerimizi takıyoruz.
Şimdi de işe ilk başladığımız günlere doğru zamanda bir yolculuk yapıyoruz.
Şirkette yenisiniz. Henüz ikinci haftanız. Büyük bir şevk içindesiniz. Veee.. O da ne? Birisi kucağınıza bir bomba bırakıverdi.
Ülkenin kaderini belirleyecek bir karar almak zorundasınız. Ülke abartı mı oldu? O zaman, şirketin kaderini belirlemek size kaldı diyelim. Hadi şirketi de geçtim, departman yapalım şunu.
İlk sorum: Var mı aramızda böyle bir baskı yaşamış olan?
İkinci sorum: Bu ülkede, böyle bir ortamda, sağlıklı, adaletli ve herkesi memnun edecek bir karar alabilecek kaç kişi tanıdınız hayatınız boyunca?
Birçoğumuz çuvallardı herhalde. Federasyon da hafiften çuvalladı. Çok, ama çok baskın bir karakteri olan Fenerbahçe camiasını kızdırmamak için ve içeri alınanlara haksızlık etmemek için acele bir karar aldılar. Kimseyi cezalandırmayacaklardı şimdilik.
Ancak bu kararı alırken UEFA'yı hiç hesap etmediler. Sonra da UEFA'yı hesap etmediler diye şamar oğlanına döndüler.
UEFA'nın ölümcül mektubuyla çok daha zor, çok daha ağır bir kararı saatler içinde almak zorunda kaldılar. Bu kez Fenerbahçe'nin tepkisi daha ağırdı. Kanıtlarda adı geçen Trabzonspor'u, (belki aleyhindeki iddialar Fenerbahçe'ye göre çok daha zayıf olduğu için, belki de UEFA Fenerbahçe'yer verdiği tepkiyi Trabzonspor için vermediği için) apar topar Şampiyonlar Ligi'ne gönderdiler. İşin ilginç yanı, bu karara Fenerbahçe aşırı tepki gösterirken, Bursaspor'un tepkisi çok hafif oldu.
Sonuçta hem UEFA'dan çocuk gibi azar işittiler. hem Fenerbahçelilerin gözünde vatan haini oldular, hem de Galatasaray tarafından cesaretsizlikle suçlandılar. Yani tek bir kişiye bile yaranamadılar.
Oysa bundan farklı herhangi bir karar almış olsalardı daha yumuşak tepki alacaklardı diye düşünüyorsanız siz bir hayalcisiniz.
Buraya kadar sempati ile empatiyi ayırmaya çalıştım. Yani Federasyona sempati duymak zorunda değilsiniz ama empati yapmak zorundasınız. Bunu yaptığınızda da görünenden bambaşka bir yere varıyorsunuz.
Şimdi gelelim kendi yaptığım empatidan çıkan olumsuz sonuçlara.
Kendi açımdan, Federasyon'da beni en çok rahatsız eden şey, yayıncı kuruluşu kurtarma çabasını abartmaları oldu. Muhtemelen bütçeyi kurtarabilmek için buna mecburlar. Ancak tek kaynağa çok fazla bel bağlamanın sonucu da bu işte.
Ayrıca Aydınlar'ın sezon öncesi açılış konuşması fiyaskoydu. Hem davanın sonuçlanmasını beklemeyi düşünüyor, hem de futbolu saran bu pisliğin bir an önce temizlenmesi gerektiğini söylüyordu. Yani hem ortada bir suç olduğunun farkında olduğu hem de karar almaya istekli olmadığı sinyallerini aynı anda veriyordu.
Özetle Federasyon sürekli hata yapabileceği zor bir sürecin içinde kalmış durumda. Bu çok bilinmeyenli denklemi çözmek için daha fazla akıl ve irade koymak zorundalar. Belki de oyunun gidişatını iyi hesap edecek bir satranç ustasına ihtiyaçları var. Tabii bir de, herkesi aynı anda mutlu edemeyeceklerini anlamaları gerekiyor.
***
Bu arada Lee Adama'nın savunması şu sözlerle biter:
“Korkak olan benim, hain olan benim. Ben affedildim. Diyorum ki hatalara karşı çok affediciyiz. Artık kendi yasalarımızı yapıyoruz, kendi adaletimizi. Ve insanları kancadan kurtarmak adına oldukça yaratıcı çözümler buluyoruz. Hem de her şey için, hırsızlıktan cinayete kadar. Öyle olmak zorundaydık. Çünkü artık bir uygarlık değiliz.”
