Sporx Logo
Takımım Dünya Kupası
2026
Türkiye Özel Canlı Skor
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Geri
İleri
ŞİKE ve ADALET
Google News

ŞİKE ve ADALET

SPORX AI BAKIŞI
AI analizi yükleniyor...
“Çünkü sizler işin sırrını çözmek değil kandırılmak istiyorsunuz.”, The Prestige

İtiraf edeyim, yurtdışında bir işe odaklandığım için, 2011 Temmuz’unu benzersiz bir hale getiren “şike” konusuna yavaş yavaş hakim olabiliyorum.

İlk bakışta, bu konuda yazılmadık pek bir şey de kalmadığını düşünmüştüm. Taraftar duygusallığıyla yazanından tutun, mantıklı ve tarafsız çıkarımlar yapmaya çalışanına kadar, tüm yazarlar fikirlerini, hatta hislerini dökmüştü. Üstelik sadece spor yazarları da değildi bunu yapan.

--Haber reklamdan sonra devam ediyor--
Ancak resmin geneline bakınca çok temel bir şeylerin atlandığını fark ettim. Çünkü herkes ya detayda ya da duygu selinde kaybolmuştu. Tartışmalar Fenerbahçe yönetiminin masumiyeti ve komplo teorileri çevresinde yoğunlaşmış ama hukuki süreç ve adalet sistemi çok yüzeysel sorgulanmıştı.

Bu hassas konuda fikir yürütürken, elimden hiç düşürmediğim bir kitaptan yararlanacağım: Beccaria’nın bundan yaklaşık 250 yıl önce henüz 26 yaşında yayınladığı ve modern Batı hukukunun düstur edindiği “Suçlar ve Cezalar Hakkında”. Üstat Sami Selçuk’un bile “ceza yasalarının ilkeler sözlüğü” olarak değerlendirdiği bu şaheser bana rehberlik yapacak.

Beccaria’nın temel varsayımı şu:

“Bir cezanın, bir ya da birden çok kişi tarafından, bir yurttaşa karşı uygulanan kaba bir güç, şiddet olmaması ve sayılmaması için, her şeyden önce kesinlikle herkese açık, çabuk, kaçınılmaz,belli koşullarda olabilir yaptırımların en ılımlısı ve en azı,suçların ağırlığıyla orantılı ve yasalar tarafından belirlenmiş bulunması zorunludur.”

Bu tanım adalet sisteminin ne olması gerektiğini en güzel özetleyen cümlelerden biri olarak kabul edilmiştir. Bizim de ışığımız bu cümle olacak.

Ancak şunu da söylemeliyim ki, aşağıdaki eleştirilerin sadece soruşturma süreciyle ilgili olduğu düşünülmemelidir. Sorunların temelinde yasa koyucudan kaynaklanan eksikliklerin, bunun da temelinde, ülkedeki adalet sisteminin bozukluğunun yatmakta olduğunu fark edeceksiniz.

Ayrıca bu yorumlar kimsenin suçlu veya suçsuz olduğunu kanıtlama çabası gütmeyecektir.

Ve şunu da söylemeliyim ki, bir hukukçu olmadığımdan aşağıdaki yorumlar kişisel sorgulamalarımdır. Yapacağım hukuksal hatalardan dolayı gelecek her türlü düzeltmeye açık olacağım.

1- Tutuklu Yargılanma Süresi

Bir zanlının, cezası belli olmaksızın uzun bir süre tutuklu kalmasından nasıl bir çıkarım yapabilirsiniz? Akla ilk gelen, o kişinin cezalandırılması için elde yeterince delil olmadığıdır. (Bunun dışında 2 amacı daha olabilir. Delilleri karartmak veya kaçmak. Ancak günümüz teknolojisiyle her ikisi de kolay görünmüyor.)

Peki elde yeterince delil yoksa, o kişinin (topluma vereceği zararların kısıtlı olduğu bir suçla ilgili) içeride çok uzun süre tutulmasının, delil varsa, sürekli yeni dalgaları beklemesinin mantığı nedir?

Beccaria’ya kulak vermeye başlayalım:

-  “Cezaların çabucak verilmeleri çok yararlıdır.Çünkü ceza ile suç denilen bu iki kavramın birlikteliği (art arda olmaları) insanın kafasında o denli çok güçlü ve çok kalıcı bir iz bırakır. Bunun sayesinde suç bir neden olarak, ceza da zorunlu şaşmaz bir sonuç olarak değerlendirilir. Geciken ceza, cezadan çok bir gösteriye dönüşür ve cezalandırma duygusunu güçlendirmeye yarayacak olan böylesine özel bir suçun cezasının çektirilmesinin seyircilerin ruhlarından doğurduğu dehşet zayıflar.”
-   “Ceza ne denli çabuk ve işlenen suça yakın olursa o denli adil ve yararlı olur. Çünkü bu çabukluk, geleceğe dönük belirsizliğin doğuracağı yararsız ve acımasız işkencelerden suçluyu kurtarır. Kuruntunun gücü ve suçlunun kendi zayıf duyguları yüzünden bu işkenceler gittikçe şiddetlenir. Ceza “özgürlükten yoksunluk” olduğu zaman, hükümlülük kararından önce uygulanmış olur.”

Şike sanıklarının (ve tabii cinayete karışanlar hariç Ergenekon, vb. sanıklarının) içeride uzun süre tutulmasının ve davalarının bir türlü sonuçlanmamasının (özellikle gerçekten suçsuz iseler) bu insanların ruhları üzerinde yaptığı tahribat telafi edilemez boyutlarda olabilir.

Öte yandan, soruşturma yeni dalgalar peşinde koştukça cezaların yaratacağı etki zayıflayacak, asıl suçtan gittikçe bağımsız hale gelecek, üzerinde binlerce spekülasyon yapılmış olacak, suçun varlığı veya cezanın adaleti üzerine şüpheler çoğalacak ve sonunda verilecek cezanın benzer suçlardan caydırıcı etkisi hafifleyecektir.

Bu davaların ve dalgaların gerçekten birleştirilme zorunluluğu var mıdır? Sadece suçun doğası olarak mı ilişkilidirler, yoksa çok daha sıkı bağlar mı vardır? Bunun açık olmaması da bizi ikinci konuya götürüyor.

2- Soruşturmanın Gizliliği

Peki, sürecin bu kadar gizli yürütülmesinin amacı nedir? Gidişat konusunda bazı gizlilikler anlaşılabilir, ancak kişilerin tam olarak hangi konularda suçlandığının bilinmemesinin ne kadar çok spekülasyon doğurduğu fark edilmiyor mu?

Yine Beccaria’ya dönelim;

-  “Yargılamalar ve suçun kanıtları herkese açık olmalıdır.”
“Acaba hem bütün toplumun değerlerini çiğneyen, onu sarsan ve hem de herkesin gözü önünde açıkça yargılanması insanların yararına bulunmayan bir suç olabilir mi?”
-  “Ceza adaletinin ve yargılamasının yürütülmesinde yöntemler, biçimler ve törenler zorunludur. Zira ancak bunlar sayesinde, yargılayan yargıcın başına buyrukluğuna hiç olanak verilmemiş olur. Halkın kafasına dedikodular ve yandaş çıkarları değil tutarlı, istikrarlı ve kurallara bağlı bir yargılama yapıldığı düşüncesi ancak böylelikle yerleşebilir.”

Unutmayalım ki, yasalar toplum içindir. Yasa koyucu da, yargılayan da, soruşturan da bu toplumun bir parçasıdır. Toplumun kendi iyiliği için açılmış bir dava hakkında bilgilendirilmesi kadar doğal bir şey olamaz. Hele ki bu ceza, toplumun duygusal boşluğunu dolduran bir eğlenceyi tehdit ediyorsa.

Gizlilik için çok ama çok haklı nedenler olmadıkça ve gizliliğin kaldırılmasının toplumun parçalanmasına yol açacak zararları olmadığı sürece, soruşturma ve davalar neden medyanın spekülasyonlarına terk edilsin ki?

3- Suçun Tanımlanması

Hepiniz şaşırmışsınızdır, Tayfur Havutçu’nun terör yasası kapsamında suçlanmış olmasından. Ben şahsen dehşete düştüm. Nasıl belirsiz bir yasa yapılmıştır ki, şike suçunu ve cezasını tanımlamakta  bu kadar zayıf kalmıştır? Nasıl anlaşılmaz bir yasadır ki, savcılar, çoğumuzun az çok ne olduğunu bildiği şike suçu için terör suçlaması öngörmüştür?

Beccaria diyor ki;

-  “Suçları önlemek istiyor musunuz? Öyle yasalar yapınız ki, açık, yalın, anlaşılabilir olsunlar, toplum onları sevsin ve savunmak için bütün gücüyle birleşsin. Toplumun hiçbir kesimi onları yıkmaya durmasın, yeltenmesin.”
-  “Yasaların kutsal metinlerini okuyup anlayacak ve ellerinde bulunduracak olanların sayıları çoğaldıkça suçlara daha az rastlanacaktır. Çünkü cezaların bilinmezlikleri ve belirsizlikleri kesinlikten yoksunlukları hiç kuşkusuz tutkuların körüklenmesine yol açacaktır.”
-  “İnsanlar davranışlarını tanıyıp yakından bilmedikleri acılara göre değil, bildiklere acılara göre ayarlarlar.“

Roma hukukundan beri gelen temel ilkeleri de buraya eklemekte fayda var:

-       Yasasız suç olmaz.
-       Yasasız ceza olmaz.
-       Suçlar yazılı, kesin, kolay anlaşılır, sonuçları önceden görülebilir biçimde belirlenmelidir.
-       Yasalar uzmanlar için değil halk için yapılır.
-       Ceza yasası, cezalandırmadan önce açık, anlaşılabilir biçimde uyarmalıdır.

Yasaları doğru ve açık tanımlamadığınız zaman insanların adalet beklentisi sarsılır. Kararlara itirazlar çoğalır. Yorumlama hakkı yasama erkinden yargı erkine geçmiş olur, ki Türkiye’de uygulamada mevcut olan bu sistem hukuk düzeninin en üstündeki kişiler tarafından dahi sorgulanmaktadır.

Yine bu yasanın belirsizliği ve bu nedenle istenen cezanın yüksekliği bizi başka bir konuya götürüyor:

(SÜRECEK)



Haber; Sporx.com
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Diğer Haberler
Diğer haberleri görmek için aşağıya kaydırın.
Sporx Anasayfasına Dön yukarı ok
Sporx Anasayfasına Dön