Anlayana…
***
Gelecek bölümler: Sith Lordu UEFA, oğlunun iyileşmesi için ortalığa birbirine katan adam: Fenerbahçe yönetimi, onun sadık yardımcısı ama aynı zamanda sağduyusu Fenerbahçe taraftarı, hayatı kurtarılmaya çalışılan çocuk Fenerbahçe takımı, üç yanlıştan bir doğru çıkarmaya çalışan yargı, her zaman ortalığı karıştıran politikacılar, olaydan rating kapmaya çalışan medya ve kimin destek kimin köstek olduğu belli olmayan saray çevresi: diğer Kulüpler…
“Sen Gaius Baltar ölmelisin. Sen ölmelisin çünkü, eh, senden pek hoşlanmıyoruz. Zayıfsın. Korkaksın. Ve biz çetedekiler, seni hava kilidinden atmak istiyoruz. Çünkü Saylonlara karşı gelmedin ve bu esnada ölmedin. Bu şimdi adil. Sen orada ölmeliydin. Ancak, yaşama cüretini gösterdiğine göre seni şimdi idam edeceğiz. Adalet budur!
--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Bu dava duygulara dayalı. Kızgınlığa, acıya, intikama. Ama en önemlisi utanca dayalı. O gezegende kendi kendimize yaptıklarımızdan duyduğumuz utanca. Ve kaçıp gidenlerin duyduğu suçluluğa. Ve bütün bu suçluluğu tüm utancı bir adama yıkmaya çalışıyoruz. Sonra onu hava kilidinden atarak hepsinden kurtulmayı umut ediyoruz. Kendimizle yaşayabilmek için. Ama bu işe yaramayacak.”***
Hainin kim olduğuna, neyin hainlik olduğuna sadece o günün koşullarının karar verdiği durumlara güzel bir örnektir bu. Toplumun sürekli değişen bakış açısının ve korkularının o zamana rastlayan kısmına aykırı davranan kişidir hain. 10 yıl sonra kahraman olacaktır belki. Adı caddelere, binalara verilecektir belki. Nazım Hikmet'ten, Ahmet Kaya'ya, Chaplin'den Arthur Miller'a, Hitler'den Stalin'e gider bu zincir.
Not: İddianame yayınlandı ancak beklemediğimiz hiçbir şey olmadığında hemfikiriz herhalde. O nedenle yeni bir gelişme olarak değerlendirmeyeceğim.
***
Bugün şikede geldiğimiz nokta bundan farklı değil. Ülkenin çıkarları mı kulüplerin çıkarları mı daha önemli? (Ülkemi düşünüyorum diyenlerden korkmayı öğreneli çok oldu, o da ayrı mesele tabii..)
Bugün hata veya ihanet olarak adlandırılacak bir karar yarın büyük bir kahramanlığa dönüşebilir mi? Ya da tam tersi. Bugün hainleri yanlış adreste arıyor olabilir miyiz peki?
Bütün cevapların göreceli olduğu zamanlardayız. Herkes satranç oynuyor ama kimse üç hamle sonrasını göremiyor.
Tabii doğal olarak, böyle bir ortamda da, haklı veya haksız olduğuna aldırmaksızın, taraftarından kulüplere, Federasyondan Meclise birçok kişi olayların bir an önce kapatılmasını, hatta hiç yaşanmamış sayılmasını arzuluyorlar. Zaten Meclisin geçirmeye çalıştığı yasa değişikliğiyle bu arzular iyice ortalığa saçılıp döküldü. Hatta “unutalım gitsin”cilerin sayısının “bu işin kurtuluşu yok”çulardan fazla olduğunu bile söyleyebilriiz.
***
Şimdi kendimizi bu dizinin oyuncularının yerine koyalım tek tek. Önce Futbol Federasyonu'nun, sonra da UEFA'nın, yargının ve kulüplerin…..
Türkiye Futbol Federasyonu: Başroldeki kötü adam (ya da günah keçisi)
Soru şu: Federasyon üyeleri hain mi? Yoksa sadece ülkenin çıkarlarını mı düşünmüştür kendileri? Yoksa sadece ve sadece korkak mı davranmışlardır?
Türkiye'de insanlar neredeyse ikiye ayrılmış durumda. Federasyonun nefret edenler ve Federasyon ile dalga geçenler. Peki, biraz farklı bir yolculuğa ne dersiniz?
Bunun için Mehmet Ali Aydınlar'ın 4 ay önce başladığı yolculuğu canlandıracağız.
Tabii önce "taraftar" marka gözlüklerimizi çıkarıyoruz ve çok boyutlu gösteren gözlüklerimizi takıyoruz.
Şimdi de işe ilk başladığımız günlere doğru zamanda bir yolculuk yapıyoruz.
Şirkette yenisiniz. Henüz ikinci haftanız. Büyük bir şevk içindesiniz. Veee.. O da ne? Birisi kucağınıza bir bomba bırakıverdi.
Ülkenin kaderini belirleyecek bir karar almak zorundasınız. Ülke abartı mı oldu? O zaman, şirketin kaderini belirlemek size kaldı diyelim. Hadi şirketi de geçtim, departman yapalım şunu.
İlk sorum: Var mı aramızda böyle bir baskı yaşamış olan?
İkinci sorum: Bu ülkede, böyle bir ortamda, sağlıklı, adaletli ve herkesi memnun edecek bir karar alabilecek kaç kişi tanıdınız hayatınız boyunca?
Birçoğumuz çuvallardı herhalde. Federasyon da hafiften çuvalladı. Çok, ama çok baskın bir karakteri olan Fenerbahçe camiasını kızdırmamak için ve içeri alınanlara haksızlık etmemek için acele bir karar aldılar. Kimseyi cezalandırmayacaklardı şimdilik.
Ancak bu kararı alırken UEFA'yı hiç hesap etmediler. Sonra da UEFA'yı hesap etmediler diye şamar oğlanına döndüler.
UEFA'nın ölümcül mektubuyla çok daha zor, çok daha ağır bir kararı saatler içinde almak zorunda kaldılar. Bu kez Fenerbahçe'nin tepkisi daha ağırdı. Kanıtlarda adı geçen Trabzonspor'u, (belki aleyhindeki iddialar Fenerbahçe'ye göre çok daha zayıf olduğu için, belki de UEFA Fenerbahçe'yer verdiği tepkiyi Trabzonspor için vermediği için) apar topar Şampiyonlar Ligi'ne gönderdiler. İşin ilginç yanı, bu karara Fenerbahçe aşırı tepki gösterirken, Bursaspor'un tepkisi çok hafif oldu.
Sonuçta hem UEFA'dan çocuk gibi azar işittiler. hem Fenerbahçelilerin gözünde vatan haini oldular, hem de Galatasaray tarafından cesaretsizlikle suçlandılar. Yani tek bir kişiye bile yaranamadılar.
Oysa bundan farklı herhangi bir karar almış olsalardı daha yumuşak tepki alacaklardı diye düşünüyorsanız siz bir hayalcisiniz.
Buraya kadar sempati ile empatiyi ayırmaya çalıştım. Yani Federasyona sempati duymak zorunda değilsiniz ama empati yapmak zorundasınız. Bunu yaptığınızda da görünenden bambaşka bir yere varıyorsunuz.
Şimdi gelelim kendi yaptığım empatidan çıkan olumsuz sonuçlara.
Kendi açımdan, Federasyon'da beni en çok rahatsız eden şey, yayıncı kuruluşu kurtarma çabasını abartmaları oldu. Muhtemelen bütçeyi kurtarabilmek için buna mecburlar. Ancak tek kaynağa çok fazla bel bağlamanın sonucu da bu işte.
Ayrıca Aydınlar'ın sezon öncesi açılış konuşması fiyaskoydu. Hem davanın sonuçlanmasını beklemeyi düşünüyor, hem de futbolu saran bu pisliğin bir an önce temizlenmesi gerektiğini söylüyordu. Yani hem ortada bir suç olduğunun farkında olduğu hem de karar almaya istekli olmadığı sinyallerini aynı anda veriyordu.
Özetle Federasyon sürekli hata yapabileceği zor bir sürecin içinde kalmış durumda. Bu çok bilinmeyenli denklemi çözmek için daha fazla akıl ve irade koymak zorundalar. Belki de oyunun gidişatını iyi hesap edecek bir satranç ustasına ihtiyaçları var. Tabii bir de, herkesi aynı anda mutlu edemeyeceklerini anlamaları gerekiyor.
***
Bu arada Lee Adama'nın savunması şu sözlerle biter:
“Korkak olan benim, hain olan benim. Ben affedildim. Diyorum ki hatalara karşı çok affediciyiz. Artık kendi yasalarımızı yapıyoruz, kendi adaletimizi. Ve insanları kancadan kurtarmak adına oldukça yaratıcı çözümler buluyoruz. Hem de her şey için, hırsızlıktan cinayete kadar. Öyle olmak zorundaydık. Çünkü artık bir uygarlık değiliz.”
Anlayana…
***
Gelecek bölümler: Sith Lordu UEFA, oğlunun iyileşmesi için ortalığa birbirine katan adam: Fenerbahçe yönetimi, onun sadık yardımcısı ama aynı zamanda sağduyusu Fenerbahçe taraftarı, hayatı kurtarılmaya çalışılan çocuk Fenerbahçe takımı, üç yanlıştan bir doğru çıkarmaya çalışan yargı, her zaman ortalığı karıştıran politikacılar, olaydan rating kapmaya çalışan medya ve kimin destek kimin köstek olduğu belli olmayan saray çevresi: diğer Kulüpler…
Haber; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.

